Tevfik Fikret yüz elli yaşında!

Tevfik Fikret, “çağına kadar süregelmiş şiir anlayışını değiştiren” büyük şair…

Tevfik Fikret’i doğumunun yüz ellinci yılında saygı ve sevgi ile anıyoruz. Onu, Abdülhamit’in istibdat döneminde yazdığı, bütün zamanlara seslenen “Sis” şiiriyle selamlıyoruz, A. Kadir’in yenileştirmesiyle… Arşiv desteği için Turgut Çeviker’e teşekkür ediyoruz.

SİS

 

Gene bir sis kaplamış ufuklarını, inatçı bir sis,

gitgide büyüyen bir ak karanlık.

Ağırlığı altında ne varsa sanki yok olup gitmiş,

kalmış ortada kala kala bir tozlu yığın,

o tozlu, korkunç yığına bakan göz

şaşırır titrer, ilerisine gidemez.

Ama sen hak ettin bu karanlık, kalın örtüyü,

bu örtü tıpatıp sana uydu, ey kanlı toprak,

ey zulümler meydanı, ey yaldızlı ülke,

döktüğü kanla, çektirdiği acıyla çalım satan!

Ey gösterişin, şatafatın beşiği ve mezarı,

oldum olası imrenilen kraliçesi Doğu’nun!

Ey kanlı sevgileri, kılı kıpırdamadan

zevk ve safaya susamış bağrında emziren!

Ey Marmara’nın mavi kucağında

ölüm uykusuna dalmış diri,

ey köhne Bizans, büyücü kocakarı,

ey bin kocadan artakalan el değmemiş dul,

gene de güzel görür, taptaze görür seni,

gene de üstüne titrer sana bakan.

Ne kadar tatlı, cana yakınsın, ne kadar,

süzgün, mavi gözlerinle sen uzaktan!

Oysa ne farkın var kirli kadınlardan senin,

hiçbir şey umurunda değil, belli,

ne bunca acı türkü, ne bunca kan ağlayan!

Sen kurulurken katmış olmasın bir hain el

senin temeline zehirli suyunu kötülüğün.

İşte her yanda ikiyüzlülüğün kiri,

nereye baksan çekememezlik, nereye baksan çıkarcılık,

nereye baksan hergelelik, yalan dolan.

Demek yükselmek yalnız bunlarla oluyor.

Koynunda barınan nice yaratık arasında

kaç tanesinin alnı açık, yüzü ak?

 

Örtün, ey İstanbul, kanlı toprak,

örtün, kart orospu, örtün, hiç uyanma!

 

Ey gürültüler, patırtılar, cakalar, şanlar, alaylar,

katil kuleler, kapkaranlık, zindanlı saraylar.

Sağlam mezarı anıların, ulu tapınak,

onurlu taş direkler, bağlı devler gibi,

geçmiş günleri gelecek günlere anlatmakla görevli,

ey kale duvarları, şehri dolanan, çepeçevre,

dişleri düşmüş kafatasları gibi, sırıta sırıta.

Ey kubbeler, Tanrıya yakaran yapılar,

ey minareler, sözde kalmış doğrularsınız.

Ya siz, damları çökmüş medreseler, mahkemecikler!

Selvilerin kara gölgelerinde birer yer tutmuş,

geçmişlere rahmet dileyen mezar taşları,

ey sabırlı dilenciler sürüsü!

Türbeler, bizde ne gürültülü anılar uyandırırsınız,

ama yatarsınız bir şey demeden, ey atalar, sessiz sedasız!

Tozun toprağın, çamurun savaş alanı, sokaklar!

Ey yangın yerleri, uğursuzların gecelediği,

bir olay sayıklarsınız her açılan yaradan.

Kara damlı, kendi halinde, fukara evler,

ayağa kalkmış birer yas gibi durursunuz.

Ne kadar da dokunaklı somurtuşunuz var,

leyleklere, çaylaklara yuva olmuş tasalı ocaklar,

uzun yıllar, besbelli, tütmek nedir, unutmuşsunuz!

Ey kuru ağızlar, açlıktan kazınınca mideler,

her alçak lokmayı yutmaya hazırsınız!

İşte toprağın bereketi, işte bütün yiyecek içecek.

İşte elini uzatsan her şey eline değecek,

böyleyken aç yaşa, işsiz güçsüz yaşa,

boş yere gökten, Tanrıdan dilen dur

ekmeği, aşı, kurtuluşu, rahatı,

bu ne biçim Tanrıya sığınma, ikiyüzlü, alçakça!

Sesler çıkarırsınız köpekler gibi,

oysa konuşan yaratıklarsınız, onurlu ve değerli,

sövülüyor bu nankörlüğe çığlıklarla!

Ağlarsınız boşuna, gülersiniz zehir gibi.

Küfreden gözler yoksulluğu söyler, açlığı, kederi.

Namus, masalların boşluğunda bir anı.

Adamı yukarılara çıkaran yol, el etek öpme yolu.

Yakınması senin yüzünden bütün

öksüzlerin, dulların, arkasızların,

senin yüzünden bütün, ey silahlı korku!

Nasıl dokunulmaz olacak, özgür olacak

şöyle bir soluk almayla kişi,

söyle, ey kanun denen efsane!

Ey tutulmayan sözler, sonsuz yalan!

Ey mahkemelerden her gün kovulan hak!

Ey kuşkunun pençesinde kıskıvrak, duygusuz,

ta yüreklere dek uzanan gizli kulak,

senin korkundan ağızlar sımsıkı kilitli.

Seni hor görüyorlar, halkım için dökülen alınteri!

Ey kalem ve kılıç, siyasî iki mahkûm,

ey doğruluk ve yiğitlik,

unutulmuş yüzlersiniz artık!

Ey kodamanlar ve kuyrukları onların,

pısırıklar, çekingenler, korkaklar sizi,

nasıl da alışmışsınız iki büklüm yaşamaya,

adınızın sanınızın da maşallahı var hani!

