Âşık Veysel’in Yayımlanmamış 61 Yıllık Röportajı

Âşık Veysel’in 1956 yılında Dinar’a yaptığı bir gezi sırasında şair Nedret Gürcan tarafından yapılan ses kaydının tam metnini yayımlıyoruz. Bazı kısımları Özdemir İnce’nin “Âşık Veysel’le ilgili bir yalan üzerine” başlıklı köşe yazısında yayımlanan röportajın tam metni ilk defa Ve Yayınevi sayfasında yayımlanıyor. Röportaj metnini bize ulaştıran Özdemir İnce’ye teşekkür ederiz.

Âşık Veysel’i Sivas’ta keşfeden ve destekleyerek önünü açan Ahmet Kutsi Tecer‘i de saygı ve sevgi ile anıyoruz.

Bugün Âşık Veysel’in doğumunun 123. yılı… İyi ki doğdun Âşık Veysel!

Âşık Veysel, Nedret Gürcan ile Dinarda. Yıl 1956.

Âşık Veysel ile Nedret Gürcan. Dinar, 1956. (Nedret Gürcan’a Edebiyatçı Mektupları, s. 241)

Ses kaydını yazıya geçiren muhabirin notu: Âşık Veysel’in 1956 yılında Dinar’a yaptığı gezi sırasında alınan yeni bir ses kaydı ortaya çıktı. Saz çalıp para kazanmak için gittiği Dinar’da 4 günde 4 konser veriyor, bu konserlerden birinde yaptığı sohbet zamanın ses kayıt cihazı telli diktafona aktarılıyor. Konuşmanın önemli bir kısmı gayet net anlaşılır durumda. Bir kısmı şair Nedret Gürcan tarafından Şairler Yaprağı dergisinde de kaleme alınan o sohbette Âşık Veysel ilk şiirini Atatürk için yazdığını söylüyor. Konuşmayı hiç müdahale etmeden, mümkün mertebe Aşık Veysel’in kendi telaffuzuyla aktarmaya çalıştık. Türkçenin bu büyük üstadını redakte edecek yeteneği kendimde göremedim.

Kayıt, Âşık Veysel’in saz çalışıyla başlıyor. Müzik bitince bir erkek sesi: “Çok çok teşekkür ederiz üstad. Eksik olmayın. Gerek ben Nedret Gürcan, gerek ortaokul müdür muavini Reşat Ünsal size çok çok teşekkür ediyoruz ziyaretiniz için. Şimdi Dinar Belediye Reisi’nin yanına kadar gidelim. Kendisi bekliyor.”

– Sağolun. (Aşık Veysel’in sesi) Okumaya devam et

Tanrı’ya meydan okuyan şair: Özdemir İnce

Mecit Ünal, 30.6.2017 tarihli Aydınlık Kitap‘ta Özdemir İnce’nin yeni şiir kitabı Opera Kahkahası‘nı yazdı:

Tanrı’ya meydan okuyan şair: Özdemir İnce  

“Kimseye Borcumuz yok var olmak için”

Özdemir İnce, kulenin tepesinden değil, şiirin doruğundan meydan okuyor…

Ahir ömründe şiire el atması bir romancının, çağrısına daha fazla direnememesinden olsa gerek şiirin. Şiir, romancının içindeki bir uktedir aslında. Şairin ise, yaşı ilerledikçe, görmüş geçirmiş olmanın verdiği tecrübenin hazzıyla erotizme yönelmesi bir gelenek olmuştur. Başkaldırı şiirleri gençlikte kalmıştır artık; hatta başkaldıracak bir şey de kalmamıştır bir bakıma. Peki, ama öyle mi gerçekten? Erotizm, küçük bir dokunuşla bir başkaldırıya da evrilebilecekken şairin giderayak geride kalan yaşama –ve her şeye– tenden, tenin sınırlarından bakması bir görü eksikliği olarak değerlendirilemez mi? Okumaya devam et

Panayırda “Opera Kahkahası” (Haydar Ergülen)

Haydar Ergülen Hürriyet Kitap Sanat‘ta  Özdemir İnce’nin yeni şiir kitabı Opera Kahkahası hakkında yazdı.

Çok anlamlı ve çok katmanlı

Özdemir İnce’nin yeni şiir kitabı Opera Kahkahası. Kahkaha gibi renkli. Opera gibi çoksesli, yüksek sesli. Opera kahkahası gibi yineleyici, iğneleyici ve bilici. Böyle çoğul ve çok ‘anlamlı’ bir kitap: Çok anlamlı ve çok katmanlı. Bir tavır olarak şiir. Bu muhalif olmayı aşan bir şeydir. Şiiri bir ‘doğrudan eylem’ olarak görmek ve göstermektir.

‘Opera Kahkahası’ ama mekân opera değil, bir panayır. Karnaval desem şenlik gibi anlaşılır. Galiba panayır kültürel olarak da daha ‘bize ait’ ve kaosu, karmaşayı daha iyi anlatıyor. Temaşa değil, karmaşa. Tıpkı opera kahkahası gibi sinir bozucu. “Opera kahkahası! Bassolar ve baritonlar atar kederli bir aryadan sonra, sopranoya ve koroya sırtını dönerek. Henüz tenor yoktur sahnede…” Okumaya devam et

“2016 yılının en önemli şiir olaylarından biri” (Orhan Kahyaoğlu)

Bir şiiri gecikmeli tanımak

Orhan Kahyaoğlu yazdı: “Halil İbrahim Bahar’ın, şiiri üzerine ömür boyu düşünen bir insan olduğu öne sürülebilir. Ama, bu kitap çıkana kadar, şiirleri konusunda yerleşik bir fikrimiz oluşamamıştı.”

