“zeki müreni seviniz” (Yekta Kopan)

“zeki müreni seviniz”

Zeki Müren hiç Arkadaş Z. Özger şiiri okumuş mudur diye düşünüyor insan? Ya da Arkadaş, hiç Pasolini filmi izlemiş midir? Pasolini bir Zeki Müren şarkısı dinlese ne düşünürdü?

Bir alıntı yaparak başlayayım dedim yazıya.

Ama alıntının nefesi yetmedi, o şiirin ruhunu kâğıda üflemeye.

Arkadaş Z. Özger, Zekâi Özger, Arkadaşım Zekâi, İsmet Tokgöz

Arkadaş Z. Özger

O şiir… Arkadaş Z. Özger’in 1970 yılının Haziran ayında, Dost dergisinin 68. sayısında yayımlanmış olan “Merhaba Canım” adlı şiiri.

Gelin hepsini okuyalım. Okumaya devam et

Okur Söyleşileri / Berfin Özer ile söyleşi

Okurlarımızla* yaptığımız söyleşileri “Okur Söyleşileri” başlığı altında web sayfamızda paylaşmayı sürdürüyoruz. Söyleşimizin bugünkü konuğu Berfin Özer. İyi okumalar dileriz…

“Arkadaş bana şiiri sevdiren sakalsız şiir tanrısıdır.”

Bize kendinizi tanıtır mısınız? Kitapların hayatınızda nasıl bir yeri var? Bu sıralar neler okuyorsunuz?

Adım Berfin Özer, öğrenciyim. Kitap okumak şu sıralar değiştirmediğim tek davranışım diyebilirim. Sanırım bunun nedeni kitap okumanın tek başına bile büyük bir başkaldırı olabilmesi. Hem yazarın hem de okuyucunun tepkisini barındırıyor kitap. Bu yüzden yakılmış, sansüre uğratılmış, yasaklanmış, toplatılmıştır. Düşünen ve eleştiren insana tahammülü olmayanlara doğrultulmuş bir silah gibidir. Sonuç olarak, daha sıkı sarılmamız gerekendir

Bu aralar Jack London, Gogol ve Sait Faik öyküleriyle kısa hikâyede ufkumu biraz daha genişletmeye çalışıyorum. Çünkü bence kısa hikâye en çok anlam derinliği barındıran türlerden biri. Okumaya devam et

Şiir Günlüğü (Gültekin Emre)

Varlık dergisinin Ekim 2015 tarihli sayısında, “Şiir Günlükleri”nde Gültekin Emre Ömür, Sakalsız Bir oğlanın Tragedyası, Elli Yıl Sonra ‘Kargı’ ve Oza adlı kitaplarımız hakkında yazdı.

Ömür

Perşembe. Halit Asım’ım Ömür’ünü daha önce okumuştum (1992) ama bu yeni baskısı (Ve Yayınevi, 2015) daha doyurucu. Başka şiirlerle, mektuplarla, fotoğraflarla, el yazılarıyla, hakkında yazılanlarla, düzyazı şiirlerle, yayına hazırlayanın notlarıyla çok özenli ve titiz bir yayıncılık, editörlük örneği, bu. Tek kitaplık bir Ömür. 23 yıl sürmüş bir yaşamdan geride kalanlar. Kırk Kuşağı şairi mi, Garip’in yolunda giden biri mi Halit Asım? İkisi birden gibi geliyor bana. “Kanımda süzgün gözlü şeytanlar, / Ve azat edilmiş avuçlarım. / Allahsız hatıralar ararım, / Ki solgun dünyasında günahkâr. // Çırpınan uyku, Arzu uzaktır, / Çocuk alnımda çizgi ve bere. / Yazık, Hülyası mahrem kalplere, / Geceyi adamak kalacaktır.” Hayal olmuş bir şairden ne kaldıysa gerçek, onlar var bu Ömür’de. Okumaya devam et

Ezberlenip unutulmuş bir sıkıntıdan gelen Arkadaş’ın şiiri (Yavuz Özdem)

Arkadaş’ın Şiiri

Değerli şair Yavuz Özdem, Hürriyet Gösteri dergisinin Kasım-Aralık-Ocak 2015 tarihli 314. sayısında Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası ve Arkadaş’ın şiiri hakkında yazdı: “Ezberlenip unutulmuş bir sıkıntıdan gelen Arkadaş’ın şiiri”.