Ey yere eğilmiş kafalar, ak pak, ama tiksindirici!

Ey genç kadın ve ardından koşan delikanlı!

Ey kahırlı ana, ey dargın karı koca!

Ya sizler be çocuklar,

anasız babasız, başı boş yavrucaklar, ya sizler…

 

Örtün, ey İstanbul, kanlı toprak,

örtün, kart orospu, örtün, hiç uyanma!

Yenileştiren: A. Kadir, Yeni Ufuklar, 8/1967, S. 183, s. 31-34

Tevfik Fikret, Sis şiiri

Tevfik Fikret

Tevfik Fikret için neler dediler?

“Onun mutlakiyet devrinde saltanata, istibdada, irticaya karşı güttüğü mücadele, halk kütleleri arasında ve fikir cephesinde daha ileri bir cemiyete geçmek insiyakının ilk tezahürleriydi. Bu devrede Fikret 1908 inkılâbının bir müjdecisi addedilebilir.” Sabiha Sertel

“Fikret, memleketin içinde kıvrandığı taassup, cehalet ve istibdat karanlığı üzerine çakan bir şimşekti. Bunun aydınlığı sonsuza kadar sürecek ve herkes nasibince bu büyük kaynaktan yararlanabilecektir.” Mustafa Baydar

“Kendi neslimin bütün çocukları üzerinde olduğu gibi, rûhumda, ahlâkımda, zevkimde, lisânımda, san’atımda en büyük têsîri o icrâ etmişti. Şark âleminden kafamı o çıkarmıştı. Bir müddet onun kâinâtında kalmıştım.” Yahya Kemal

“Tevfik Fikret XIX. yüzyılda şiirimizin Batılılaşmasında, yeni bir görüş, duyarlık, deyiş ve imgeye ulaşmasında, ‘Edebiyat-ı Cedide’ denilen akımın oluşmasında en çok emeği geçenlerden biridir.” Asım Bezirci

“Bir sanatçı, bir düşünür geleceğe dönük olduğu ölçüde ölümsüzleşir. Tevfik Fikret bugün yaşadığı devirden daha canlı, daha diri, daha çok anlaşılmış durumda. Yarın bugünkünden de daha yücelerde olacak ve Türk devrimcilerinin ilk öncü şairliği payesi ona verilecek.” Çetin Altan

“Tevfik Fikret de, özellikle ‘Sis’ şiirinden sonra, halktan kopuk, zorba, yasalara uymayan yönetimlerin karabasanı olmuştur, oluyor ve bir süre daha olacak gibi.” Mehmet H. Doğan

“Bakınız Tevfik Fikret’in eski ‘Sis’ine! İstanbul’un ufuklarını öyle sarmıştır ki, bir nefes almıya görün, ciğerlerinize kadar girer.” İlhan Selçuk

“Fikret, memlekette mevcut şiir telakkisini büsbütün değiştirdi; artık şiiri kendisi için değil, ihtiva ettiği fikirler için seviyorduk; ayrıca şiirin iddialarını da değiştirdi.” Ahmet Hamdi Tanpınar

Tevfik Fikret kimdir?

Tevfik Fikret, Sis şiiri

Tevfik Fikret (Portre: Feyhaman Duran)

FİKRET, Mehmet Tevfik (24 Aralık 1867 – 19 Ağustos 1915)

Yalnız mensup olduğu (Edebiyatı Cedide) devrinin değil, bütün edebiyat tarihimizin mühim simalarından biri sayılmağa lâyık şairlerimizdendir. İstanbul’da Aksaray’da doğdu. Babası Hüseyin Efendi, Çankırı’nın Ilgaz kazasından ve Karacaviran nahiyesinin Dalköz köyündendir ki Urfa Mutasarrıfı iken öldü. Asıl adı Mehmet Tevfik olan Fikret, ilk yazılarını bu imza ile yazmış, Serveti Fünun’a girdikten sonra Tevfik Fikret imzasını kullanmıştır. Aksaray’daki Mahmudiye Valde Rüştiyesi’nden sonra Galatasaray Lisesi’ne girmiş ve oradan 1888’de birincilikle çıkmıştır. 14, 15 yaşında ilk şiir tecrübelerine başlayan şair mektebi bitirince Hariciye İstişare Odası’na girmiş ve akrabasından Bülbül Tevfik Paşa’nın delâletile Sadaret Mektupçu Kalemi’ne sekiz yüz kuruş aylıkla tayin edilmişti. Biraz sonra İstişare Odası muavini oldu. Bir taraftan da Gedikpaşa’daki Ticaret Mektebinde türkçe, fransızca ve yazı dersleri verdi. Sonra müsabaka ile Galatasaray’a türkçe hocası oldu.

Bu sıralarda Tercümanı Hakikat’e Nazmi müstearile, İsmail Safa’nın çıkardığı Mirsat mecmuasına Mehmet Tevfik imzasile manzumeler yazmış, sonra Safa ile birlikte Malûmat gazetesini neşre başlamışlardı. Bu mecmua Baba Tahire geçtikten sonra Tevfik, Recaizade Ekrem’in tavassutu ile Servet-i Fünûn’un edebî muharrirliğine getirildi. Şekil ve mahiyet bakımından önceleri eskilerden pek ayrılmıyan şiirleri gittikçe yenileşiyor ve başkalaşıyordu. Bir kaç yıl içinde büyük bir şöhret kazandı. Bu şiirler 1898’de Rübâbı Şikeste adile basılınca o zamana kadar görülmemiş bir rağbet kazandı. Ertesi yıl ikinci defa neşredildi.

