Bir ciğer ve kalp dolusu fazla yaşamak: Halit Asım (Nazlı Yıldırım)

Halit Asım’ın Ömür kitabı hakkında, Nazlı Yıldırım’ın Aydınlık Kitap’ta yayımlanan yazısı…

Halit Asım’ı diğerlerinden ayıran en büyük incelik, şiirlerindeki manadır. Aklın çizgisini yırtan ve içindekini sansürsüz yansıtan şairin sezgisi, güçlü kılmıştır şiirini.

 

 

 

“Ve hikâyesi erdi sona,
Nefesi kesilen rüyamın.
Uçtu dalların sükûnuna,
Kuşları çürümüş dünyamın.”

Halit Asım’ın şiirleri bir köprü, bir uzlaşı, bir yenilik, bir canlılık, bir açık kapıdır

Halit Asım’ın “Son” şiirinden aldığım dörtlük. Yetmiş beş yıl sonra yeniden şiirleriyle beraber mektupları da yayımlandı. Şiirleri üç bölümden oluşan ve “Kitap Dışı Şiirleri” ile “Düzyazı Şiirleri” adlı bölümlerini de dahil ederek beş bölümden oluşan kırk dört şiiri var Halit Asım’ın. Kitabın devam eden bölümleri ise “Mektupları”, “Albüm” ve “Hakkında Yazılanlar”dır. Kah anımsandı, kah unutuldu. Yaşamını kırk dört şiirine sıkıştıran şair nedense Türk şiirinde özümsenmedi.

Nehri bir yerden bir yere taşıyan yatağıdır. Ne yazık ki, nehrin güzelliğini seyredenler bunun farkına dahi varmazlar. Türk şiirimizi zenginleştiren, geleceğe taşıyıp sürekliliğini kazandıran ise görünmeyen, gizli kalmış bu yatağın şairleridir. Şiirsever ve şiirokurlar bu ayrımdan çok uzak ve popüler isimlerin sırtından hiç inmezler. Bu acı duruma örnek düşürmeseydik şairi keşke.

Türk şiirinin dönemlerine bakıldığında, Halit Asım’ın şiirleri bir köprü, bir uzlaşı, bir yenilik, bir canlılık, bir açık kapıdır. 1930-1940 yıllarında cereyan eden klasik şiir algısında Halit Asım, geleneğini sürdürmüş olsa da, şiirindeki özsuyu duygudur. Hece ölçüsünü kullanan, mana zevkini iliklere kadar yaşatan bir şairdir. Genç ölümüyle bu yeniliğin kısa sürmesi, nehrin akışı kesilmesi elbette bir boşluk yarattı. Günümüze döndüğümüzde kaç tane yirmili yaşlarında bir kapı aralayacak, genç şair vardır Halit Asım gibi? Eğer bir yere varmak istiyorsak, dünya şiirine katılmak istiyorsak, yapı taşlarını oluşturan unutulan, yiten, görmezden gelinen gizli yatakları kazmalı, günışığına taşımalıyız.

Ömür, Halit Asım

“Halit Asım bizim ilk surréalist şairimizdir.”

Arif Damar, Yaşar Nabi, Kemal Durmaz, Seyhan Erözçelik, Yücel Kayıran, Orhan Kahyaoğlu, Murat Batmankaya, Evren Erem, İlyaz Bingül, Hâmit Macit Selekler, Baki Süba, Mehmet Fahri. Yetmiş beş yıl içinde sadece on iki yazı yazılmış şair hakkında. Hüseyin Karakan’ın hazırladığı “Şiirimizin Cumhuriyeti-II / Yeniler” antolojisi dışında hiçbir antolojide yer almamıştır.

Lise yıllarında şiirleri Çağlayan, Hamle, Varlık, Servet-i Fünun’da yayımlanır. Ölümünden bir yıl önce de “Ömür” adıyla kırk sekiz sayfalık şiir kitabını Yılmaz Basımevi’nden çıkarır. Arif Damar’ın, “Halit Asım bizim ilk surréalist şairimizdir.” ifadesinden yola çıkarak Halit Asım’ın şiirlerine döndüğümüzde, dönemin şiir akımlarının dışında kalmış olduğunu görürüz. Ancak kurduğu şiir iskelesinde gelenekçilik, hece ölçüsü, uyak ölçüsü vardır.