Arkadaş'ın şiiri, Arkadaş Zekâi Özger, Arkadaş Z. Özger'in şiiri, Yavuz Özdem'in Hürriyet Gösteri'de yayımlanan yazısı.

“Arkadaş Z. Özger’in şiirleri ‘Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’ adıyla kitaplaştırıldı (Ve Yayınevi, 2014). ‘Sakalsız bir oğlanın tragedyası’ kitap adı olarak, ‘hayat trajik bir homoseksüeldir’ diyen şairin, şiirini doğrudan ilgilendirir, ilgilendiriyor.”

Arkadaş Z. Özger’in şiirleri Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası adıyla kitaplaştırıldı. (Ve Yayınevi, 2014) ‘sakalsız bir oğlanın tragedyası’ kitap adı olarak, ‘hayat trajik bir homoseksüeldir’ diyen şairin, şiirini doğrudan ilgilendirir, ilgilendiriyor. Ancak, Arkadaş Z. Özger, şahsi ‘mağduriyet’ten yola çıkarak; bu minval üzere bir tepkinin, bir kendi ‘farklılığının’ tanınmasının şiirini yazmamış. Aksine kimlik-ötekileştirme ilişkisine, ezen-ezilen ilişkisi penceresinden bakıp meseleyi sınıfsal ezilmişliklerle iç içe görmüştür. Denebilir ki devrimciliği yatay düzlemde ele alıp 2000’ler dünyasının ancak yakalayabildiği çizgiyi, 1970’ler Türkiye’sinde yakalamıştır. Onun şiiri bence bu noktada önemli.

Arkadaş'ın şiiri, Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası, Arkadaş Z. Özger, Arkadaş Zekâi Özger

‘Sakalsız bir oğlanın tragedyası’ şiiri için en uygun nitem ‘yıkıcı’ olabilir

‘Sakalsız bir oğlanın tragedyası’, Arkadaş’ın hem yayımlanan ilk şiiri (Soyut, 1967); hem de ötekileştirilmeye başlandığı sıralarda, erkek egemen söyleme karşı çıkışının şiiridir. ‘sakal yok ya ucunda, ..bıyık dikerim size,  yanaklarım yul bryner şimşir tarak ister misiniz’ türünden alışılmamış bağdaştırma ve söyleyişlerin çoklukla yer almasından ötürü şakacı, ironik, güleç yüzlü şiir nitemleriyle karşılanmıştır; ama bence bu şiir, onun bir çeşit öfke kusma biçimidir. Zira kalıplaşmış, donmuş anlayışların temsil ettiği bilinçli-bilinçsiz her türlüsünden ‘iktidar destekleyici’ unsurları, ti’ye almak suretiyle (bu güz vermedi tarla seneye bıyık kerim/ ben ettim siz etmeyin sakal veririm size, ..bu bıyık hiç gitmemiş sesinizin rengine vb.) yıkmayı amaçlamış ve başarmıştır da. Bu bağlamda‘sakalsız bir oğlanın tragedyası’ şiiri için en uygun nitem ‘yıkıcı’ olabilir.