Servet-i Fünûn’daki edebiyat hareketleri 1901’de saltanat idaresi tarafından susturulmuştu. Fikret de beş, altı yıldanberi türkçe hocalığını yaptığı Rumelihisarı’ndaki Robert Kollej’in yanında Âşiyan adını verdiği köşküne çekildi. 1908 İnkılâbı’na kadar kendi âleminde yaşayan Fikret “Sis” ve “Bir Lâhza-i Ta’ahhur” gibi Abdülhamit idaresine karşı haykıran ve “Târîh-i Kadîm” gibi taassubu ve dini baskıları kırmak istiyen manzumelerini yazıyordu. O zaman neşri değil, elden ele geçmesi bile yasak olan bu eserler, gençler tarafından ezberleniyordu. Fikret’in en fazla hayranlık uyandıran devri bu zamanlardır.

1908 İnkılâbı’ndan sonra Fikret, Hüseyin Cahit Yalçın ve Büyük Türk Lügati muharriri Hüseyin Kâzım’la birlikte Tanin gazetesini kurdular. Fakat Fikret, siyasî dedikodulardan çabuk iğrendi ve Tanin’den ayrılarak Galatasaray Müdürü oldu. Mektepçilikte gösterdiği kabiliyet ve heyecan dikkate lâyıktır. Mektebin hayatında onunla derhal büyük değişme ve düzelme meydana geldi ama Fikret resmî işlerin usandırıcı şekillerine tahammül edemiyordu. Bu yüzden Nazır Emrullah Efendi ile aralarında ihtilâf çıktı ve Fikret müdürlükten çekildi. Bir aralık İstanbul Erkek Muallim Mektebi’ndeki derslerini muhafaza etmişti. Satı’ın müdürlükten ayrılması üzerine orasını da bıraktı. Darülfünun edebiyat hocalığına bir kaç ders gelmişti. Muallim Meclisi’ndeki müzakerelerden titizlenerek oradan da istifa etti. Amerikan Koleji’ndeki vazifesine münhasır kaldı ve “Doksan Beşe Doğru”, “Hân-ı Yağma” gibi “İttihat ve Terakki”yi iğneliyen şiirlerini yazarak zamanının siyasî kavgalarından muztarip bir halde yaşadı.

Rübâbın Cevâbı”, “Halûkun Defteri” ve çocuk şiirlerini muhtevi Şermin bu sıralarda neşrolunmuştur. Fikret kırk beş yaşında öldü ve Eyüp’e gömüldü. Şiirimize hayatı ve tabiatı getirmiş, nazmımızı hem mevzu, hem şekil bakımından Avrupalılaştırmıştır. Şiirlerinde felsefe ve heyecandan ziyade zevk, sanat ve mümtaziyet hâkimdir. Harf ve dil inkılâplarına yetişebilseydi öz türkçenin en tabiî ve pürüzsüz örneklerini verebilirdi. Ahlâkında olduğu gibi yazılarında da her türlü ihmalden ve lâübalıiliklerden çok çekinirdi. Türk gençliğine dürüstlük ve seçkinlik telkin etmiştir.

Kaynak: Türk Meşhurları Ansiklopedisi, İbrahim Alâettin Gövsa, 1946

Cumhuriyet’e kimlik veren aydına ‘Armağan’ / Nadir Temeloğlu

Cumhuriyet Aydını Ahmet Kutsi Tecer’e Armağan

Nadir Temeloğlu, 24.11,2017 tarihli Aydınlık Kitap‘ta Ahmet Kutsi Tecer’e Armağan kitabımız hakkında yazdı.

“Tecer’in yazıları buram buram halk sevgisi tütüyor. Ona göre Türkçenin gelişmesi, kültür hayatının yaratılması için halkın yaşantısına tanık olmak ve ondan öğrenmek gerekir. Milli hayatı bir bütün ele alabilmek için, halk fikrini işlemek kaçınılmazdı. Fakat halk fikrinin oluşturulması için de bir devrime ihtiyaç vardı. Halk fikri, halkın hakimliği ile sağlanabilirdi.”

Cumhuriyet, Ahmet Kutsi Tecer'e Armağan, Ahmet Kutsi Tecer

Cumhuriyet kurmak, yeni bir kültür yaratmak

Fransız düşünür Montesquieu, “Kanunların Ruhu” kitabında “Cumhuriyet, erdemli insanların yönetimidir” der. Senaca ise Cumhuriyet’i, “İlim ve ahlakın, adalet ve faziletin iktidarı” olarak niteler. Okumaya devam et

Eksiksiz bir başvuru kitabı: Ahmet Kutsi Tecer’e Armağan

Eksiksiz bir başvuru kitabı: Ahmet Kutsi Tecer’e Armağan

Gültekin Emre 9.11.2017 tarihli Cumhuriyet Kitap‘ta Ahmet Kutsi Tecer’e Armağan kitabımız hakkında yazdı: 

“Turgut Çeviker’in titiz, kılı kırk yaran araştırmacılığıyla Ve Yayınevi’nin ‘koleksiyon değerinde’ benzersiz kitap yayınlama anlayışı bir araya gelince, Ahmet Kutsi Tecer’e Armağan gibi eksiksiz bir başvuru kitabı çıkmış ortaya.”

Ahmet Kutsi Tecer'e Armağan, başvuru kitabı, Turgut Çeviker, Ve Yayınevi

“Orada bir köy var uzakta” şiirini ezberlediğimde ortaokuldaydım. O gün bu gündür bu şiir bana çaresizliğin pençesinde kıvranan Anadolu’nun içli, kırışıklıklarla, acılarla, ağıtlarla dolu, yoksul yüzünü gözümün önüne getirir hep. Okumaya devam et

Büyük şair Halil İbrahim Bahar’ı sevgiyle anıyoruz…

Halil İbrahim Bahar

Büyük şair Halil İbrahim Bahar’ı ölümünün yedinci yıldönümünde sevgiyle anıyoruz…

Halil İbrahim Bahar, Tansık şiiri,

‘Beni anlayanlar değil ancak sesimi duyanlar çoğaldıkça yalnızlığım, yabancılaşmam da daha hızlı artıyor… Bu ağırlığın taşıyıcısı benim… Kiminle paylaşabilirim? Çevrem uçuşan kınkanatlılarla dolu… Ayakları balçığa batmışken uçtuklarını sanıyorlar…”

Halil İbrahim Bahar7 Kasım 2001, Perşembe

Halil İbrahim Bahar kimdir?

