Buyrukçu ile yeniden! (BirGün)

BirGün, 28.8.2015, s. 15

BirGün, 28.8.2015, s. 15

Söyleşi: Kadir İncesu

Sessiz sedasız aramızdan ayrıldığında tarihler 26 Ağustos 2006’yı gösteriyordu. 21 Öykü, 10 Günlük ve 8 Roman olmak üzere toplam 39 kitaba imza atan Muzaffer Buyrukçu, aradan geçen 9 yıl içerisinde neredeyse unutuldu gitti. Ve Yayınevi tarafından yayımlanan Hayallerin En Uzun ve Hızlı Atları adlı kitabıyla yeniden gündeme geldi. Eğer Buyrukçu’nun diğer kitaplarını da okumak isterseniz sahafların yolunu tutmanız gerekiyor. Muzaffer Buyrukçu’yu oğlu Erdem Buyrukçu anlattı.

Cemal Süreya’nın ‘Edebiyatımızın Mareşali’ diye adlandırdığı Muzaffer Buyrukçu’nun dosyaları arasında bularak yayıma hazırladığınız ‘Hayallerin En Uzun ve Hızlı Atları’ adlı kitaptan söz eder misiniz?

Cemal Süreya yakın arkadaşı babamı hem yaşamı hem de yazın tarzı dolayısıyla 1963’lü yıllarda Maksim Gorki’ye benzetirdi… Babam bu eserinde bireyin yeryüzünde bulunmasının nedeni olan cinselliği, enine boyuna kurcalar, onun üzerinde kılı kırk yaran bir dikkatle durur. Cinselliğin tenlerde ve ruhlarda meydana getirdiği görkemli mucizelerin merkezlerindeki devinimlere ayna tutar ve cinselliğin patladığı noktalardaki kıvılcımları ansızın yangına dönüştüren sevişmeleri, sevişmelerin temelinde yatan olguları… her edime, her davranışa bir anlam katan sevgileri ele alır. Kitap, öykünün kahramanı Haydar’ın ve onun herhangi bir şekilde yaşamına katılan Esma, Ninja, İzmirli ve Meral’in cinsellik dolu serüvenci kimliğiyle birleşerek akıp gider. Okuyucuların her satırında kendilerinden bir şeyler bulabilecekleri, sevinecekleri, kızacakları, üzülecekleri bu öykü kitabını çok seveceklerine inanıyorum.

Muzaffer Buyrukçu'nun yayımlanmamış öykü kitabı: "Hayallerin En Uzun ve En Hızlı Atları"

Muzaffer Buyrukçu’nun edebiyatımızdaki yeri üzerine neler söylenebilir?

Ben oğluyum, tarafsız olamam. Ancak babam yazmaya başladığı 1950 yıllarından bu yana Korkunun Parmakları’yla öykücülüğümüze yepyeni bir tarz, yepyeni bir ses getirmiştir. Mağara‘yla başlattığı yenilikçiliğin sınırlarını genişleterek, romancılığın içeriğini zenginleştirmiştir. Şarkılar Seni Söyler’le öykücülüğünde bir kez daha kendi devrimini yapan Buyrukçu, Her Yer Karanlık’la yazıncılığını doruğa ulaştırmıştır.

Hikâyelerinde figüran kadrosunu çok geniş tutan ve ayrıntılar etrafında adeta dans eden Buyrukçu’nun hikâye kahramanları, yazın süreci içinde köklü bir değişikliğe uğramıştır. Öykü yazarlığında her ne kadar onu Orhan Kemal ve Sabahattin Ali çizgisinin ardılı gibi değerlendirseler de Buyrukçu, hep kendine özgü kalabilmeyi ve edebiyatta kendi dili ve kurgusunu yaratma hünerini göstermiştir. Yapıtlarına dahil ettiği kişiler sıradan halk tipleridir ve onların yaşam kültürleri ve yaşama biçimleri Buyrukçu`nun roman ve öykülerinin temel direğini oluştururlar.