Zaten şiirlerinin büyük bölümünde 68 kuşağı ve bu kuşağın ruhunu özne olarak alan bir şairdir o. Özellikle biley (s. 35), tamirat (s. 36), aşkla sana (s. 102), adak (s. 69), sözcük (s. 77), sevdadır (s. 105) şiirleri bu bağlamda hemen anılabilir. Hatta bunlar o dönemde yazılan ‘sert’ şiirler arasında da kendilerine hemen yer bulabilecek şiirlerdir. Sözgelişi ‘tamirat’ta, düşük gelirli babasının hafta sonları yaptığı ayakkabı tamirciliğine gönderme yapıp ‘vur gülüm vur gülüm vur gülüm/ vur sen de burjuva ayakkabılarının altına’ der. (Yakın çevredeki bürokratların ayakkabılarıdır söz konusu olan.) adak’ta Ocak 1971 deki SBF yurduna binlerce polis tarafından yapılan baskın işlenmiştir, ‘sözcük’ şiiri Deniz Gezmiş için, ‘aşkla sana’ şiiri ise 1971’de Mahir Çayan’la birlikteyken düzenlenen bir operasyonda ölen Hüseyin Cevahir için yazılmıştır; ‘alnını/ dağ ateşiyle ısıtan/ yüzünü/ kanla yıkayan dostum’ dediği Hüseyin Cevahir, aynı zamanda arkadaşıdır.

‘Özge’ bir şiire imza atmıştır Arkadaş Zekâi Özger

Arkadaş’ın 68 ruhuna ilişkin şiirlerinin ‘70’lerde yazılan şiirlerden farklı-özgün olduğunun altını çizmeliyim. Evet onun şiirinde de döneme özgü ‘Proleter, militan, burjuva, sınıf, sınıf ateşi, örs, çekiç gibi kelime ve kavramlar karşılar bizi veyahut da ‘bir proleterin oğlu olduğuma inandıramıyorum kimseleri’ dizesi gibi çok tanıdık söyleyişler de yer almaktadır; ve fakat bunlarla yapılan bağdaştırmalar, oluşturulan bölümler vs. dönem şiirinin bir hayli dışındadır.

Sözgelişi örneklediğim ‘bir proleterin oğlu olduğuma inandıramıyorum kimseleri’ dizesi‘ne kadar üstelesem yanlış bir değişimi’ gibi vurucu ve özgün bir dizeyle ikilik oluşturmuştur. Keza militandır; ama ‘acemi ve hüzne yakın, yalnızlığa yakın bir militan’. Düzene karşı savaşçıdır; ama (kemirgen bir düzenin/ kopardığı yüreğim /bir soygun karasında) ak ölüm savaşçısı’dır. Görüldüğü üzere dönem şiirinin havasından suyundan etkilenmekle ve kimi müşterekleri barındırmakla birlikte; ‘özge’ bir şiire imza atmıştır Arkadaş.

Ayrıca ‘70’ler şiirinde pek rastlamadığımız sapmalar da yer almakta onun şiirlerinde. ‘cuma gecesi ertesi’, ‘güzleme’, güvercinleyim’, (hay’dan) haylamaz, ‘martılamak’, ‘biralanmış (bir berber), ..mutlulandı (karıncam) ve yine bu minval üzere alışılmamış bağdaştırma ve söyleyişlerle ‘kötü bir halk partisi kalıntısı’, ben eksik bir birikimin tortusuyum’, bir bulutla rahibeleşen güneş’, atlayıp karıncama biraz eski bir çölü’ vb. günümüze ‘70’ler şiirini taşımaktan ziyade, İkinci Yeni’den, 80 sonrası şiire eşikler, esintiler taşımakta.

Arkadaş’ın şiiri ‘şiirlerinin bir ana bağlama yaslanmasıyla’ İkinci Yeni’den ayrılır

Arkadaş Zekâi Özger için ‘İkinci Yeni etkisinde şiirler yazmıştır’ türünden tespitler de yapılmış zaten. Katılıyorum. ‘sakalsız bir oğlanın tragedyası’nın da aralarında olduğu kimi şiirler özellikle işaret edilebilir; ancak onlardan ayrıldığı çok önemli bir nokta var, vurgulanması gereken; o da şiirlerinin bir ana bağlama yaslanmasıdır. Bilindiği üzere İkinci Yeni’nin böyle bir derdi hiç mi hiç yoktur. Bu ana bağlam da onun ötekileştirilen kimliğine (kanayan sürekli yara) ilişkin olduğundan varlığını hep hissettirir, hissettiriyor.