Bize sorarsanız, 2016 yılının en önemli şiir olaylarından biri, Ve Yayınevi’nden geçen aylarda yayımlanan, Halil İbrahim Bahar’ın “seçilmiş şiirler”inden oluşan Çok İncelikler Vardı Dünyada adlı kitabıdır. Özellikle 1960- 80 yılları arasında yazılan Türkçe şiiri yakından izleyen her okur, kaçınılmaz olarak Bahar’ın şiiriyle karşılaşmıştır. İnanılmaz dikkat çeken bir şiirdir bu. Okumaya devam et

Önemli bir kitap: Agios Ritsos (Gültekin Emre)

“Şiir, şair, toplumsal yaşam bağlamında aydınlatıcı, kalıcı, düşündürücü… önemli bir kitap, Agios Ritsos, yani Aziz Ritsos.”

Önemli bir kitap: Agios Ritsos

Perşembe.. Ritsos, yalnızca Yunan şiirinin “aziz”i değil, artık dünya şiirine kazınmış da bir şair. Onun en yakın dostlarından biri de şiirimizin önemli ustalarından, Özdemir İnce’dir.  “agios” Yunanca “aziz” demekmiş.  Agios Ritsos’u (Ve Yayınevi, 2016) yani “Aziz Ritsos”u okurken pek çok yazı bana tanıdık geldi. Özdemir İnce’nin bu “aziz” üzerine daha önce yazdığı yazıların, şiirlerin bir toplamı bu derleme. Kitabı okurken Yunan şiiri bağlamında şiire, şaire bakış da okura eşlik ediyor. Kitabı Kenan Yücel yayına hazırlamış, “sunu”yu yazmış. Ritsos’u “aziz” yapan unsurlara şöyle açıklık getirilmiş: “Şiiriyle ve politik duruşuyla Yunan halkının yanında oluşu, her türden baskıya, zulme, işkenceye, hapisliğe, sürgünlüğe rağmen bu duruşundan ödün vermemesi, boyun eğmemesi, en baskıcı dönemlerde bile –olanakları olduğu halde- yurdunu terk etmemesi, halkıyla kader birliğini sürdürmesi Ritsos’un ‘aziz’ olarak anılmasının, kendisine duyulan derin saygının, sevginin temel nedenleri olarak sıralan”mış.

Ritsos ile Özdemir İnce, Atina, 1978

İlk bölüm “Karanlıkta Gören Adam”da, Özdemir İnce’nin Ritsos üzerine yazdığı yazılar, şiirler (yazılış tarihlerine göre) yer alıyor. İkinci bölüm “Yannis Ritsos İçin Şiirler”de Özdemir İnce’nin “aziz” şair için yazılmış şiirlerine yer verilmiş. Özdemir İnce’yle Ritsos’un fotoğrafları son bölümde. “Gel dönelim artık biz de baba yurduna / izini sürecek çiçektozlarının, açtıkları yoldan, / ama ölmeye değil, yaşamak ve yazmak için, / anlatmak için gülen ayva ile ağlayan narı.” (“Kendime Okuntu”). Şiir, şair, toplumsal yaşam bağlamında aydınlatıcı, kalıcı, düşündürücü… önemli bir kitap, Agios Ritsos, yani Aziz Ritsos.

Gültekin Emre, “Şiir Günlüğü”, Varlık, Eylül 2016, s. 111-112

Tek ölçütümüz yazınsal değer

Kenan Yücel ile söyleşi, Dilek Atlı, Bursa Olay gazetesi.

Ve Yayınevi genel yayın yönetmeni Kenan Yücel ile yapılan söyleşi Bursa Olay gazetesinde yayımlandı:

“Nitelikli içerikleri estetik tasarımlarla sunan, koleksiyon değerinde kitaplar yayımlayan, butik bir yayınevi olmak hedefiyle çıktığımız yolda emin adımlarla ilerliyoruz.”

Söyleşen: Dilek Atlı

Ve Yayınevi ne zaman kuruldu? Edebiyat dünyamıza hangi kazanımları sağlamayı hedefliyor?

Ve Yayınevi, yaklaşık bir yıllık bir hazırlık süreci sonrasında, Nisan 2014’te ilk kitaplarını yayımladı.

“Yazın, sanat ve düşün dünyasının eşsiz değerlerini, özelliklerini artıran, zenginleştiren, özenli, nitelikli yayınlarıyla kültürel gelişime ve Türkiye’nin sosyo-kültürel yapısına yön verebilecek, geleceğe uzanan kaynak yayınlarıyla toplumun bilgi birikimine büyük oranda katkı sağlayan, seçkin bir yayınevi olmak hedefiyle yola çıkıyoruz.” demiştik yolun başında. Nitelikli içerikleri estetik tasarımlarla sunan, koleksiyon değerinde kitaplar yayımlayan, butik bir yayınevi olmak hedefiyle çıktığımız yolda emin adımlarla ilerliyoruz. Yayımladığımız kitapların edebiyat ortamında ve okurlar nezdinde gördüğü ilgi, doğru bir yolda olduğumuzu gösteriyor; bundan büyük sevinç duyuyorum.

Andrey Voznesenski’nin Oza‘sı ya da Kaan İnce’nin Gizdüşüm‘ü gibi uzun yıllar önce basımı yapılmış ve okurun ulaşma şansı olmayan kitapları da yeniden yayımlıyorsunuz? Hedef okurlar kimler?