En önemlisi Türk edebiyatında, dünyada eşi benzeri olmayan bir günlük tarzı yaratmış olması. Hikâyeciliğini, romancılığını görmezlikten gelsek de kesin olan Buyrukçu’nun günlüklerinin Türk edebiyatı tarihine, insanlarına ve edebiyatçılarına tanıklık edeceğidir. Babam Türk edebiyatının belgeselini yazmıştır. Bugün Cemal Süreya, Orhan Kemal ve Türk edebiyatının diğer temel taşlarını okuyucu olarak tanıyorsak bunu Muzaffer Buyrukçu’ya borçluyuz.

Babanızın unutulduğunu düşünüyor musunuz?

Son on üç yıldır Türkiye’nin siyasi tercihi yaşamımızdaki değerli tüm hücreleri zehirlediği gibi Türk edebiyatına da büyük bir darbe vurdu. İnsanları, edebiyatın köşe başları direklerini karakter erozyonuna uğrattı, değiştirdi, egolarını yükseltti. Ben sadece babamın değil babam gibi Türk edebiyatının gelişmesine katkıda bulunan ve bugün aramızda olmayan onlarca yazarın da unutulduğunu düşünüyorum. Ama bir gün bu sanatçılarımızın unutulmuşluğunun biteceğine ve Türk Edebiyatının eski günlerine döneceğine de inanıyorum.

Kaynak: BirGün gazetesi, 28.8.2015

satin-al-buton

“Sonbahar”ın kitabı çıktı (BirGün)

Sonbahar”ın Kitabı Çıktı!

"Sonbahar"ın Kitabı

1.7.2015 tarihinde BirGün gazetesinin kültür sanat sayfasında Sonbahar kitabımızın haberi yer aldı. BirGün gazetesine teşekkür ediyoruz.

Yönetmen Özcan Alper’in ilk uzun metrajlı filmi “Sonbahar”ın senaryosu kitap olarak yayımlandı. ‘Ve Yayınevi’ tarafından basılan kitapta, Sonbahar filminin senaryosunun yanı sıra yönetmenle yapılmış iki söyleşi ile film üzerine yazılmış yazılar da yer alıyor.

Eserde, politik nedenlerle yaklaşık 10 yıl boyunca hapis yatan ve akciğerleri iflas ettiği için afla serbest bırakılan Yusuf un ölümü beklemek üzere memleketine dönüşü ve orada geçirdiği son günleri anlatılıyor. Alin Taşçıyan, Can Dündar ve Yıldırım Türker’den görüşler içeren tanıtım yazısından bir bölüm şöyle: “Şimdi de Özcan Alper’in Sonbahar‘ında Yusuf susuyor, ölüm orucuna yattığı hücresinden çıktıktan sonra her tarafın hücreye dönmüş olduğunu görmenin mutsuzluğuyla, ‘Sosyalizm uğruna onca yıl hapis mi yattın, yazık sana’ diyen bir Gürcü kızının hayal kırıklığıyla, bir söz orucuna yatıyor bu kez de…

"Sonbahar"ın kitabı

Bir tek ırmaklara haykırıyor isyanını; ki o da yankı vermiyor. 80’lerle başlayan ölümcül sessizliğin, sinemadaki sedası bu suskunluk…” (Can Dündar)

“Özcan Alper’in Sonbahar’ı gerek anlatısal gerek görsel yönden bütün yalınlığına rağmen katman katman açılabilen bir film. O ‘ölüm ve aşka dair bir film’ olarak tanımlıyor Sonbaharı, bütün alçakgönüllülüğüyle. Sonbahar hem Çehovyen bir drama hem doksanlı yılların kayıp kuşağına yakılan bir ağıt…” (Alin Taşçıyan)