Aşkı ‘kendi uçurumlarından’ yola çıkıp betimlediği ‘eksik bir gün için şiirler’inin (s. 65) son bölümünden bir örnek fikir verecektir bize: “aşk parmağımda yanlış bir uçurum / dokunurken bırakır ürkek bir martı gibi (çünkü deniz orada) / -ben alışkın değilim bir eli martılamaya (çünkü deniz orada/ çünkü deniz orada) (…) sevgi/ denizin başlangıcı’

Görüldüğü üzere dipten gelen bir dalga, bizi Arkadaş’ın kanayan yarasıyla buluşturmakta. O arada alegoriler, alışılmamış bağdaştırmalar, anıştırmalar vs. rastlantısal olandan uzak, hep bu bütüne ilişkindir. Sözgelişi: ‘hayat trajik bir homoseksüeldir’ (merhaba canım, s. 55) dediği şiirde- ki zeki müreni seviniz dediği şiirdir de aynı zamanda- ‘ah canım aristophanes/ barışı ve eşek arılarını unutmuyorum’ dizeleriyle bize Antik Yunan’daki adalet anlayışını anıştırır; ama asıl göndergesi o günkü mahkemelerde görev üstlenen jürilerin oluşum biçiminedir, zira jüri üyesi olmanın tek koşulu: ‘Yurttaş bir erkek’ olmaktır.  Kısacası uzak çağrışımlar bile bir ana bağlama yöneliktir onun şiirinde.  Denebilir ki M. Kundera’nın ‘iktidar sizi nereden yaralıyorsa orası kimliğiniz olur’ sözü Arkadaş’ın şiirlerinin orta yerine bağdaş kurup oturmuş, oturmakta.

Arkadaş’ın şiirinde noktalama imleri

Arkadaş’ın şiirini değerlendiren bir yazıda noktalama imlerinden ve onların şiirsel işlevlerinden de dem vurmak gerekir. Gerçi modern şiirin ‘noktalama’ ile aman aman işi olmaz, olmamıştır ve bu durum da işin doğasına uygundur; neticede ‘anlam’ı yazarın istediği sınırlar içinde tutan düzyazının tersine; anlam’la bir derdi olmayan; olduğunda ise, anlam’ın sınırlarını alabildiğine zorlayan şiir’den söz ediyoruz. Ancak Arkadaş’ın şiirlerinde kendini hissettirecek bir noktalama düzensizliği var; veyahut da düzenliliği: Kimi şiirlerde noktalama imlerinden hiçbiri yer almazken, kimilerinde sadece bölüm-bölümce sonlarında (.) nokta imini kullanmış. Kimi şiirlerde (.) nokta yerine (:) iki nokta, (,) virgül yerine (.) nokta kullanmış vs.

Sözgelişi, 130 dizelik ‘beyaz ölüm kuşları’ şiirinde sadece bir yerde (:) iki nokta kullanmış. Hiç işlevi olmayan kullanımlara da rastlamak mümkün: ‘ben sevgiye hasretim. sevgi uzakta’ (hüzün mevsimi, s. 23) (,) virgül yerine (.) nokta kullanmış; oysa burada hangisini kullanırsa kullansın (veya hiç bir im kullanmasa da) bir işlevsellik söz konusu olamıyor. Bana en ilginç geleni ise, 44 dizelik ‘tamirat’ şiirinin tamamında bir (.) nokta, bir de (,) virgül kullanmış. (.) Nokta, en sonda yer almış; eh bir parça anlaşılır buluyorsunuz; ama (,) virgül gerekmeyebilir; çünkü anlamı sınırlandıracak şekilde kullanılmış: ‘bir burjuva kuklasıyım, korkak/ ve acemi bir militanım’ yani ‘korkak’ nitemi, ‘militan’la sınırlı olsun istemiş, (,) virgülü kullanmasaydı hem ‘burjuva kuklası ve korkak’; hem de ‘korkak ve acemi militan’ı düşündürecekti biz okurlara; ancak istememiş.