Oza‘nın Ülker İnce tarafından yapılan çevirisine, yayına hazırladığımız bir kitapla ilgili arşiv taraması yaparken, Dost dergisinin eski sayılarından birinde rastladık, bu keşif heyecanlandırdı bizi, çünkü Oza‘nın Türkçeye ilk çevirisiydi ve kitaplaşmamıştı. Ülker İnce’yle görüştüğümde bir derginin solgun sayfalarında unutulup kalmış bir çevirisinin uzun yıllar sonra yeniden karşısına çıkmasının onu da heyecanlandırdığını fark ettim. Aradan çok uzun yıllar geçtiği için, Ülker İnce çeviriyi yeniden gözden geçirdi, Canan Güldal’ın desenleriyle birlikte, hard cover (sert kapaklı) olarak kitabı yayımladık. Bu nedenle, Oza‘nın bizdeki baskısını yeniden basım diye nitelemek yanlış olur. Oza, Ülker İnce’nin çevirisiyle ilk kez kitaplaşmış oldu Türkçede. Yakında ikinci baskısını yapacağız.

Gizdüşüm‘e gelince… Kaan İnce’nin şiir kitaplarının nerdeyse yirmi yıldır baskısı yapılmıyordu, birçok okur kitaplara ulaşamıyor, fotokopileriyle, internette bulabildiği şiirleriyle yetinmek durumunda kalıyordu. Kaan İnce’nin bütün şiirlerini Gizdüşüm (Gizdüşüm/Ka n/Birinci Defter) adıyla yayımladık. Nizamettin Uğur’la birlikte yayına hazırladığımız bu kitapta Kaan İnce’nin daha önce yayımlanmamış el yazısı şiirleri, fotoğraf albümü ve ayrıntılı bir kaynakça da yer alıyor.

Ve Yayınevi’nden çıkan yeni kitaplar hangileri?

Çağdaş Amerikan şiirinin en önemli ve en çok okunan şairlerinden Martin Espada’nın Şairin Paltosu adlı seçilmiş şiirleri ile Özdemir İnce’nin büyük Yunan şairi Yannis Ritsos’u anlatan yazıları ve ona adadığı şiirlerden oluşan Agios Ritsos‘u yayımlamıştık en son.

Yönetmen Özcan Alper’in başyapıtı kabul edilen Sonbahar filminin senaryosu kitaplaştırılarak Ve Yayınevi’nden çıktı. Sinema alanında kitap yayımlamaya devam edecek misiniz? Sırada hangileri var?

Özcan Alper önemsediğim bir yönetmen, ikinci uzun metrajlı filmi Gelecek Uzun Sürer‘in senaryosunu da yayına hazırlıyoruz. Sinema dizimiz için başka projelerimiz de var, yakında onları da hayata geçireceğiz.

Özellikle şiir türünden söz edecek olursak, kitap basımı tercihinizi neye göre yapıyorsunuz? Örneğin, yeni şairleri okurlarıyla tanıştıracak mısınız?

Tek bir ölçütümüz var, yazınsal değer. İyi ve has şiiri öne çıkarmaya devam edeceğiz. Elbette -değerli bulduğumuz- yeni şairlerin şiirlerini de okura ulaştırmayı sürdüreceğiz. Geçtiğimiz yıl genç şair Akın Art’ın ilk şiir kitabı Mevsimler ve Temmuzlar‘ı yayımlamıştık, kitap önemli bir ilgi görmüştü. Bunlar bizi gönendiren şeyler.

Roman ve öykü türlerinde hangi kitapları okuyabiliriz Ve Yayınevi’nden?

Roman türünde, Mehmet Sarsmaz’ın Kırmızı Dokuzlu‘sunu, Leyla Saral’ın Kısa Bir İç Çekişle‘sini, Ahmet Önel’in Oto/kopi‘sini yayımladık.

Büyük yazar Muzaffer Buyrukçu’yu, ölümünden uzun yıllar sonra, Hayallerin En Uzun ve En Hızlı Atları adlı yayımlanmamış bir öyküsüyle yeniden edebiyatın gündemine taşıdık. Oğuzhan Akay’ın Touchdown‘u, Deniz Günal’ın İstasyon Öyküleri, Adil İzci’nin Ada Sularında‘sı, yayımladığımız diğer öykü kitapları.

Hangi türdeki kitapları okurlara kazandırıyorsunuz?

Edebiyat ağırlıklı bir yayın çizgisi izliyoruz. Geniş bir yayın yelpazemiz var. Şiir, şiir sanatı, öykü, roman, anı, mektup, sinema dizilerinden iki buçuk yıllık süre içinde yirmi yedi kitap yayımladık.

Koleksiyon değerinde kitaplar yayımlamayı sürdüreceğiz…

Bursa Olay, 27.9.2016, s. 4

 

Yannis Ritsos: Şiire, aşka, ölüme inanmak (Haydar Ergülen)

Yannis Ritsos: Şiire, aşka, ölüme inanmak…

Yannis Ritsos: Şiire, aşka, ölüme inanmak… Haydar Ergülen’in Agios Ritsos kitabımız hakkında Vatan Kitap’ta yayımlanan yazısı.