Halil İbrahim Bahar

(25 Ocak 1928, Trabzon – 16 Kasım 2010, İstanbul)

1928’de Trabzon’un Vakfıkebir ilçesine bağlı Kavaklı (Zara) köyünde doğdu. Annesinin adı Zeliha, babasının adı Ali’dir. İlkokulun üç sınıfını Kavaklı’da, iki sınıfını Çarşıbaşı’nda (İskefiye) okudu. Orta öğrenimini Trabzon Lisesi’nde (1940-46) tamamladı. 1946’da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdi, 1952’de bitirdi. 1954-57 yılları arasında psikiyatri dalında uzmanlık öğrenimi gördü. Okumaya devam et

Çam Sıkıntısı (C. Hakkı Zariç) | Cumhuriyet Kitap

C. Hakkı Zariç Arkadaşım Zekâi‘yi yazdı

hakkı zariç, cumhuriyet kitap, arkadaşım zekâi, Arkadaş Zekai Özger

C. Hakkı Zariç 9.11.2017 tarihli Cumhuriyet Kitap‘ta İsmet Tokgöz’ün Arkadaşım Zekâi adlı kitabı hakkında yazdı:

“Arkadaş Zekâi’nin mektuplarıyla birlikte el yazısı şiirlerine de tanık oluyoruz kitapta. Daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış fotoğraflar toplumsal hafızamıza yeni ayrıntılar ekliyor.

Arkadaşım Zekâi, İsmet Tokgöz, Arkadaş Zekâi Özger, Mektupları

Çam Sıkıntısı

Arkadaş Zekâi Özger, 3 Temmuz 1970 tarihinde, Bolu’dan yazdığı mektupta “çam sıkıntısı”ndan bahsediyor arkadaşı İsmet Tokgöz’e.  “-iyi mi, bir de çam sıkıntısı var şimdi bende. çam sıkıntısı: bituhaf bişey, anlatılmaz. önceki gün müydü, çok çıldırdı. (…) şimdi uslu gök. güneşe yol gösteriyor. ben çam kokuyorum. kokladığım çamı güneşe uzatıyorum.” Okumaya devam et

Arkadaşım Zekâi (Bahar Oskay) | Evrensel Kitap

Günlük Evrensel gazetesinin eki olarak yayımlanan Evrensel Kitap, Bahar Oskay’ın Arkadaşım Zekâi hakkındaki yazısını yayımladı (3.11.2017).

Öyküleri ve denemeleriyle tanıdığımız yazar İsmet Tokgöz’ün, üniversite yıllarından yakın arkadaşı Arkadaş Z. Özger’i anlattığı Arkadaşım Zekâi Ve Yayınevi tarafından yayımlandı. Çoklar Sokağında Bir Yalnız alt başlığını taşıyan kitapta Tokgöz, Arkadaş’ı aile sıcaklığı içinden, özlemlerinden, incinmişliklerinden aktarıyor bize. Sıcak, samimi bir dille kurulmuş…

İsmet Tokgöz

Arkadaşım Zekâi hakkındaki yazı… Evrensel Kitap

Öyküleri ve denemeleriyle tanıdığımız yazar İsmet Tokgöz‘ün, üniversite yıllarından yakın arkadaşı Arkadaş Z. Özger’i anlattığı Arkadaşım Zekâi Ve Yayınevi tarafından yayımlandı. Çoklar Sokağında Bir Yalnız alt başlığını taşıyan kitapta Tokgöz, Arkadaş’ı aile sıcaklığı içinden, özlemlerinden, incinmişliklerinden aktarıyor bize. Sıcak, samimi bir dille kurulmuş olan cümleler arasında gezinirken, kendimizi bir anda Arkadaş’la Ankara sokaklarında buluveriyoruz, sanki onun usul usul uzaklaşmasını gözleyen biziz, bakışlarımız onun sokağın köşesinden öylece dönüp kaybolmasını izliyor. Bazen de, Arkadaş ile karşılıklı otururken buluyoruz kendimizi. Kederini, acısını görüyoruz. Ancak dertleşmiyor bizimle; tek bir sözle kırgınlığını, incinmiş yanını gösteriyor. Bu ânın içerisinde, iki kişiye ait olan bu zamanın sonsuzluğunda buluyoruz kendimizi. Okumaya devam et

Ahmet Kutsi Tecer’i analım, okuyalım (Doğan Hızlan)

Ahmet Kutsi Tecer, Cumhuriyet Devriminin Bir yaratıcısı

Doğan Hızlan bugünkü Hürriyet Cumartesi’de Ahmet Kutsi Tecer’e Armağan kitabımız hakkında yazdı: Turgut Çeviker’in yayına hazırladığı, Ahmet Kutsi Tecer’e Armağan çok önemli, hepimizin kitaplığında bulunması gereken bir çalışma.

Cumhuriyet aydınlarının, sanatçılarının, edebiyatçılarının her zaman anımsanması, tanıtılması, öğrenilmesi/öğretilmesini hepimiz, eli kalem tutan herkes gündeme getirmeli.

Turgut Çeviker’in yayına hazırladığı, Ahmet Kutsi Tecer’e Armağan çok önemli, hepimizin kitaplığında bulunması gereken bir çalışma. Okumaya devam et

Âşık Veysel’in Yayımlanmamış 61 Yıllık Röportajı

Âşık Veysel’in 1956 yılında Dinar’a yaptığı bir gezi sırasında şair Nedret Gürcan tarafından yapılan ses kaydının tam metnini yayımlıyoruz. Bazı kısımları Özdemir İnce’nin “Âşık Veysel’le ilgili bir yalan üzerine” başlıklı köşe yazısında yayımlanan röportajın tam metni ilk defa Ve Yayınevi sayfasında yayımlanıyor. Röportaj metnini bize ulaştıran Özdemir İnce’ye teşekkür ederiz.