Bu konuda ilkin çok savruk ve bütünlükten uzak bir görüntü vermekte; ama belli ki bilinçli bir seçim, bir amaç gütme söz konusu. Dikkate değer bir emek, bir gözetim diyebilirim. Sanki Arkadaş ‘Dünya’nın en düzenli olanı cosmos da zaten chaos’tan çıkar’ düsturuna ‘noktalama’ vesilesiyle de bir vurgu yapmak istemiş gibidir.

Arkadaş'ın şiiri, Arkadaş Z. Özger, Zekâi Özger, Arkadaşım Zekâi, İsmet Tokgöz

Arkadaş Z. Özger

Devrimcilik Arkadaş’ın şiirinin içinde

Sonuç olarak ‘devrimcilik’, noktalama dâhil, Arkadaş’ın şiirinin içinde diyebilirim. Çünkü Türkçe’de devrimcilik, ‘düşünsel bir yol’ anlamına gelir. Eski yaşama kurallarını ve anlayışlarını değiştirip yeni bir yaşama biçimini kurmayı düşünme yolu. Arkadaş’ta şairin hayatı şiire ‘işte buradan dâhil’. Ama hepsinden önemlisi Arkadaş, bir gün bütün acıların eskiyeceğine inanan bir yürek taşımış kısa ömrünün içinde. Dizelerden taşan ‘bir özge enerji’nin açıklaması da budur bence:

(BEN ARKADAŞ ZEKÂİ ÖZGER)

BEN ESKİDEN UZAKLAR(DIM), ELYAZMASI(YDIM) VE

KIRIK BİR SEVİNÇTİM. ACININ VE ONARMANIN

BEDENİMİ YUĞDUĞU AK PAK HARÇ KUYUSU(YDUM).

Yavuz Özdem, Hürriyet Gösteri, Kasım-Aralık-Ocak 2015, S. 314, s. 30-32

Arkadaş Z. Özger: Farklılığın Tragedyası (Emek Erez)

Arkadaş Z. Özger, Zekâi Özger, Arkadaşım Zekâi, İsmet Tokgöz

Arkadaş Z. Özger

“Türkiye şiirinin bu ‘farklı’ sesinin en büyük hayali şiirlerinin; Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası adı ile yayımlanmasıdır. Bu yıl içerisinde Ve Yayınevi, şairin vasiyeti niteliğindeki hayalini, onun istediği gibi Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası adı ile bastı.”

Ali Akay, “Queer Tahayyül” kitabının önsözünde bir “tuhaf” hikȃyeden bahseder. Anlatılan Adélaïde Herculine Barbin’in öyküsüdür. Ve şöyledir; Chesnet adlı psikiyatrın raporuna göre, St-Jean D’ Angely’de 8 Kasım 1838’de ayakkabıcılık mesleğinden bir baba ve B. adlı bir kadından doğan medeni hali “kız” olarak ilan edilen Adélaïde Herculine Barbin, bir manastırda yetiştirilmiş ve 22 yıl boyunca genç “kızların” kaldığı bir pansiyonda büyümüştür. Günün birinde sol kasığındaki ağrılardan şikȃyet edince, doktora götürülmüş ve orada cinsel organının incelenmesi sonucunda büyük bir sürprizle karşılaşılmıştır. Bir metre elli dokuz santimlik boyuyla Adélaïde esmerdir, yüzü erkek de kadın da olabilecek bir yapıdadır. Sesi kadın gibidir ama bazen de öksürünce değişmekte ve kalınlaşmaktadır. Yanaklarında hafif bir tüylenme belirmektedir. Göğsü erkek göğsüdür, yassıdır. Beli ve kalçaları erkek görünümündedir.