Halit Asım’ı diğerlerinden ayıran en büyük incelik, şiirlerindeki manadır

Halit Asım’ı diğerlerinden ayıran en büyük incelik, şiirlerindeki manadır. Gelenekçi tutumunu, bilinçaltındaki ışığını birleştirerek şiir sanatını yüceltmiştir. Bir rüzgârın esmesindeki billurluktur şiirleri. Temiz, duru, akışkan, sarıp sarmalar. Aklın çizgisini yırtan ve içindekini sansürsüz yansıtan şairin sezgisi, güçlü kılmıştır şiirini.

“Mavi rüyalar kaldı bu akşamdan yarına,
Rüzgârın sesi suların sesi gibi duyulur.”

Dünyayla beraber öteki zamanını da işler. Soyut ve somutu harmanlayan, ahlak tabusunu deviren bu şiirde okur çırılçıplaktır.

“Dünyasız günahlar, tarla ve tohum,
Olgun temaslara kapalı ahret.
Kendi ölümüne ağlıyan uykum,
Bir ölü çiçekler yığını cennet.

Her tahayyül dişi, her heves oyun,
Kalp muti, kayıtsız ve memeler hür.
Parlak kuştüyleri ılık cenubun,
Bir kucak hararet odamda büyür.”

Halit Asım’ın şiirleri dışında mektuplarına da yer verildi kitapta. Sevgili Niyazi Tunga’ya yazdığı mektupların bir demetidir. Mektuplarında, şairin yaşantısından izler bulmakla beraber geniş bir hayalin fotoğrafını seyrederiz. Hastalığının sıkıntılarını anlatan, okuduklarını, yazdıklarını, yaşadıklarını paylaşan, zaman zaman kırgınlıklarını dillendiren ve dostuna olan büyük özlemini yazan şairin iç dökme halidir. 1936-1940 tarihlerini taşır bu mektuplar. 1939 tarihli mektubundan;

Niyazi,

Bezginliğimin ortasında gelişigüzel yaşıyorum. Ne yapılmak lâzımdır, onu tayinden çok uzağım… Yaşamak! Bir ciğer ve kalp dolusu fazla yaşamak arzum, hakikatin zincirlerinde mahkûm!

1940 tarihli mektubundan;

Kalp Allaha kırılmalı Niyazi… Misafirliğimiz kısa, hatıralar nâtamamdır. Sonra insanoğlunun mizacında saklı Odese hüviyetini unutma. Nokta bir şeyini büyütür, büyütür.

Daha nice satırlar eklemeliyim. Ancak baştan sona kadar dikkatle okunmalıyken, kesitler sunmam beyhude. Bilmiyorum, Halit Asım’ı düşünürken; acaba adı anılmayan, ölümü genç olan başka kimler vardır, diye geçirdim içimden. Kim bilir… Ve son olarak, “Beni yalnız bırakmamaya çalış olmaz mı Niyazi?” diyen şairin sesiyle sizi baş başa bırakmalı.

Ömür, Halit Asım, 192 sayfa, Ve Yayınevi

Nazlı Yıldırım, Aydınlık Kitap, 4.11.2016, s. 3

Halit Asım: Bir Yolculuğun Arifesi (Emrah Yolcu)

Ben zavallı bir hayvanım.

Halit Asım, Ömür[1]

Halit Asım

İntihar eden ya da erken ölen genç şairler için, “Yaşasaydı çok iyi bir şair olacaktı.” denir çoğu zaman. Bu gerçekte pek azı için geçerlidir. Kendisindeki kumaşı görmek çok zor olmadığından Halit Asım için kolaylıkla “Yaşasaydı, çok iyi bir şair olacaktı.” denilebilir. Ömür’deki bazı dizelerde, özellikle mektupları ve düzyazı şiirlerinde, bu açıkça görülüyor.