Âşık Veysel’i Sivas’ta keşfeden ve destekleyerek önünü açan Ahmet Kutsi Tecer‘i de saygı ve sevgi ile anıyoruz.

Bugün Âşık Veysel’in doğumunun 123. yılı… İyi ki doğdun Âşık Veysel!

Âşık Veysel, Nedret Gürcan ile Dinarda. Yıl 1956.

Âşık Veysel ile Nedret Gürcan. Dinar, 1956. (Nedret Gürcan’a Edebiyatçı Mektupları, s. 241)

Ses kaydını yazıya geçiren muhabirin notu: Âşık Veysel’in 1956 yılında Dinar’a yaptığı gezi sırasında alınan yeni bir ses kaydı ortaya çıktı. Saz çalıp para kazanmak için gittiği Dinar’da 4 günde 4 konser veriyor, bu konserlerden birinde yaptığı sohbet zamanın ses kayıt cihazı telli diktafona aktarılıyor. Konuşmanın önemli bir kısmı gayet net anlaşılır durumda. Bir kısmı şair Nedret Gürcan tarafından Şairler Yaprağı dergisinde de kaleme alınan o sohbette Âşık Veysel ilk şiirini Atatürk için yazdığını söylüyor. Konuşmayı hiç müdahale etmeden, mümkün mertebe Aşık Veysel’in kendi telaffuzuyla aktarmaya çalıştık. Türkçenin bu büyük üstadını redakte edecek yeteneği kendimde göremedim.

Kayıt, Âşık Veysel’in saz çalışıyla başlıyor. Müzik bitince bir erkek sesi: “Çok çok teşekkür ederiz üstad. Eksik olmayın. Gerek ben Nedret Gürcan, gerek ortaokul müdür muavini Reşat Ünsal size çok çok teşekkür ediyoruz ziyaretiniz için. Şimdi Dinar Belediye Reisi’nin yanına kadar gidelim. Kendisi bekliyor.”

– Sağolun. (Aşık Veysel’in sesi) Okumaya devam et

“Kitaptaki o ‘Mavi Sakal’ benim!”

AHMET ÖNEL’DEN OTO/KOPİ

Ahmet Önel, “Oto/Kopi”de gündelik yaşamın sorunları içinde bunalan insanın iç çatışmalarını, dış dünyayla ilişkisini, yalnızlığını, güvensizliğini ve kendisini gerçekleştirme çabalarını ele alıyor. Önel ile kitabı hakkında konuştuk.

Ahmet Önel ile Oto/kopi adlı anlatı / roman kitabı hakkında söyleşi. Cumhuriyet Kitap 7.7.2017

Ahmet Önel

BERKEN DÖNER: Oto/Kopi‘nin bir”anlatı” olduğu, daha kitabın kapağında belirtiliyor. Gerçekten de kitabı okurken bir öykü okumaya başladığımız izlenimi oluşuyor ama giderek bir iç konuşmaya tanıklık ediyormuşuz gibi. Metnin bir “anlatı” olduğuna nasıl karar verdin? Bir yazınsal tür olarak anlatının sınırlarını nasıl belirlersin? Türlerin birbirinden ayrıldığı özelliklerle değil de birbirleriyle geçişen özellikleri bağlamında neler söylemek istersin?

AHMET ÖNEL: Oto/Kopi‘nin bir anlatı olduğuna, oylumuyla ortaya çıktığında karar verdim. Kafamdaki uzun öykünün sınırlarım aşmıştı ama yine bendeki “roman” tanımının içini dolduracak denli boyutlu ve derinlikli değildi. Novella’nın uzun anlatı olduğunu biliyoruz. Anlatının sınırları ile belirlemenin de ötesinde, metindeki duygu ve arayışlar diye de yanıtlamalıyım bu soruyu. Öykümdeki kadın karakter, “kaybeden biri olmanın sınırlarında” gezinen biri örneğin. Okumaya devam et

Okur Söyleşileri / Hülya Yalçın

Okurlarımızla* yaptığımız söyleşileri Okur Söyleşileri başlığı altında web sayfamızda paylaşmayı sürdürüyoruz. Söyleşimizin bugünkü konuğu Hülya Yalçın. İyi okumalar dileriz…

Okur Söyleşileri. Ve Yayınevi'nin kitap takip sistemine kayıt olan okurlarıyla yaptığı okur söyleşileri Hülya Yalçın ile sürüyor.

Hülya Yalçın

“Yüzlerce kitap okudum, hiç böyle bir uygulama görmedim.”

Bize kendinizi tanıtır mısınız? Kitapların hayatınızda nasıl bir yeri var? Bu sıralar neler okuyorsunuz?

İstanbul’da yani ruhumun ait olmadığı bu şehirde yaşamaya çalışıyorum. Adım Hülya. Kitap ve kedi severim çokça. Kitap okunmayan gün benim için yaşanmamış demektir. Ortalama iki günde bir kitap bitiren bir okuyucuyum. Bu sıralar Arkadaş Z. Özger ve Didem Madak okuyorum.

GÜZEL İŞLER YAPIYORSUNUZ

Yayınevimizden nasıl haberdar oldunuz? İlk izlenimleriniz nelerdi?