Psikiyatri raporlarına göre; medeni hukuka ait olarak ele alındığında, Adélaïde “korkunç bir hatanın” kurbanıdır ve bu yaşına kadar yanlış bir cinsiyetle yaşamıştır. Bu genç insan, mahkemenin yargısıyla yeni kimliğine girmek zorundadır. Sonuçta erkek ilan edilir, Adélaïde ve ismi Abel olarak değiştirilir. Bu durumun hata olarak kabul edilmesinin sebebi, öykünün de önemli olmasını sağlayan durumdur aslında, çünkü bunun hata olarak görülme sebebi kimlik üzerine oturtulmaya yeni başlanan bir ulus devlet politikasıdır. Foucault’nun arşiv çalışmalarından bilinen bu öykü bize birçok şey anlatır. Adélaïde medeni hukuka göre “hata” kurbanıdır. Kadın kimliğinde erkek olarak yaşamıştır ancak oysa o ikisi de değildir. O bir Hermafrodittir. Ancak medeni hukuk oluşturulmaya çalışılan ulus devlet politikaları ve genel ahlaksal kategoriler onu kendi dışında bir bedensel varlığa hapsetme çabasına girişmişlerdir. Çünkü öznelerin her anlamda kategorizasyonu, insan varlığının her anlamda kurgu ve inşası bu dönemin politikalarının ve bilimsel uygulamalarının en önemli özelliğidir. Oysa yine Foucault’nun belirttiği gibi; bedenimizi bırakamayız, başımızı alıp gitmek istesek gidemeyiz. Çünkü bedenimiz ütopyanın aksidir, vardır ve tıbbi uygulamaların, kategorize etmelerin ve genel ahlakın dayatmaları dışında onun her türlü yönelimi öznelerin kendi varlığı ile ilgilidir.

Bütün bunlardan bahsetme sebebimiz ise yazının asıl konusu olan bir şair. Arkadaş Zekâi Özger olarak tanıdık onu, Arkadaş ismini kendisi almıştı belki de ömür boyu arkadaşımız kalacağını bilerek. 1948’de Bursa’da doğan şair, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun olarak TRT’de program yapımcısı olarak çalışır. Özger şiirlerinde ölüm ve cinsellik konularına ağırlık verir. Bu şiirlerinde, eşcinsel kimliğinin izlerini de yansıtır. Özger’in Ankara yılları, öğrenci hareketlerinin yoğun olarak yaşandığı günlerdir. 1970 öncesinde okulunun polislerce basıldığı bir gün, çıkan olaylarda başına ağır darbeler alır. Aradan yıllar geçtikten sonra 5 Mayıs 1973’te sokakta ölü bulunur. Beyin kanamasından öldüğü belirlenir. Arkadaşları, ölümünü okulun basılması sırasında başına aldığı ağır darbelere bağlarlar.

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası, Arkadaş Z. Özger, Arkadaş Zekâi Özger

Türkiye şiirinin bu “farklı” sesinin en büyük hayali şiirlerinin; “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” adı ile yayımlanmasıdır. Bu yıl içerisinde Ve Yayınevi, şairin vasiyeti niteliğindeki hayalini, onun istediği gibi “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” adı ile bastı.

Yazarların ya da şairlerin yazdıklarını onların yaşamsal edimlerinin dışında değerlendiremeyiz. Her yazar bir şekilde yaşamının, yönelimlerinin kendisine verdiği, sıkıntıyı, varoluş çabasını eserlerine yansıtır. Özger şiirlerine bu gözle baktığımızda onun eşcinsel kimliğinin ve o nedenle yaşadığı sorunların yansımasını hissederiz.

Yeliz Kızılarslan: “68’in yalnız oğlanı” olarak tanımlarken Özger’i “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” şiiri ile beraber “ifşa olan” eşcinselliğinin onu yalnızlaştırdığına değinir. Ve bu doğru bir tespittir. Bu gün hȃlȃ bazı sol partilerde dȃhil siyasi oluşumların bir “hastalık” kategorisine indirgediği ya da eşcinsellik ile ilgili “marjinallik” açıklamalarının yapıldığı düşünülürse, bu durum çok da sürpriz değildir. Bu anlamda Özger şiiri sadece edebȋ anlamda değil, siyasi anlamda da kategorize edilmenin, yalnızlaştırmanın izlerini taşır.