Ömür’ün ilk baskısı 1940 yılında Halit Asım’ın kendi çabalarıyla yayınlanır (Yılmaz Basımevi). Sonrasında, genç yaşta ölmesinin yanı sıra, Lautréamont’la kıyaslanmasına neden olacak uzun bir unutuluş evresinden geçer. 1992 yılında Seyhan Erözçelik’in yayına hazırlamasıyla Korsan Yayınları’ndan ikinci basımı yapılır. Şubat 2015’te ise Ve Yayınevi tarafından; mektuplarının, hakkında yazılanların ve kendisine dair minimal bir albümün de yer aldığı bir baskı yapıldı. Okumaya devam et

Şiir Günlüğü (Gültekin Emre)

Varlık dergisinin Ekim 2015 tarihli sayısında, “Şiir Günlükleri”nde Gültekin Emre Ömür, Sakalsız Bir oğlanın Tragedyası, Elli Yıl Sonra ‘Kargı’ ve Oza adlı kitaplarımız hakkında yazdı.

Ömür

Perşembe. Halit Asım’ım Ömür’ünü daha önce okumuştum (1992) ama bu yeni baskısı (Ve Yayınevi, 2015) daha doyurucu. Başka şiirlerle, mektuplarla, fotoğraflarla, el yazılarıyla, hakkında yazılanlarla, düzyazı şiirlerle, yayına hazırlayanın notlarıyla çok özenli ve titiz bir yayıncılık, editörlük örneği, bu. Tek kitaplık bir Ömür. 23 yıl sürmüş bir yaşamdan geride kalanlar. Kırk Kuşağı şairi mi, Garip’in yolunda giden biri mi Halit Asım? İkisi birden gibi geliyor bana. “Kanımda süzgün gözlü şeytanlar, / Ve azat edilmiş avuçlarım. / Allahsız hatıralar ararım, / Ki solgun dünyasında günahkâr. // Çırpınan uyku, Arzu uzaktır, / Çocuk alnımda çizgi ve bere. / Yazık, Hülyası mahrem kalplere, / Geceyi adamak kalacaktır.” Hayal olmuş bir şairden ne kaldıysa gerçek, onlar var bu Ömür’de. Okumaya devam et

Unutulmuş bir şair: Halit Asım (Yücel Kayıran)

Halit Asım, Ömür, şiirler 1940

“Kuşlar, bu oda kasvetlidir,/ Konmayın penceresine sakın;/ Burda merak getirdi bir kadın// Kuşlar, insan firar edebilir,/ Yuvalarda cenubu arıyan bir çocukla;/ Ve kaçabilir bir dizi mavi boncukla.” Bu dizeler, Halit Asım’ın “Kuşlar” adlı şiirinden. Halit Asım, kendi tinsel dünyasının determinasyonuyla yazan bir şair; rastlantıyla devşirilmiş bir anlam dünyası yok.

Asım, “Kuşlar” şiirini Nurullah Ataç’a ithaf etmiş. Ataç, Varlık dergisinde çıkan bir yazıya atfen, Asım’dan söz ediyor, kitabı okuduğunda yazacağına ilişkin vaatte bulunuyor. Asım da, arkadaşı Niyazi Tunga’ya yazdığı bir mektupta, Ataç’ın vaadine atıfla “sevincim artacak ve kuvvet bulacağım” diyor. Nurullah Ataç yazsaydı, Halit Asım unutulmazdı. Yaşar Nabi Nayır’ın Varlık’ı, Halit Asım’ın unutulmasına engel olamamış. Yani Halit Asım, Türk şiiri ortamının hasıraltı ettiği bir şair.

Asım’ın, antolojilere alınmayışı veya unutuluşuyla ilgili en önemli soruyu Orhan Kahyaoğlu dile getirir: “1950 sonrası çıkan tüm antolojilerde Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu’nun şiirleri görülebiliyorsa, Halit Asım’ı haydi haydi görmek gerekirdi.” (Sombahar Dergisi, Mart-Nisan 1995)

Halit Asım’ın görülmemiş olmasının nedeni Ahmet Hâşim’le ilgili olabilir. 1930’lu yılların sonu ile 40’lı yılların başında, Ahmet Hâşim’e karşı bir olumsuz tavırdan söz edilebilir mi? Bir veri: Baki Süha Ediboğlu’nun 1944 yılında yayımlanan Türk Şiirinden Örnekler (1920-1944) antolojisi, Yahya Kemal Beyatlı ile başlar, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Bedri Rahmi Eyüpoğlu ve Garip şairleriyle son bulurken; bu antolojide, Ahmet Hâşim’e yer verilmemiştir. Göz ardı edilemez bir durum.