Yayınevinizden çok aradığım bir kitabı bulamazken haberdar oldum. Memnun da oldum doğrusu. Güzel işler yapıyorsunuz. Okumaya devam et

Tanrı’ya meydan okuyan şair: Özdemir İnce

Mecit Ünal, 30.6.2017 tarihli Aydınlık Kitap‘ta Özdemir İnce’nin yeni şiir kitabı Opera Kahkahası‘nı yazdı:

Tanrı’ya meydan okuyan şair: Özdemir İnce  

“Kimseye Borcumuz yok var olmak için”

Özdemir İnce, kulenin tepesinden değil, şiirin doruğundan meydan okuyor…

Ahir ömründe şiire el atması bir romancının, çağrısına daha fazla direnememesinden olsa gerek şiirin. Şiir, romancının içindeki bir uktedir aslında. Şairin ise, yaşı ilerledikçe, görmüş geçirmiş olmanın verdiği tecrübenin hazzıyla erotizme yönelmesi bir gelenek olmuştur. Başkaldırı şiirleri gençlikte kalmıştır artık; hatta başkaldıracak bir şey de kalmamıştır bir bakıma. Peki, ama öyle mi gerçekten? Erotizm, küçük bir dokunuşla bir başkaldırıya da evrilebilecekken şairin giderayak geride kalan yaşama –ve her şeye– tenden, tenin sınırlarından bakması bir görü eksikliği olarak değerlendirilemez mi? Okumaya devam et

Şiirsiz zamanlarda şiir (Sabri Kuşkonmaz)

“Geceyle Bir” bize bir güzel şiir kozmosu sunuyor. İncelikle, umutla ve güzellikle dolu bir özel şiir dünyası,  baştan sona aksamadan süren bir ses, ritim ve anlam uyumudur elimizdeki kitap…

Süreyya Aylin Antmen, yaşadığımız onca dil ve gürültü kirliliği arasında bir kristal ses, hakiki şiir kitabı Geceyle Bir ile ses veriyor. Kitap ile günceli böyle bir “kirlilik” üzerine kurulmuş bir cümleyle özetleyebiliriz. Bu kirlilik, açık bir ikiyüzlülük ve riyanın neden olduğu politik bir kirlilik.

Çokça yineleme pahasına bir kez daha yazmalı: Güncelin olanca kötü ve kötücül olmasına karşın, şiirde hâlâ umut var. Şiir hâlâ insanı anlatabiliyorsa, demek ki güncelin içinde insan da var! Bir şeyler hep yanlış giderken, avunumuz, sığınağımız olan şeylerden biri şiirler. İnsanlığımızı, insani duyguları, insani duyumsallığı anımsatan çabalar… Okumaya devam et

Panayırda “Opera Kahkahası” (Haydar Ergülen)

Haydar Ergülen Hürriyet Kitap Sanat‘ta  Özdemir İnce’nin yeni şiir kitabı Opera Kahkahası hakkında yazdı.

Çok anlamlı ve çok katmanlı

Özdemir İnce’nin yeni şiir kitabı Opera Kahkahası. Kahkaha gibi renkli. Opera gibi çoksesli, yüksek sesli. Opera kahkahası gibi yineleyici, iğneleyici ve bilici. Böyle çoğul ve çok ‘anlamlı’ bir kitap: Çok anlamlı ve çok katmanlı. Bir tavır olarak şiir. Bu muhalif olmayı aşan bir şeydir. Şiiri bir ‘doğrudan eylem’ olarak görmek ve göstermektir.

‘Opera Kahkahası’ ama mekân opera değil, bir panayır. Karnaval desem şenlik gibi anlaşılır. Galiba panayır kültürel olarak da daha ‘bize ait’ ve kaosu, karmaşayı daha iyi anlatıyor. Temaşa değil, karmaşa. Tıpkı opera kahkahası gibi sinir bozucu. “Opera kahkahası! Bassolar ve baritonlar atar kederli bir aryadan sonra, sopranoya ve koroya sırtını dönerek. Henüz tenor yoktur sahnede…” Okumaya devam et

Efsane şairi: Nima Yuşic (Nazlı Yıldırım)

Modern İran şiirinin kurucusu

Modern İran şiirinin kurucusu Nima Yuşic, 12 Kasım 1896’da Yuş köyünde doğdu. Zatürreeye yakalanan şair 1960’da Tahran’da vefat etti. Ve Yayınevi’nden çıkan Ey İnsanlar adlı özenle seçilmiş şiirlerinden oluşan eser, M. Bülent Kılıç’ın çevirisiyle ilk kez Türkçede yayımlanıyor. Türkçeye kazandırılan Nima Yuşic’in şiirleri yeni bir bakış getiriyor. Yaşamını şiirlerine yerleştiren Ey İnsanlar adlı eserde M. Bülent Kılıç’ın “Çağdaş İran Şiirinin Kurucu Şairi: Nima Yuşic” ve “Nima’nın Şiire Getirdiği Biçimsel ve Özsel Yenilikler Üzerine” adlı iki yazısı da bulunuyor. Diğer bölümlerinde yer alan Ahmet Şamlu, Feridun Moşiri ve Furuğ Ferruhzad’ın şair hakkında yazdıkları yazıları yer alıyor. “Nima Yuşic’ten Mektuplar” ve “Albüm” ise devamında gelen diğer bölümler.

“vay bana!

bu kara gecede nereye asayım yamalı ceketimi

ki açayım bağrımı da

boşansın haddinden fazla derdim

saplanınca zehre bulanmış onca kurşun.

vay bana!”

“Efsane şairi”

“Efsane” adlı şiiriyle modern İran şiirinin başlangıcı oldu. “Efsane Şairi” olarak da anılan Yuşic, çağın ve toplumun zihniyetini yansıtmış zamanın şairidir. Kendisinden sonraki birçok şairi etkileyerek öncü olmuştur. Okumaya devam et

“Yeryüzünü dinliyorum” (Süreyya Aylin Antmen’le söyleşi)

“Yeryüzünü Dinliyorum”

Süreyya Aylin Antmen’le Geceyle Bir adlı şiir kitabı hakkında yapılan ve Diri Ozanlar Derneği‘nin 3. sayısında yayımlanan söyleşi…

“Bu şiirde insan yalnızlığının içerisinde çabalamanın ne kadar zorlayıcı, kimi zaman da yakıcı olabildiğinin bir yansıması var. Bir şeyi kavramaya, onu idrak etmeye en yakın olduğumuz an, aslında ne kadar da yalnızız. Gerçeklik bizi olabildiğince dışına itiyor ve bunu da yakınlaşmanın sarsıcı diliyle yapıyor.”