Kavafis, Seferis, Elitis… Yunan şiirinin dünyaca tanınmış şairleri. Adlarını, bazı şiirlerini, kitaplarını biliyorduk, Kavafis’in “Şehir” şiiri ise artık neredeyse bir ‘anonim’ kimliği ve şöhreti kazanmıştı. Haşim’in “ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden” dizesi gibi. “Başka şehirler bulamazsın, başka denizler bulamazsın. / Nereye gidersen git ardından gelecektir bu şehir.” diyordu Kavafis. Biz de adeta bu dizeyle ezber ediyorduk gurbeti.

Özdemir İnce, Yannis Ritsos, Haydar Ergülen, Ve Yayınevi, Vatan Kitap.

70’li yıllarda çeviri yoluyla pek çok Rus, Fransız, Amerikan, İngiliz, İspanyol, İtalyan, Arap şairi tanımıştık. Bir bölümü o yılların ateşli gündemine uygun olarak siyaseten ve alelacele çevrilmiş olsa da, çoğunluğu o dillerin büyük ve öncü şairlerinin kitaplarıydı. Hemen hepsinin de daha önce adını duymuş, fakat pek azını okumuştuk.

Daha önce adını hiç duymadığımız bir Yunan’ı, Yannis Ritsos’u ise yine bir şairden, Türk şiirinin büyük isimlerinden Özdemir İnce’den duymaya başlayacaktık. Bizim, İnce’den Ritsos’u gerek şiir çevirileri gerek onunla ilgili yazılarından duymaya başlamamız 70’lerin sonuna rastlar. Özdemir İnce’nin, Ritsos’un şiiriyle tanışması ise hayli öncedir, şöyle anlatır: “Yannis Ritsos’un adını ilk kez 1965 ya da 1966 yıllarında duydum. Paris’te okuyordum. O sıralar Kemal Özer Şiir Sanatı adlı bir dergiyi yayınlıyordu. Ritsos’un, Aragon’un dergisi Lettres Françaises’de uzun bir şiiri yayımlanmış.

Derginin o sayısını bulup kendisine gönderirsem, bu şairden kendisine söz eden Attila Tokatlı şiiri çevirecekmiş. Dergiyi bulup gönderdim. Ama göndermeden önce şiiri bir deftere çektim. Sanırım o yıllar fotokopi kolaylığı yoktu. Deftere çektim, çünkü okuduğum şiir şimdiye kadar okuduğum şiirlere benzemiyordu, eski gibiydi ama yepyeniydi. Bir şey söylemek istemiyormuş gibiydi, ama çok şey söylüyordu.” (Agios Ritsos, Özdemir İnce, Ve Yayınevi, Haziran 2016, s.73) Okumaya devam et

Şiir Günlüğü (Gültekin Emre)

Varlık dergisinin Ekim 2015 tarihli sayısında, “Şiir Günlükleri”nde Gültekin Emre Ömür, Sakalsız Bir oğlanın Tragedyası, Elli Yıl Sonra ‘Kargı’ ve Oza adlı kitaplarımız hakkında yazdı.

Ömür

Perşembe. Halit Asım’ım Ömür’ünü daha önce okumuştum (1992) ama bu yeni baskısı (Ve Yayınevi, 2015) daha doyurucu. Başka şiirlerle, mektuplarla, fotoğraflarla, el yazılarıyla, hakkında yazılanlarla, düzyazı şiirlerle, yayına hazırlayanın notlarıyla çok özenli ve titiz bir yayıncılık, editörlük örneği, bu. Tek kitaplık bir Ömür. 23 yıl sürmüş bir yaşamdan geride kalanlar. Kırk Kuşağı şairi mi, Garip’in yolunda giden biri mi Halit Asım? İkisi birden gibi geliyor bana. “Kanımda süzgün gözlü şeytanlar, / Ve azat edilmiş avuçlarım. / Allahsız hatıralar ararım, / Ki solgun dünyasında günahkâr. // Çırpınan uyku, Arzu uzaktır, / Çocuk alnımda çizgi ve bere. / Yazık, Hülyası mahrem kalplere, / Geceyi adamak kalacaktır.” Hayal olmuş bir şairden ne kaldıysa gerçek, onlar var bu Ömür’de. Okumaya devam et

“Anacığım, Merhaba!” Ece Ayhan’dan Ülkü Başsoy’a Mektuplar (Nihat Ziyalan)

Ece Ayhan Çağlar

Aydınlık Kitap, 6.2.2015, S. 154

Ülkü Başsoy, kırk sayfalık metninde, Ece Ayhan şiirine getirdiği yorumla bir başyapıt kotarmış. Ece Ayhan şiirini tanımak, tadına varmak isteyenler, “Anacığım, Merhaba!”yı okumalı önce.”

“Az çarpık bir ağız, yarı dikişli bir gözkapağıyla Avrupa’da kent kent dolaşan birbirinden ilginç Ece Ayhan portreleri…” Arka kapaktan alıntıladığım bu sözler, onun şiirine de yakıştırılabilir. Ameliyatlarla hacamat edilmiş kafatasıyla çekilmiş fotoğraflarına baktığımda, şiiri gibi bir yüz demiştim. Muhalif yapısından ötürü köpüren duygularını dizelerine döken, kavgacı, haylaz bir yüz anlatımı…