Sonbahar, genç bir yönetmenin ilk filmi. Şaşırtıcı yanı, bu kadar pişmiş, bu kadar bütünlüklü bir sinema diline sahip olmasının yanı sıra yaratıcısının imzasını daha şimdiden tanınır kılan şiiri.” (Yıldırım Türker)

Daha önce yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Adadolu’da” filmi ‘Evvel Zaman’ adıyla bir günce niteliğinde Ercan Kesal tarafından kitaplaştırılmıştı. Filmin senaryosunda imzası bulunan yazar Ercan Kesal aynı zamanda filmin oyuncuları arasındaydı. Ancak ‘Evvel Zaman’ adlı kitap da daha çok filminin hikâyesininin konuşulmaya başlandığı günden setin sona erdiği güne kadar yaşananlar etrafında bir çerçeve çiziyor.

Onur Saylak, Megi Kobaladze, Serkan Keskin’in de rol aldığı Sonbahar adlı filmde, politik nedenlerle 10 yıl hapis yatan Yusuf’un ölümü beklemek üzere memlekete dönüşü ve geçirdiği son günleri anlatıyor.

“Sonbahar”ın Kitabı Çıktı, BirGün, 1.7.2015

“Kitap Estetik Bir Nesnedir”

Kitap Estetik Bir Nesnedir

BirGün gazetesi, 11.08.2014, s. 14

Genel Yayın Yönetmenliğini günümüz şiirinin özgün ve üretken isimlerinden Kenan Yücel’in üstlendiği Ve Yayınevi, şiir-edebiyat dünyasına taze bir soluk, farklı bir ses getirmiş bulunuyor. Ve Yayınevi, genç yaşta yaşamına son veren Özge Dirik’in tüm şiirlerini özenli bir çalışmayla derleyerek Nokta Durağı adıyla, Özdemir İnce’nin elli yıl önce yayımlanan ilk şiir kitabı Kargı‘yı, Elli Yıl Sonra ‘Kargı’ adıyla, yirmi beş yaşında bu dünyadan ayrılan Arkadaş Z. Özger’in şiirlerini Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası‘ adıyla okurla buluşturdu. Büyük ilgi uyandıracağına inandığımız bu önemli yapıtları Kenan Yücel’le konuştuk..

Söyleşen: İsmail Biçer

 

İsmail Biçer: Yayıneviniz hangi anlayıştan yola çıkarak hayat buldu; onu benzerlerinden farklı kılacak unsurlar neler olacaktır?

Kenan Yücel: Çok teşekkür ederim. Uzun zamandır düşündüğüm, üzerine kafa yorduğum bir projeydi. Nasıl yapıldığını yakından gördüğüm için nasıl yapılmaması gerektiğine ilişkin her şey kafamda netleşmeye başlamıştı. Uzun bir hazırlık süreci sonrasında taşlar yerli yerine oturdu. Bir görgü süreci diyebilirim buna. Yayıncılık üzerine okumalar, birçok yayıncıyla yapılan görüşmeler, tasarım üzerine kafa yormalar, ülkemizin yayıncılık geçmişinde yer alan iyi örneklerin etüt edilmesi önümüzü görmemizi sağladı. Memet Fuat’ın De Yayınevi, Ferit Edgü’nün Ada Yayınları özel bir ilgiyle incelediğimiz örnekler oldu. Kitabın estetik bir nesne olduğu genelde es geçilir. Ve Yayınevi olarak nitelikli içerikleri estetik bir tasarımla okura sunmak için yola çıktık, düşleri kanatlandıran kitaplar yayımlayacağız dedik. Butik bir yayınevi tasarladık. Yayımlanmayı bekleyen, üzerine eğilinmemiş, değer verdiğimiz bazı kitap projelerini öne aldık. Altının çizilmesi gereken, önemli olduğu halde dönemin hay huyu içinde gözden kaçırılmış kimi kitapları da… Okumaya devam et