“Charles Chaplin bir savaşta yitirdim sakalımı, çıkmazlığın grev sesi umutlarımı vururken yendirdim bıyıklarımı, papağan kuşkulara biraz elma şekeriyle kazıdım sakalımı, lohusa şerbetiyle kazıdım sakalımı, yanaklarım paprika lahmacun ister misiniz? Al işte sana böyle yüze böyle güz demeyin, deseniz de sakal yok ya ucunda bu güz vermedi tarla seneye bıyık kerim, ben ettim siz etmeyin sakal veririm size iğne iplik elimde bıyık dikerim size yanaklarım taşlı tarla kurabiye yer misiniz?”

Özger, manifesto niteliğindeki şiirinin bu dizelerini, naif ve güleç bir yüzle kendisini “öteki” bir kimliğe hapseden arkadaşlarına yöneltir. “Sakal” ve “bıyık” kültürel erkekliğin en önemli simgelerindendir. Oysa o sakalsız bir oğlandır kendi deyimiyle ve ona yaşatılanın öyküsünü anlatır bir tragedya ile çünkü tragedya insanın kendi gerçekliğini ve anlamını en dolaysız şekilde sunabildiği bir tür olarak da adlandırılır birçok düşünür tarafından.

“Sayın bayan dursanıza gözünüze kuş kaçmış bu bıyık hiç gitmemiş sesinizin rengine sakalınız uzamış inmiş ta belinize atkuyruğu yapınız ya da örgüleyiniz kedinizin bıyığını usturayla kesiniz yanaklarım bileytaşı ispirto sever misiniz? Yoksul ve utangaç bir müşteriyim ben sizde güneş bulunur mu? Biraz kaktüs alıcam saksılarım yeşersin üç beş bulut verin de çok üşüdü güneşten şizofreni olucak çabuk olun lütfen dikenleri solucak yanaklarım gobi çölü soğuk su içer misiniz?”

Özger’in şiiri yalnızca kültürel erkeklik ile değil kadınlık ile de ilgilidir. Kurulmuş ya da oluşturulmuş cinsiyet rollerinin yüklediği her türlü sorumlulukla ironik bir şekilde, dalgacı bir üslupla, eğlenir şair. Çünkü bildiği bir şey vardır kadının ya da erkeğin nasıl olması gerektiğine birileri tarafından karar verilmiştir. Kadın çiçek yetiştirir erkek sakal-bıyık bırakır, kadın için ise tam tersidir onun bıyıksızlığı makbuldür. Biçimsel anlamlar yüklenmiştir hem kadına hem erkeğe ve bu anlamların dışında bir varlık gösterince de dışlanmıştır var olduğu her ortamdan hatta müdahale görmüştür kendi bedenine dair.

Hermafrodit Adélaïde’ın öyküsünde anlatılan gibidir durum, cinsel olarak iki kategori var edilmiştir kadınlık-erkeklik ve nasıl davranılması gerektiği de öğretilmiştir, üst kurumlar tarafından. Oysa “her sabah aynanın dayattığı o kaçınılmaz imgedir” bedenimiz ve her türlü farklılığımızla, o kurumsal dayatmaların genel ahlakın dışında bizim varlığımızdır. Farklılığın hep olumsuz anlamlar barındırdığı coğrafyamız içinde her gün bir trans cinayetine uyanıyorsak, Zekai Özger’e kulak verelim şimdi; “her gün gövdemde büyüyen hüznümle, kimselerden habersiz eskiyen yüreğimin dinlemiyorlar şarkısını” Sahi kendimiz gibi değil diye dışladığımız, yaşam hakkını elinden aldığımız, yüreklerden gelen o şarkıları ne zaman duyacağız?

Kaynaklar

Akay, A. (2013), Queer Tahayyül, s. 9-15, (Der. Sibel Yardımcı – Özlem Güçlü), İstanbul: Sel Yayıncılık.

Foucault, M. (1966), “Ütopik Beden”, Teorik Bakış, 3. Sayı, (Der, Sibel Yardımcı, Sanem Güvenç Salgırlı), (Çev. Sibel Yardımcı), İstanbul: Sel Yayıncılık.