Ellili yıllarda Ankara’ya bir Pazar Postası şairi olarak gittiğimde tanıştım Ece Ayhan’la. Bilmiyorum neden hemen el koydu Adana’dan gelmişliğime. Şiir konuşmuyor şiir gibi bir gün geçiriyorduk. Goralı’dan pabuç gibi sandviç almış, Piknik’te Arjantin içmiştik. Sanki bir koşucudan ödünç almış yürüyüşü dikkatimi çekmişti. Kısa adımlarla, tezayak bir yürüyüş. Yürüyüşü gibi hızlı düşünen, konuşan biriydi. Günün sonuna doğru arkadaşlığımızı taçlandırmaya karar vermiş olmalı ki “akşama operaya gidiyoruz” “Opera seyretmedim ben.” Sevindi. “İyi ya işte” dedi. Adana’dan gelen bir şaire operayı ilk seyrettiren başka bir şairin sevinci olmalıydı bu. Suna Kan’dan aldığı iki davetiyeyi böylece değerlendirmiş olacaktı. Opera binası, seyirci, opera şaşırtıp durmuştu. Şarkı söyleyerek ölmek sahneleniyor sanmıştım. Sevdiği adamın ölüm haberi gelince zehir içen kız şarkı söyleye söyleye ölmüştü. Öldü denilen adam çıkıp gelmiş, sevdiğinin yerde yattığını görünce, bardakta kalan zehiri içip o da şarkı söyleyerek devrilmişti. Fakat kız diriliyor, sevdiği adamı yanıbaşında yatık görünce, bu kez hançerle kendini yeniden öldürüyordu. Adam şarkı söyleyerek diriliyor… Gülmem tutunca, hıçkırarak ağlayan yan tarafımdaki kadın, terbiyesiz dercesine bakmıştı bana. İlk ve son kez seyrettiğim operadan çıkarken, dayanamayıp sormuştum Ece’ye “Opera bu mu yani?” Kadının bakışının aksine, “sanatın böylesi de var işte” demişti. Yılmaz’la Adana’da gittiğimiz her yerde insanları şaşırtmak için olmadık şeyler yapardık. Ece düşündükleriyle şaşırtmıştı beni. Hem de anlamakta zorlandığım bir hızda. Sonradan öğrendim, yedi yaş benden büyükmüş. Belki boyumun uzunluğundan ötürü belki de abilik taslamak istemediğinden yaşıtı gibi davranmıştı bana.

Mülkiye’den tanıdığı Ece Ayhan’ın, yıllarca kendisine gönderdiği mektupları, kartları, arkadaşlığa inandığı, değer verdiği için saklamış biri Ülkü Başsoy. Hatıraları biriktirirken, bir gün kitaplaştırırım diye aklından geçirdiğini sanmıyorum(2008 yılında kitap önerisini getiren Küçük İskender’e, İskender’i Başsoy’a tanıştıran Hüseyin Alemdar’a selam buradan.). Arkadaşlık, dostluk adına saklamış. İyi de yapmış. Ve Yayınları’nın editörü, aynı zamanda şair Kenan Yücel, bir define avcısı gibi eğilmiş bu değerli birikime. Bunu mektup kültürüne ve bir şairden geriye kalanlara önem verdiğinden, biraz da Ece Ayhan’ın Türk Şiiri’nde özel bir yeri olduğuna inandığından yapmıştır bence. Hatıralar sayesinde, Ece’nin başından geçenlerin, şiirini nasıl etkilediğini, ruh durumunu, kendisi de sanatçı olan Ülkü Başsoy müthiş yorumlamış.

Ece Ayhan İçişleri’ne bağlı bir kaymakam, Ülkü Başsoy Dışişleri’nde görevlidir. Mektuplar ve kartlar 1965–1976 yıllarında; askerden, kaymakamlık yaptığı yerden, hapisten, De Yayınları’nda çalıştığı dönemden, beyin ameliyatı için gittiği Zürich’ten gezip tozduğu Avrupa kentlerinden yazılmış.

Ayhan Çağlar’ken bir süreliğine İzmir’de bir lisede okumuş. Şiir yazmadığı halde “Türkiye’nin en iyi şairi ben olacağım” demiş. Şiir yazmaya başladığında adının önüne Ece koymuş. “Bundan sonra Ece Ayhan olacak!” Ece kraliçe demek. Neden Kral Ayhan dememiş acaba? Üniversite yıllarında, şiiriyle isim yaptığı sırada, Adnan Menderes’i, Celal Bayar’ı desteklemesi muhalif olmasını zedelemiyor bence. Yazımının başında, “muhalif yapısından ötürü köpüren duygularını dizeye döken” demiştim, ille de iktidara karşı muhalif olunacak diye bir kural yok. Yaşama muhalif olmak, yaşamdan işkillenmek! Ceketiyle kavga edenleri gördüğüm için böyle diyorum. Uçakla yolculuğun ayrıcalık olduğu bir zamanda, gidiş-dönüşlerinde, uçakta yediği yemekleri ballandırarak anlatmasının onu burjuva yapmayacağı gibi.

Mektuplar, kartlar, Ece’nin anlattığı, çizdiği şeylerdir. Elbette önemli. Fakat “Anacığım, Merhaba!”nın önemi Ülkü Başsoy’un, ilerde Türk şiirine damgasını vuracak olan arkadaşının, şiire başlamadan ve başladığı zamanlarına tanıklık etmesi. Bir ruhdeşen gibi o günlerdeki Ece’nin iç dünyasını deşmesi, haritasını çıkarmasıdır. Ellilerin Ankara’sını, arkadaşlarını sayıp dökerken, çoğunun benim de arkadaşım olduğunu gördüm. Özdemir’in [İnce] dediği gibi “biz de 20’li yaşları yaşadık be yiğenim!”