Bu ilgiyi kurmakla, aslında gizli bir yargı da ileri sürmüş oluyorum: Halit Asım’ın, Ahmet Hâşim’in poetik çocuğu olduğunu. Dahası Halit Asım, Ömür’deki şiirlerinde Hâşim’le münakaşa ediyor gibidir de. “Fani” şiirini birlikte okuyalım: “Dinleyin ey fani yapraklarım,/ Billûr bakireler ağlamakta../ Güller mahzun ve şarkılar yarım,/ “İrem” Kokuları çok uzakta..// Sarhoşluklarımın yabancısı,/ Sen ey Meçhul belde, bekle biraz../ Uzaklaş aşkımın yalancısı,/ Aşina yüzlerdeki sürgün yaz..”

Bir başka neden ise, şiir dilinin sekülerleşmesiyle ilgili gibi geliyor bana. Garip şiiriyle birlikte,  Türk şiirinin dili sekülerleşmeye başlıyor. Garip şiiri, bu seküler kopuşun dönemeci. Garip şiirine ve onu takip edenlere yolun açılmasının nedenini burada aramak gerek. Şiir, seküler olmayan bir dil dağarıyla yazılmış ise, bu şiirler de, daha sonra, söz konusu kelimelerin değiştirilmesi yoluyla sekülerleştiriliyor. Rüştü Onur anıldığı için oradan devam ediyorum: Onur’un “Endişe” adlı bir şiir vardır; iki dörtlükten oluşur bu şiir. Bu şiirin, [Salah Birsel’in hazırladığı Rüştü Onur kitabında] ikinci dörtlüğünün ilk dizeleri şöyle: “Nedendir neden Tanrım/ İçimi kimselere açamıyorum.” Rüştü Onur’un ilk yazdığı haliyle, bu dizeler şöyledir: “Nedendir neden rabbim/ içimi dostlara açamıyorum.” Değiştirilen kelimelere dikkat çekerim. Şiirin dil dağarının sekülerleştirilmesi derken kastettiğim bu.

Şiirin hümanistleşmesi
Burada, ikinci bir tezi daha dile getirmiş oluyorum: Halit Asım’ın tinsel evreni, bu sekülerleşmenin hemen öncesinde yer alıyor. “Kuşlar” şiirinde, Asım’ın öznenin, kadının varlığıyla mutlu olan bir erkek özne olduğunun emareleri var. Bu özne aynı zamanda, tanrının emir ve buyruklarını bir üst-ego biçiminde içselleştirmiş bir özne. Şiirin sekülerleşmesiyle birlikte, şiirde konuşan özne de, cinsiyet bakımından belirsizleşir. Buna şiirin hümanistleşmesi de diyebiliriz.

Türk şiirinin, Cumhuriyet döneminden hemen önceki evresinde, Tevfik Fikret ile Ziya Gökalp’in şiirinde ortaya çıkan çok önemli bir tema, çok önemli bir problem vardır. Bu problem, inanç buhranını dile getiren bir temadır. Cumhuriyetle birlikte bu problem yerini sekülerleşmeye bırakıyor. Halit Asım, bu problemin son halkası gibi görünüyor. Ama Asım’ın şiirindeki bu problem, Fikret’teki veya Gökalp’teki türden değil. Sözünü ettiğim buhran, Fikret veya Gökalp’te teolojik düzeydedir. Teolojik düzey derken kastettiğim, inancın, ritüel kısmı değil, içsel ve zihinsel düzlemde yaşanış biçimidir. Her ikisi de sanki derin bir dostu kaybetmiş gibi konuşurlar.