DİRİ OZANLAR DERNEĞİ: 5 yıl aradan sonra ikinci kitabın çıktı. Görünüşte basit durabilir ama önemli olduğunu düşünüyorum; ne hissediyorsun?

SÜREYYA AYLİN ANTMEN: Elbette, güzele, iyiye ulaşmaya çalışan her çaba çok kıymetlidir. Bir edebî eserin önemiyse yaratma sürecindeki koşullardan, özverili emekten, metnin kendi açtığı o rüzgârlı yoldan geliyor. Yazarından, şairinden çıkıp okura ulaşıyor; insanların kalplerine ve ruhlarına erişiyor. Bunu çok önemsiyorum. İlk kitapta suyun yüzeyinde kalabildiğini görmek vardı, ikincisindeyse akıntıya karşı koyabildiğini görmek… Herhalde üçüncü de dalgayı içmek gibi olacak, öyle bir heyecan… Okumaya devam et

“2016 yılının en önemli şiir olaylarından biri” (Orhan Kahyaoğlu)

Bir şiiri gecikmeli tanımak

Orhan Kahyaoğlu yazdı: “Halil İbrahim Bahar’ın, şiiri üzerine ömür boyu düşünen bir insan olduğu öne sürülebilir. Ama, bu kitap çıkana kadar, şiirleri konusunda yerleşik bir fikrimiz oluşamamıştı.”

Bize sorarsanız, 2016 yılının en önemli şiir olaylarından biri, Ve Yayınevi’nden geçen aylarda yayımlanan, Halil İbrahim Bahar’ın “seçilmiş şiirler”inden oluşan Çok İncelikler Vardı Dünyada adlı kitabıdır. Özellikle 1960- 80 yılları arasında yazılan Türkçe şiiri yakından izleyen her okur, kaçınılmaz olarak Bahar’ın şiiriyle karşılaşmıştır. İnanılmaz dikkat çeken bir şiirdir bu. Okumaya devam et

Kaan İnce ölmemeliydi (Gültekin Emre)

Kaan İnce

GİZDÜŞÜM (Gizdüşüm / Ka n / Birinci Defter), Kaan İnce

“Bu kitap, bu şiirler sanki ülkemizin, yaşamımızın kapkara bir aynası; hem görünen hem görünmeyen hem gözüken hem gözükmeyen.”

 

Çarşamba. Kaan İnce (1971-1992) bir efsaneye dönüştü. Ankara’daki İzlek dergisinin yayın yönetmeni Nizamettin Uğur, onu, şiirini ve onun yakın arkadaşlarını en iyi tanıyanlardan. “Kaan İnce, İnce Bir Kalp Ağrısı” yazısını okuyunca, sonra da Kenan Yücel’in titiz çalışmasıyla ortaya çıkan Gizdüşüm’deki (Ve Yayınevi, 2016) şiirleri tekrar tekrar gözden geçirince anladım ki, bir şaire intihar yakışır demeyeceğim ama şunu diyeceğim, Kaan İnce ölmemeliydi. O öldü ya da onu öldürdüler. İntihar bir insanlık suçu sayılır mı bilmem ama, kimi suçlayacağımızı bir bilebilsek; ölüm böyle gelmemeli. Ama geliyor ya getiriliyor. Şairin el yazılı şiirlerini okuyup üzülmeyecek, acı çekmeyecek birilerini düşünmek istemiyorum. Fotoğraflarına bakarken de benzer duygular yakama yapışıyor. Bu kitap, bu şiirler sanki ülkemizin, yaşamımızın kapkara bir aynası; hem görünen hem görünmeyen hem gözüken hem gözükmeyen. “Sepetlenir gecede suretim / Kopan sızımdır yaramdan acıyla” (“Suretim”). “Bu ince sızılı yaşam benim” (“Korku”) diyor ya Kaan İnce, aslında hepimizin, o dinmeyen, giderek büyüyen korkular, yaralar, sızılar.

Gültekin Emre, Varlık,  Eylül 2016, s. 111-112

Önemli bir kitap: Agios Ritsos (Gültekin Emre)

“Şiir, şair, toplumsal yaşam bağlamında aydınlatıcı, kalıcı, düşündürücü… önemli bir kitap, Agios Ritsos, yani Aziz Ritsos.”

Önemli bir kitap: Agios Ritsos

Perşembe.. Ritsos, yalnızca Yunan şiirinin “aziz”i değil, artık dünya şiirine kazınmış da bir şair. Onun en yakın dostlarından biri de şiirimizin önemli ustalarından, Özdemir İnce’dir.  “agios” Yunanca “aziz” demekmiş.  Agios Ritsos’u (Ve Yayınevi, 2016) yani “Aziz Ritsos”u okurken pek çok yazı bana tanıdık geldi. Özdemir İnce’nin bu “aziz” üzerine daha önce yazdığı yazıların, şiirlerin bir toplamı bu derleme. Kitabı okurken Yunan şiiri bağlamında şiire, şaire bakış da okura eşlik ediyor. Kitabı Kenan Yücel yayına hazırlamış, “sunu”yu yazmış. Ritsos’u “aziz” yapan unsurlara şöyle açıklık getirilmiş: “Şiiriyle ve politik duruşuyla Yunan halkının yanında oluşu, her türden baskıya, zulme, işkenceye, hapisliğe, sürgünlüğe rağmen bu duruşundan ödün vermemesi, boyun eğmemesi, en baskıcı dönemlerde bile –olanakları olduğu halde- yurdunu terk etmemesi, halkıyla kader birliğini sürdürmesi Ritsos’un ‘aziz’ olarak anılmasının, kendisine duyulan derin saygının, sevginin temel nedenleri olarak sıralan”mış.