Çoksesli müzik, deneyselliğe varan atonal müzik onları çok heyecanlandırır. Ülkü Başsoy’un yorumunu okuyalım: “Ece Ayhan, çoksesli müziğin insanlığın ortak dili olduğunu kavramıştı. İç müziklerini açabilip paylaşanlar, mutluluğun ölümsüzlüğünü de bölüşebilirler. Orada dostluk vardır. Mutluluklar barışı, barış mutlulukları, dostluğu yeşertecektir. Bana göre Ece Ayhan’ı ozanlarımız arasında ‘benzersiz, özel’ yapan niteliklerden biri, işte çoksesli müziğe iyice, yakından bakabilmeye, onu anlamaya çalışması olmuştur.”

Bir başka yorumu: “Biz dizelerini onun istediği gibi içimizden okuyup bitirince Ayhan, hafiften kızarmış yanaklarıyla bana/bize bakar ve sorgulayan gözlerle tepkimizi görmek isterdi. Ne var ki yepyeni yazılar vardı karşımızda. Hiçbir sınıflamaya sokamadığımız bir dil poetikası, içerik ve söylem biçemini, şiirde atonaliteyi algılayamaz, ne diyeceğimizi şaşırır, morarırdık. İçlerine giremediğimiz, çözemediğimiz bu dizelere, açıktan ve kuvvetli desteğimiz de olamazdı pek, yadırgar, ondan açıklamasını beklerdik. Oysa böyle bir tutuma kesinlikle girmez, susar, bizden düşünmemizi, algılamamızı, çözümün tılsımını bulmamızı isterdi…” Ülkü Başsoy, kırk sayfalık metninde, Ece Ayhan şiirine getirdiği yorumla bir başyapıt kotarmış. Ece Ayhan şiirini tanımak, tadına varmak isteyenler, “Anacığım, Merhaba!”yı okumalı önce.

1980 yılında Karaköy Köprüsü’nde Cemal’le karşılaştığımda, elimde boşanma kâğıdı vardı. Şiiri gibi içi de güzel olan arkadaşım fark etmişti bendeki tuhaflığı. Meseleyi öğrenince Ece’yi aramış, Hatay’da arkadaşlarla, kanguru ülkesine güle güle git yemeği vermişlerdi. İşte orada Ece “Bu adamı operaya ilk götüren benim, seyrettikten sonra ‘opera bu mu?’ diye sormuştu.” Masada atılan kahkahalar şimdi kulaklarımda çınlıyor.

Ülkü Başsoy’un yorumunu sindiren okuyucu, Ece’nin şiirine açılan kapıyı aralamış olur.

Ece Ayhan Çağlar

Aydınlık Kitap, 6.2.2015, S. 154, s. 10

2014’ten şiir kitapları (Ataol Behramoğlu)

Cumhuriyet Pazar, 04.01.2014

Cumhuriyet Pazar, 04.01.2014

Ataol Behramoğlu, “Pazar Söyleşileri” başlıklı köşesinde 2014’ün şiir kitaplarını değerlendirirken, başköşeyi -haklı olarak- geçen yıl ilk şiir kitabı ile son şiir kitabı aynı günlerde yayımlanan usta şair Özdemir İnce’ye verdi. Özdemir İnce’nin Kargı isimli ilk şiir kitabını “Elli Yıl Sonra KARGI” adıyla yeniden yayımlamıştık. Son şiir kitabı Karadelikte Bir Yolculuk ve Tersine Ya da Sapkın Ayetler ise Kaynak Yayınları tarafından okurla buluşturulmuştu. Ataol Behramoğlu’nun 04.01.2015 tarihli Cumhuriyet Pazar‘da yayımlanan yazısından kısa bir alıntıya yer veriyoruz:

“Bütün olumsuz koşulların inadına şairler geride bıraktığımız yılda da kozalarını örmeyi sürdürdüler…

Kıraç topraklarda açan çiçekler gibi, şiir kitapları, reklamsız, tantanasız, gürültüsüz patırtısız birbirini izledi…

2014’te yayınlanan şiir kitaplarının en başına hiç kuşkusuz Özdemir İnce’nin ”Karadelikte Bir Yolculuk ve Tersine Ya da Sapkın Ayetler”ini koyarım… Sadece “kıdem” bakımından değil, Özdemir İnce geçen zamanla birlikte kendi şiirinin ve Türk şiirinin çıtasını sürekli olarak yükselttiğinden. Günümüz dünya edebiyatının aramızda nefes alıp veren en önemli bir şair, yazar ve düşünürüdür söz ettiğim… İmgenin, bilgeliğin, bütün tatlarıyla dilin, bir arada eşitçe yarattıkları doyumsuz bir şiir dünyası….

Rüzgârın olacak ki, sırtına bineceksin, yelesini tutacaksın,
Cenge gideceksin! Bir kor ateşin olacak ki üzerinde
yürümeyi öğreneceksin. Bir değirmenin olacak ki
buğday gibi ezileceksin, un ya da bulgur. Ne çıkarsa bahtına!”

Yine geride bıraktığımız yıl, ilk kez yarım yüz yıl önce yayınlanan Kargı’nın da yeni bir basımı çıktı…”

Kapak-9.jpg

Tüm Kitaplar - Buton

Kargı: Elli yıl sonra da “yeni” bir kitap (Haydar Ergülen)

Radikal Kitap, 17.10.2014

Haydar Ergülen Radikal Kitap ekinde (17.10.2014) Elli Yıl Sonra ‘Kargı’yı yazdı. Yazıyı buradan da okuyabilirsiniz, iyi okumalar…

“Türkçenin önemli şairlerinden ve sayılı şiir düşünürlerinden Özdemir İnce’nin Kargı’sı, İkinci Yeni’yle şiirimizin yaşadığı yenilikleri taşıyan ‘yeni’ bir ‘ilk’ kitap.”

