Şair mahir Özdemir İnce’den şiir miir! (Haydar Ergülen)

Haydar Ergülen Cumhuriyet Kitap’ta Özdemir İnce’nin yeni şiir kitabı Gençler İçin 50 Turfanda Miir hakkında yazdı.

“Balta ormana girdi diye ağaç olduğuna pişmanlık duyanlardan değiliz biz.”
Özdemir İnce taştan büyük, taştan ağır miirler atıyor.

Şimdiye kadar şiir yazmış, yani aslen şair, tabii başka kitapları da var. Hem dostum, eski Türkiye’den ve eski Ankara’dan, hem komşum, Cihangir’den. Hem de Öz Dede, Öz Şair. Geçen hafta yeni kitabnı imzaladı bana, kızım Nar’la, evlerine gittik, bana miirlerini verdi, Nar’a Fransızca kitap, Ülker abla da şahane çevirilerinden bir paket, Nar’a. Komşu gezmesi güzeldir, hele şair, yazar, çevirmen gezmesi daha da güzel, çünkü elin boş dönmüyorsun hiç!

Fakat ben boş bulundum, “20 oldu değil mi şiir kitabın Özdemir Abi?” diye sordum. “30!” dedi. Dedim ya, şimdiye kadar şiir yazmış, yani birbirinden şahane, özgün, farklı ve hep yeni şiir kitapları var. Fakat son zamanlarda şiirden çok “miir” yazıyor! Özellikle 2014’ten 2019’a, son 3 şiir kitabını “miir kitabı” olarak da adlandırabiliriz. Üstelik bunların en yenisinin adı da Gençler İçin 50 Turfanda Miir (Ve Yayınevi, Şubat 2019)!

Demek ki şiir bazen de miir olarak yazılabiliyormuş. Bunu yapan da Türkçenin, bu şiir cumhuriyetinin en büyük şairlerinden biriyken üstelik! Fakat, “kardeşin duymaz, eloğlu duyar!” dizesindekine benzer bir durum da var ortada. Kıymeti başta Fransa olmak üzere, çevrildiği dillerde daha çok bilinirken, anadiliyle ya da “Öz” diliyle yazdığı ülkesinde gereğince bilinmez, bilinmemiştir. Oysa tam da şunu söylemenin zamanı ve yeridir: Soyu tükenen şairlerden ve soyu tükenen aydınlardandır. Çünkü eylemlidir, çünkü eylemcidir. Edward Said, koskoca profesör, simgesel bile olsa nasıl Filistin için taş atıyorsa ve bu fotoğraf unutulmuyorsa, Özdemir İnce de eline taş alıp kalkıp atmıyor, hem nereye atsın, ama taştan büyük, taştan ağır laflar atıyor, şiir, pardon, miirler atıyor! Eline sağlık! Taş gibi miirler atan eline!

Hiç kuşkusuz, ilk şiir kitabı tam 60 yıl önce yayımlanan, Kargı (1963) ve şiir üzerine kuramsal kitapları üniversitelerde ders kitabı olarak okutulması gereken bu özel ve özgün şair için pek çok inceleme kitabı yayımlanması gerekirdi, gerekir. Şiir serüveninden şiir ve edebiyat çevirilerine, şiir üstüne kuramsal kitaplardan Cumhuriyetçi bir aydının Türkiye’ye ve demokrasiye ilişkin sürekli ve yürekli kitaplarına, geniş bir alanda çok verimli biçimde yazıyor, çeviriyor, üretiyor, tartışıyor…

ASTARSIZ, BOTOKSSUZ

Niye mi bunları yazıyorum? Çünkü 15 yaşımdan beri, neredeyse 50 yıldır, şiirlerinden başlayarak okuduğum Özdemir İnce’nin tüm şiirleri, fakat özellikle son üç “miir” kitabı, onun Türkçenin hem öncü hem de cesur şairlerinden biri olduğunu bir kez daha gösteriyor. ‘Turfanda’ olan ‘Miir’in anlamı şaire göre şu: “Astarsız, botokssuz, rastıksız, rimelsiz, brüt, yeni bir çalgı tarzı. ” Hepsi tamam, kitabı okuyunca şiirlerin de bu anlamı fazlasıyla doğruladığını da görüyorsunuz. Benim bu tanımda tek anlamadığım “brüt” sözcüğü. Acaba “içinde her şey var” anlamında bir uyarı mı yoksa bir ironi mi? Çünkü ‘miir’ler bu ‘brüt halleriyle bile gayet net! Hem de öyle net ki bir an gözünüze ışık tutulmuş gibi oluyorsunuz ve görme yetinizi yitirdiğinizi bile düşünüyorsunuz! Gerçeğin fazla gözalıcı, yalın, çıplak, aydınlık hali diyelim.