Ritsos ile Özdemir İnce, Atina, 1978

İlk bölüm “Karanlıkta Gören Adam”da, Özdemir İnce’nin Ritsos üzerine yazdığı yazılar, şiirler (yazılış tarihlerine göre) yer alıyor. İkinci bölüm “Yannis Ritsos İçin Şiirler”de Özdemir İnce’nin “aziz” şair için yazılmış şiirlerine yer verilmiş. Özdemir İnce’yle Ritsos’un fotoğrafları son bölümde. “Gel dönelim artık biz de baba yurduna / izini sürecek çiçektozlarının, açtıkları yoldan, / ama ölmeye değil, yaşamak ve yazmak için, / anlatmak için gülen ayva ile ağlayan narı.” (“Kendime Okuntu”). Şiir, şair, toplumsal yaşam bağlamında aydınlatıcı, kalıcı, düşündürücü… önemli bir kitap, Agios Ritsos, yani Aziz Ritsos.

Gültekin Emre, “Şiir Günlüğü”, Varlık, Eylül 2016, s. 111-112

Ve Yayınevi’nin kitapları koleksiyon değerinde (Gültekin Emre)

“Ve Yayınevi’nin kitapları koleksiyon değerinde; önsöz, sonsöz, ‘şiir başlıkları dizini’yle, öylesine özenli, titiz. Evet, artık kalmadı o incelikler ‘Ve’ inceliklere dikkat eden bir yayınevi var. Gülten Akın’ın kulakları çınlar mı, bilmem.”

Çok İncelikler Vardı Dünyada

Pazartesi.  Bir zamanlar Çok İncelikler Vardı Dünyada (Ve Yayınevi, 2016), artık yok, hiçbir şey yok demeye dilim varmıyor ama inceliğin olmadığı kesin. Hep “kemer sıkılan” (aslında halkın boğazının sıkıldığı dönemlerden geçilmeye çalışılan) sıkıntılı, bunalımlı, yaralı… günler… Mehter Marşı’nın her fırsatta çalındığı bir ülkede yeni ufuklar keşfetmek olası mı? Bir zamanların gözde edebiyat dergisi Soyut’un sahibi Halil İbrahim Bahar’ın onca şiirinden Kenan Yücel’in yaptığı sıkı bir ayıklamanın, seçmenin ürünü kitabı okurken iyi bir şairi keşfetmenin sevincini yaşıyorken, darbe olmaz mı?

Bu şiirler benim için de bir darbe oldu: Şiirlerin başlıklarının, bir ikisi hariç, hep tek sözcükten oluşuyor, dize başları da hep küçük harfli, farklı olma derdinde değil, ama gerçekten farklı şiirler. Çünkü İkinci Yeni’ye, başka bir eğilime hiç ilgi duymamış bir şairin şiirleri. Şu üç dize içinde bulunduğum ortamı aydınlatmıyor ama yıllar öncesinden bir öngörüyü içerdiği için dikkatimi çekti: “çevresi böylesine kapkara bir karanlıkken / şimdi nasıl yer bulunacak / havası kaçmış düşselliklere” (“Soruşturma”). Bunu bir bilebilsem, bir bilebilsek. “bir kasırga öncesi / olabildiğince // ne olacaksa olsun ortasında durup bekledik / kara bir bakışın / bu göbekbağını koparmasını / bir vuruşta” (“Güneşsiz”). Ve Yayınevi’nin kitapları koleksiyon değerinde; önsöz, sonsöz, “şiir başlıkları dizini”yle, öylesine özenli, titiz. Evet, artık kalmadı o incelikler “Ve” inceliklere dikkat eden bir yayınevi var. Gülten Akın’ın kulakları çınlar mı, bilmem.

Gültekin Emre, Varlık,  Eylül 2016, s. 111-112

Edebiyat taşrada da yapılır (Doğan Hızlan)

Edebiyat taşrada da yapılır

Turgut Çeviker’in yayına hazırladığı Nedret Gürcan’a Edebiyatçı Mektupları kitabında okuyacağınız mektuplar, edebiyatçılar üzerine bilmediğiniz birçok noktayı içeriyor. Bir dönemin edebiyat dünyasını, kişisel dostlukları, şehirlerarası edebiyat trafiğini bütün ayrıntısıyla öğreneceksiniz.

Mektup yazmanın en aza indirgendiği günümüzde, bu türün belgesel açıdan taşıdığı önemi de üzülerek anımsayacağız. Şair Nedret Gürcan, Dinar’da Şairler Yaprağı adlı bir dergi çıkarıyordu. Anadolu’nun bir ilçesinde çıkan bu dergi, Türkiye’nin başka şehirlerinde yaşayan edebiyatçıların da yoğun ilgisini çekti. Okumaya devam et

“Mektup, önemli bir belgedir.” (Turgut Çeviker ile söyleşi)

Bursa Olay, 17.12.2016, s. 4

Turgut Çeviker ile yayına hazırladığı “Nedret Gürcan’a Edebiyatçı Mektupları” adlı kitapla ilgili yapılan söyleşi Bursa Olay gazetesinde (17.12.2016, s. 4) yayımlandı.

 

Söyleşiyi yapan: Dilek Atlı

Nedret Gürcan’a Edebiyatçı Mektupları Ve Yayınevi’nden çıktı; bu kitabı hazırlama fikri nasıl doğdu?

Mektup edebiyatı ve posta kültürü dergisi Posta Kutusu’nu (Dünya Yayınları, 2003-2004) yayımlarken Tarık Dursun K.’nın önerisiyle –bir mektup kaynağı olarak– Nedret Gürcan’a ulaştığımda önemli bir mektup arşiviyle karşılaşmıştım. 500 civarında mektup vardı; ayrıca mektuplara eşlik eden elyazısı veya daktilo edilmiş yazı ve şiirler vardı. Bu birikimden yaptığım seçmeyi Posta Kutusu’nda iki sayı yayımladım. Seçtiğim kalem sahipleri şunlardı: Cemal Süreya, Ahmed Arif, Fakir Baykurt, Âşık Veysel, Tarık Dursun K. İlgi uyandırmıştı. Okumaya devam et