Bir şiirde ‘kalyon’ sözcüğü geçiyorsa, o İkinci Yeni şiiridir. İkinci Yeni’nin ‘tipik’ sözcüklerinden biri diye düşünürüm kalyonu. Özdemir İnce’nin “Rondel” şiirinde üç kez yinelenir: “gümüş renkli kalyonları götüren/ soğuk güneş kesin sular altına/ gerçek gök ölmez aşklar adına/ mahzenlere küf kokusu taşırken”. Okumaya devam et

‘Kargı’dan ‘Karadelikte Bir Yolculuk’a Özdemir İnce Şiiri…

Özdemir İnce’nin ilk şiir kitabı Kargı’yı ilk yayımlanışından elli yıl sonra özel bir basımla, Elli Yıl Sonra ‘Kargı’  adıyla Nisan 2014’te yeniden okurla buluşturmuştuk. Aydınlık Kitap’ın 15 Ağustos 2014 tarihli 129. sayısında Özdemir İnce şiirini odağa alan kapsamlı bir dosya yayımlandı. Dosyada Ahmet Ada, Hayati Baki ve Aslıhan Tüylüoğlu’nun yazıları yer alıyor. Kitap ekinin editörü Haldun Çubukçu yazısında dosyayı şu sözlerle tanıtıyor: “Kapak ‘huysuz bilge’ Özdemir İnce. Özellikle şair dostumuz Ahmet Ada’nın gözünden onun şiir dökümünü ve şiire katkısını, bütünleyen yazılarla okumak Özdemir İnce’nin aslında haksızlığa uğramış büyük şiirine girişi ve şimdi bu haksızlığı telafi etmek için döne döne okumamız gerektiğini de bir fırsat olarak ufkumuza sunuyor. ‘Zaman akıp gitmekte dağ taş değişmektedir / demir paslanmakta temel çürümektedir / al kalemi bildiğin en gerçek sözü yaz’ (Ey Oğul Yazıcı Olursan) Oğullarımız ve kızlarımız bildiğimiz en gerçek sözü yazacaktır: Devrim.” Okumaya devam et

“Kitap Estetik Bir Nesnedir”

Kitap Estetik Bir Nesnedir

BirGün gazetesi, 11.08.2014, s. 14

Genel Yayın Yönetmenliğini günümüz şiirinin özgün ve üretken isimlerinden Kenan Yücel’in üstlendiği Ve Yayınevi, şiir-edebiyat dünyasına taze bir soluk, farklı bir ses getirmiş bulunuyor. Ve Yayınevi, genç yaşta yaşamına son veren Özge Dirik’in tüm şiirlerini özenli bir çalışmayla derleyerek Nokta Durağı adıyla, Özdemir İnce’nin elli yıl önce yayımlanan ilk şiir kitabı Kargı‘yı, Elli Yıl Sonra ‘Kargı’ adıyla, yirmi beş yaşında bu dünyadan ayrılan Arkadaş Z. Özger’in şiirlerini Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası‘ adıyla okurla buluşturdu. Büyük ilgi uyandıracağına inandığımız bu önemli yapıtları Kenan Yücel’le konuştuk..

Söyleşen: İsmail Biçer

 

İsmail Biçer: Yayıneviniz hangi anlayıştan yola çıkarak hayat buldu; onu benzerlerinden farklı kılacak unsurlar neler olacaktır?

Kenan Yücel: Çok teşekkür ederim. Uzun zamandır düşündüğüm, üzerine kafa yorduğum bir projeydi. Nasıl yapıldığını yakından gördüğüm için nasıl yapılmaması gerektiğine ilişkin her şey kafamda netleşmeye başlamıştı. Uzun bir hazırlık süreci sonrasında taşlar yerli yerine oturdu. Bir görgü süreci diyebilirim buna. Yayıncılık üzerine okumalar, birçok yayıncıyla yapılan görüşmeler, tasarım üzerine kafa yormalar, ülkemizin yayıncılık geçmişinde yer alan iyi örneklerin etüt edilmesi önümüzü görmemizi sağladı. Memet Fuat’ın De Yayınevi, Ferit Edgü’nün Ada Yayınları özel bir ilgiyle incelediğimiz örnekler oldu. Kitabın estetik bir nesne olduğu genelde es geçilir. Ve Yayınevi olarak nitelikli içerikleri estetik bir tasarımla okura sunmak için yola çıktık, düşleri kanatlandıran kitaplar yayımlayacağız dedik. Butik bir yayınevi tasarladık. Yayımlanmayı bekleyen, üzerine eğilinmemiş, değer verdiğimiz bazı kitap projelerini öne aldık. Altının çizilmesi gereken, önemli olduğu halde dönemin hay huyu içinde gözden kaçırılmış kimi kitapları da… Okumaya devam et

Andrey Voznesenski: “Oza” (Ahmet Ada)

Oza yazısı (Ahmet Ada) Aydınlık Kitap

“Aydınlık Kitap”, 11 Temmuz 2014, Sayı: 124, s. 13

 