Asım’da ise, bu buhran, bir inanç buhranı olarak değil ama ona bağlı bir sorun olarak, daha çok dinsel bir karmaşa/çatışma şeklinde açığa çıkmaktadır; ve teolojik değil, dünyevi olmakla ıralıdır. “Ömür” şiirini birlikte okuyalım: “Kanımda süzgün gözlü şeytanlar,/ Ve azat edilmiş avuçlarım./ Allahsız hatıralar ararım,/ Ki solgun dünyasında günahkâr.// Çırpınan uyku, Arzu uzaktır,/ Çocuk alnımda çizgi ve bere./ Yazık, Hülyası mahrem kalplere,/ Geceyi adamak kalacaktır.”

Asım’ın şiirindeki anlatıcı-ben, persona, Allah’ın emir ve buyruklarına bağlılıkla, bedeninin determinizmine ait arzu arasındaki manevi gerilimde, günah içinde kalmış bir bendir. Bu şiirdeki ıstırap veya manevi acı, günah içinde oluşun sonucu olarak açığa çıkmaktadır. Günah içinde oluş, arzu içinde oluştur ve istenilen bir şeydir. Ve bu arzu, psikanalizin keşfettiği arzudur. Mektuplarından, Halit Asım’ın Freud’u okuduğunu biliyoruz. Psikanalizin arzusu, Türk şiirinde, ilk defa Halit Asım’ın şiirinde ortaya çıkıyor. “Gecelerin Gelmeyen Baharı” adlı şiirinin son iki dörtlüğünü şimdi okuyabiliriz: “Sensizim ey cömert dişilik,/ Dinmiyen bir ağrı yaşamak böyle./ Sütünü esirgeyen meme, söyle,/ Var mıdır “Öte”de yer bir kişilik?//  Kör ol aşkın velût göz bebekleri,/ Tıkıyor beni verdiğin her yudum.// Kafamdaki hudutsuz hain şehri,/ Bu derin uykusunda parçalasam diyorum.”

Türk şiirinde erotik olanın bir tarihinden söz edilebilir ise, bu tarih, Halit Asım’la başlar. “Dişilik” ve “meme” kelimelerinin, bu denli somutluk halinde kullanımının bir başka örneği yok. Ama bu somutluk bir gerçeklik olarak değil, bir tahayyül olarak var: “Niyetimiz yollarda hep günah izleri,/ Ölesiye yaşamak arzusu denizi…” (“Ölesiye”) Arzuyu yaşayamayış, temel dram olarak ortaya çıkar: “Kanımı içen ey taze kadın/ Tasam, çürük et kokusu tasam.” Bu nedenle “Kaçmak namütenahi bir güze..” ister. Sevet-i Fünün’un bu kelimesini iki defa kullanmış Asım. Tekrar “Kuşlar”a dönelim: “Ve hikâyesi erdi sona,/ Nefesi kesilen rüyamın./ Uçtu dalların sükûnuna,/ Kuşları çürümüş dünyamın.”

Ömür, 1940 yılında yayımlanır; Asım, bir yıl sonra, yirmi üç yaşında iken ölecektir.

Ve Yayınevi, Ömür’ün yeni bir baskısını yapmış durumda. Ama bu baskıda, sadece Ömür değil, denilebilir ki, Halit Asım’ın ‘terekesi’ ve ‘tarihi’ de yer alıyor. “İçindekiler” şöyle: 1- Ömür, 2- Kitap Dışı şiirler, 3- Düzyazı Şiirleri, 4- Mektupları, 5- Albüm, 6- Hakkında Yazılanlar, 7- Yayına Hazırlayanın Notları, 8- [Halit Asım] Kaynakça[sı]. Kitabı, Kenan Yücel yayına hazırlamış. Ömür’ün, bu titiz ve pırıl pırıl baskısı için, Kenan Yücel’i kutluyor ve kendi adıma teşekkür ediyorum.

Kaynak: Radikal Kitap, 6.3.2015

Ömür, Halit Asım, mektuplar, şiirler, 1940

satin-al-buton

“Ömür”, Halit Asım (Trailer)

İlk yayımlanışının 75. yılında, Halit Asım’ın bilinmeyen şiirleri, mektupları,
fotoğrafları ve hakkında yazılan yazılarla  genişletilmiş bir basımını sunuyoruz Ömür‘ün. Kitap Kenan Yücel tarafından yayına hazırlandı.

satin-al-buton