Özdemir İnce, kuramsal bilgisiyle, Türk şiiri kadar Fransız şiiri ve dünya şiirini yakından tanımış ve çevirmiş olmasıyla da, şiirin ne’liğine, değişimine, yeniliğine ilişkin pek çok şeyi, Cumhuriyet dönemi şairlerinin çoğundan önce görmüş ve deneyimlemiş bir büyük şairdir. Şiirin bir deney, bir deneme olduğunu iyi bildiğini de pek çok kitabında göstermiştir: Kargı‘dan (1963) Siyasetname‘ye (1984), Can Yelekleri Tavandadır‘dan (1989) Mani-Hayy‘a (1998), Ot Hızı‘ndan (2002) Opera Kahkahasına (2017) ve şimdi de Gençler İçin 50 Turfanda Miir‘e.

Her kitabında şiiri yeniden deneyen ve deneyimleyen İnce’nin kuramsal kitapları yanında, şiir kitapları da şiir dersinin temel kaynaklarıdır. Hiç kuşkusuz sosyalist ve Cumhuriyetçi olmasının, laikliği sonuna dek savunmasının, şiirin evrenle, yaşamla ve şairin şiiriyle diyalektik ilişkisinin de bunda büyük payı vardır. Bu organik şiir, her dönemde dilin, sözün, imgenin, yaşamın, aşkın, cinselliğin, doğanın, çocukluğun, itirazın, reddin, otorite karşıtlığının ve elbette şiirin hakkını verir. Geri çekilmez ama bazı dönemlerde gevezelik de etmek istemez. İnsanı yaratıldığı andan başlayarak izler, sınıflaşmasını, kadın erkek ilişkilerini, kadının yüceliğini, iktidarın cüceliğini, “Başyüce’liğin niteliğini, hepsini “Ben de halimce Bedreddin’im” dercesine bir hal içinde yol eder. Toplumcu-bireyci gibi genellemeleri ortadan kaldıran bu özel şiirle, yalnızca insanın, dünyanın, memleketin, toplumun hallerini görmekle kalmaz, bazı geleneklerin, klasiğin de modernin de ötesinde ve üstünde “insan nasıl insan olur?” sorusuna verilecek en yetkin yanıt olduğunu anlarız. Bu direniş geleneğidir, en laik gelenektir, insana ve şiire en çok yakışan, belki de şiirin insanın ve insanın şiirin doğal bir parçası olduğunu bazen sessizlikle, bazen fısıltıyla bazen ayarsız bazen de gür bir sesle duyuran kadim gelenek. Çünkü doğa gibi insan da, insan gibi şiir de laiktir!

Bu “50 Miir”, evet, tam da günümüz içindir, tam da gençler içindir ve evet tam da “tamtam”dır, yani kalk borusu, uyan borusudur, geç kalmayın! diye uyarmaktadır. Kitabın 32. sayfasındaki ‘Hikmet’te alıntıladığı, Hasan Âli Yücel’in cümlesindeki diklenmedir: “Balta ormana girdi diye ağaç olduğuna pişmanlık duyanlardan değiliz biz.” Tam da bunun şiiridir işte bu “miir” kitabındakiler.

Yıllar önce, “şiirimin kimseye borcu yok, kimsenin de bana borcu olmasın!” demişti. O zaman çok dikkatimi çekmişti bu söz. Çok uzun yıllardır inatla yalnızlığı göze alan bu adam, diline ve Cumhuriyete borçluydu yalnızca. Bugüne kadar yazdığı tüm kitaplar demokrasi ve cumhuriyet üstüne uyarılarla bu borcu çoktan ödemişken, “asıl şimdi” diyerek söz alıyor, konuşuyor, sesini yükseltiyor ve “miir” yazıyor! İster 50 şiir deyin, ister 50 bölümlük tek şiir ama “50 kısım tekmili birden”: Geçmiş, bugün, kapıkulları, talancılar, vurguncular, Man Adası, Kollontai, Kari Marx yoldaş, tarikatlar, Menderes, Bağdat Paktı, KHK, Vaiz, “Faşizmdir ortak akıl, Başyücelik’in amentüsüdür”, TİP, Milliyetçi Cephe, dinbazlar, Suriye, Telekom, Dolar, Allah, Padişah… Gerisini siz anlayın artık! Ben kitabın sonundan bir ‘tadımlık’ alayım buraya, tadımlık dediğime bakmayın, ‘acımlık’: “Memleket nerede, nerede Cumhuriyet? / Özelleştirildi! / / Yandı gülüm keten helva! / / Ferman da dağlar da padişahındır! Haydi rasgele!”

Özdemir İnce bu kez “miir” yazmış, “şiir”i Ekrem Kahraman’ın siyah beyaz nefes kesen çizgilerine, desenlerine bırakmış, okuyun derim ikisini de!..      

Haydar Ergülen,Cumhuriyet Kitap, 21.3.2019, s. 4   

Panayırda “Opera Kahkahası” (Haydar Ergülen)

Haydar Ergülen Hürriyet Kitap Sanat‘ta  Özdemir İnce’nin yeni şiir kitabı Opera Kahkahası hakkında yazdı.