Andrey Voznesenski : Oza / Ahmet Ada

                Andrey Voznesenski’nin ünlü Oza şiiri Özdemir İnce’nin önsözüyle, Ülker İnce’nin çevirisiyle yayımlandı. Yeni kurulan Ve Yayınevi bu uzun şiiri özel bir baskıyla, ciltli olarak okura sundu. (1) Çağdaş Rus Şiiri Antolojisi’nde (2) Ataol Behramoğlu Voznesenski döneminin şiirini şöyle dile getiriyor: “1950’lerden başlayarak 60’lı yıllar ve sonrasındaki dönemler Rus şiirine yeni bir canlılık, çeşitli yeni bir yöneliş ve arayışlar getirdi.” 1950-60’lı yıllar Rusyasında şiir stadyumlarda geniş halk kitleleri önünde okunan bir konumdaydı. Şiir kitapları binlerce basılıyor ve okunuyordu. Yevgeni Vinokurov, Yevgeni Yevtuşenko, Andrey Voznesenski, Bella Ahmadulina gibi şairler şiirin içerik ve biçiminde, dilinde kırılmalar yarattılar. Şiir dilindeki kırılmalar, Mayakovski’den başlayarak “özgür koşuk”un anlatım olanaklarını genişletti; anlam ve anlamlandırma çoğulluğu bu şairlerin çok geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Ayrıca, Rusçanın dizeme (ritme) zengin olanaklar sağlaması yeni kuşak şairlerinin seçkin örnekler vermesiyle neticelendi. Böylece Rus şiiri yeni bir evreye girdi. Rus insanının bireysel ve toplumsal hayatı bütün canlılığıyla şiire taşınabildi. Coşkulu edaları, dizem tutkuları Yevtuçenko ile Voznesenski’yi Mayakovski geleneğine bağladı. Okumaya devam et

Oza / Andrey Voznesenski

Andrey Voznesenski’nin OZA’sı, ilk yayımlanışının 50. yılında, Ülker İnce’nin muhteşem çevirisiyle Türkçe’de… Özdemir İnce’nin önsözünü yazdığı, Canan Güldal’ın desenlerinin yer aldığı ve ‘hard-cover’ (sert kapaklı) üretilen, tümü numaralandırılmış özel bir basım.

Ve Yayınevi, koleksiyon değerinde kitaplar…

* * *

“1964 yılında yayımlanan Oza elli yıl sonra çok daha büyük bir şiir olarak çıktı karşıma. Ürperdim. Elli yıl sonra iyice kıskandım. Kıskandım, dehşetli tutkuyla,  çünkü Oza sadece dünün ve bugünün şiiri değil aynı zamanda  geleceğin şiiri.  Kendini durmadan yenileyen bir şiir. Dünyanın bütün şairlerinin, geleceğin şairlerinin çarpışmak zorunda oldukları yaman bir rakip!

Oza, iç içe geçmiş sırılsıklam bir aşk şiiridir. Mayakovski’den sonra Rus şiirinin biçimsel sınırlarını kıran devrimci bir şiirdir.  Önem ve büyüklüğünü anlatmak için, bu iki cümle bile yeter!”

Özdemir İnce

 

“Voznesenski, şiirinde ‘sözüm ona ilerleme’ye, çıkarcıların, duygusuzların, göğüslerinde bir yürek taşımayanların eline geçince baskı aracı haline dönüşen ‘kahrolası makine’ye karşı sevginin ve özgür insan ruhunun savunusunu üzerine alır. İnsani değerlerin baş koruyucusu olarak şair çıkar karşımıza. Bu eğilim, en çok da Oza adlı uzun şiirde görülür.”

Mehmet H. Doğan

 

Okuma Önerileri

Andrey Voznesenski: “Oza” / Ahmet Ada

Selam Oza! / Emrah Yolcu

satin-al-buton

Başlarken, merhaba!

Uzun bir hazırlık döneminin ardından nihayet yayıncılığa başlıyoruz. Matbaa kokusunu solumaya başladık. İlk kitaplarımız mayıs ayı başında dağıtımda olacak. Kitapları elimize alıp kokusunu içine çekeceğimiz, okuyacağımız günler artık çok yakın! Bunun heyecanı ve sevinci içindeyiz. Paylaşalım istedik…

Nokta Durağı, 2014

İlk kitabımız Nokta Durağı… Genç yaşta aramızdan ayrılan şair Özge Dirik’in tüm şiir ve metinleri özenli ve titiz bir çalışmayla derlendi, yayına hazırlandı. Kitaptaki şiirler “Vasiyet”, “İlham Nöbetleri”, “Pisuar Buluşmaları” ve “Ezberlenmiş Cin Ayet” adlarını taşıyan dört ayrı bölümde sunuluyor. Yayımlanmamış çok sayıda şiiri ilk defa günışığına çıkaran kitap Özge Dirik’in şiirinin tüm dönemlerine bütünlüklü bir bakış olanağı sunuyor. 160 sayfa…

KARGI-

İkinci kitabımız Elli Yıl Sonra ‘Kargı’ adını taşıyor. Özdemir İnce’nin ilk şiir kitabı Kargı ilk yayımlanışından elli yıl sonra özenli bir baskıyla (7. Basım) yeniden okurla buluşuyor. 1957-1961 yılları arasında yazılmış ve İkinci Yeni şairlerinin şiirlerinin yayınlandığı dergilerde yayımlanmış şiirlerden oluşan Kargı yeni şiirimizin en önemli kitaplarından biri. Kitapta Kargı‘nın ilk basımının, tasarımı Metin Eloğlu tarafından yapılan, kapak görseli de yer alıyor. 56 sayfa…

Çok yakında yeni bir kitabımızı daha ulaştıracağız size: “Belki de Oza’dır adı onun?

Sevgilerimizle,

Ve Yayınevi