Çok anlamlı ve çok katmanlı

Özdemir İnce’nin yeni şiir kitabı Opera Kahkahası. Kahkaha gibi renkli. Opera gibi çoksesli, yüksek sesli. Opera kahkahası gibi yineleyici, iğneleyici ve bilici. Böyle çoğul ve çok ‘anlamlı’ bir kitap: Çok anlamlı ve çok katmanlı. Bir tavır olarak şiir. Bu muhalif olmayı aşan bir şeydir. Şiiri bir ‘doğrudan eylem’ olarak görmek ve göstermektir.

‘Opera Kahkahası’ ama mekân opera değil, bir panayır. Karnaval desem şenlik gibi anlaşılır. Galiba panayır kültürel olarak da daha ‘bize ait’ ve kaosu, karmaşayı daha iyi anlatıyor. Temaşa değil, karmaşa. Tıpkı opera kahkahası gibi sinir bozucu. “Opera kahkahası! Bassolar ve baritonlar atar kederli bir aryadan sonra, sopranoya ve koroya sırtını dönerek. Henüz tenor yoktur sahnede…” Okumaya devam et

Yannis Ritsos: Şiire, aşka, ölüme inanmak (Haydar Ergülen)

Yannis Ritsos: Şiire, aşka, ölüme inanmak…

Yannis Ritsos: Şiire, aşka, ölüme inanmak… Haydar Ergülen’in Agios Ritsos kitabımız hakkında Vatan Kitap’ta yayımlanan yazısı.

Kavafis, Seferis, Elitis… Yunan şiirinin dünyaca tanınmış şairleri. Adlarını, bazı şiirlerini, kitaplarını biliyorduk, Kavafis’in “Şehir” şiiri ise artık neredeyse bir ‘anonim’ kimliği ve şöhreti kazanmıştı. Haşim’in “ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden” dizesi gibi. “Başka şehirler bulamazsın, başka denizler bulamazsın. / Nereye gidersen git ardından gelecektir bu şehir.” diyordu Kavafis. Biz de adeta bu dizeyle ezber ediyorduk gurbeti.

Özdemir İnce, Yannis Ritsos, Haydar Ergülen, Ve Yayınevi, Vatan Kitap.

70’li yıllarda çeviri yoluyla pek çok Rus, Fransız, Amerikan, İngiliz, İspanyol, İtalyan, Arap şairi tanımıştık. Bir bölümü o yılların ateşli gündemine uygun olarak siyaseten ve alelacele çevrilmiş olsa da, çoğunluğu o dillerin büyük ve öncü şairlerinin kitaplarıydı. Hemen hepsinin de daha önce adını duymuş, fakat pek azını okumuştuk.

Daha önce adını hiç duymadığımız bir Yunan’ı, Yannis Ritsos’u ise yine bir şairden, Türk şiirinin büyük isimlerinden Özdemir İnce’den duymaya başlayacaktık. Bizim, İnce’den Ritsos’u gerek şiir çevirileri gerek onunla ilgili yazılarından duymaya başlamamız 70’lerin sonuna rastlar. Özdemir İnce’nin, Ritsos’un şiiriyle tanışması ise hayli öncedir, şöyle anlatır: “Yannis Ritsos’un adını ilk kez 1965 ya da 1966 yıllarında duydum. Paris’te okuyordum. O sıralar Kemal Özer Şiir Sanatı adlı bir dergiyi yayınlıyordu. Ritsos’un, Aragon’un dergisi Lettres Françaises’de uzun bir şiiri yayımlanmış.

Derginin o sayısını bulup kendisine gönderirsem, bu şairden kendisine söz eden Attila Tokatlı şiiri çevirecekmiş. Dergiyi bulup gönderdim. Ama göndermeden önce şiiri bir deftere çektim. Sanırım o yıllar fotokopi kolaylığı yoktu. Deftere çektim, çünkü okuduğum şiir şimdiye kadar okuduğum şiirlere benzemiyordu, eski gibiydi ama yepyeniydi. Bir şey söylemek istemiyormuş gibiydi, ama çok şey söylüyordu.” (Agios Ritsos, Özdemir İnce, Ve Yayınevi, Haziran 2016, s.73) Okumaya devam et

Kargı: Elli yıl sonra da “yeni” bir kitap (Haydar Ergülen)

Radikal Kitap, 17.10.2014

Haydar Ergülen Radikal Kitap ekinde (17.10.2014) Elli Yıl Sonra ‘Kargı’yı yazdı. Yazıyı buradan da okuyabilirsiniz, iyi okumalar…

“Türkçenin önemli şairlerinden ve sayılı şiir düşünürlerinden Özdemir İnce’nin Kargı’sı, İkinci Yeni’yle şiirimizin yaşadığı yenilikleri taşıyan ‘yeni’ bir ‘ilk’ kitap.”

Bir şiirde ‘kalyon’ sözcüğü geçiyorsa, o İkinci Yeni şiiridir. İkinci Yeni’nin ‘tipik’ sözcüklerinden biri diye düşünürüm kalyonu. Özdemir İnce’nin “Rondel” şiirinde üç kez yinelenir: “gümüş renkli kalyonları götüren/ soğuk güneş kesin sular altına/ gerçek gök ölmez aşklar adına/ mahzenlere küf kokusu taşırken”. Okumaya devam et