Kızılarslan, Y. (2010), “Arkadaş Z. Özger Şiirinde Erkeklik ve Homofobi Eleştirisi”, Anti-Homofobi Kitabı, Ankara: Kaos GL Derneği.

Emek Erez, 05.12.2014, Edebiyathaber.net

Kaynak: www.edebiyathaber.net/arkadas-zekai-ozger-farkliligin-tragedyasi-emek-erez/

 

Adına Kavuşan Kitap (Necmiye Alpay)

Necmiye Alpay, Milliyet Kitap ekinin Ekim 2014 sayısında (20.10.2014) Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası hakkında yazdı: “Arkadaş Z. Özger’in tek kitabı nihayet kendi seçimi olan adla yayımlandı. Yeni düzenlemeyle şairin asıl şiirleri öne çıkarılmış oluyor.”

Değerli yazısı için Necmiye Alpay’a teşekkür ediyoruz.

Necmiye Alpay, Milliyet Kitap eki, Arkadaş Zekâi Özger, Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası, Sevdadır şiiri

Milliyet Kitap eki, 20.10.2014

Kitabın adına kavuşması devrimsel bir dönemeç oluşturabilir

Çok genç ölen o yakıcı, ölümsüz şairlerden, Arkadaş Z. Özger. Şiirleri ilk kez ölümünün birinci yılında, yani bundan tam 40 yıl önce Şiirler adıyla kitaplaşmış. O tek kitap daha sonra beş kez de Sevdadır adıyla basıldıktan sonra nihayet bu yıl şairin kendi seçimi olan adla yayımlandı: Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası. Okumaya devam et

Okur Söyleşileri / Miraç Ağca ile söyleşi

Okurlarımızla* yaptığımız söyleşileri “Okur Söyleşileri” başlığı altında web sayfamızda paylaşmayı sürdürüyoruz. Söyleşimizin bugünkü konuğu Miraç Ağca. İyi okumalar dileriz…

Miraç Ağca

Miraç Ağca

“Eser seçimleri ve butik bir yayınevi havasında olması benim açımdan ‘Her an gidip çay içebileceğim bir yer’ izlenimi uyandırıyor. Bunun hep böyle devam etmesini isterim tabii. Yerinizde sayın demiyorum elbette, daha çok büyüyün, daha çok kitap basın ama kapınız açık olsun.”

 

Bize kendinizi tanıtır mısınız? Kitapların hayatınızda nasıl bir yeri var? Bu sıralar neler okuyorsunuz?

İsmim Miraç. Sanat Tarihi öğrencisiyim. Yalnızlar Mektebi edebiyat dergisinde hikâyeler yazıp, naçizâne Eski Türkçe çeviriler yapıyorum. Kitaplarla aram oldukça iyi. Bursa’da arkadaşlarla sahaf açma projemizi bugünlerde hayata geçirmek üzereyiz. Kitap varsa, umut vardır. Okumaya devam et

“bir gün elbette zeki müreni seviceksiniz” (Gökçen Ezber)

Radikal Kitap

Radikal Kitap, 22.08.2014

22.08.2014 tarihli Radikal Kitap’ta Gökçen Ezber’in Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası ve Arkadaş Z. Özger hakkındaki yazısı yayımlandı…

Öteki olmanın, ötekileştirilmiş insan yüreklerinin sesini arıyorsanız, onu Arkadaş Z. Özger’in dizelerindeki sözcüklerin tınısında duyabilirsiniz. Kategorize ederek, ayırarak ve ötekileştirerek ayakta durmaya çalışan köhne uygarlığımız, dünya görüşü, ırk, dil, din, cinsiyet ve daha birçok yapay kurgu üzerinden kıyıya itilmiş “öteki” insanlar yaratmaya devam ediyor. Erke hizmet etmeyen, tahakküme boyun eğmeyen her insana ya trajik yaşamlar biçiliyor, ya da yaşamları hepten ellerinden alınıyor. 1973 yılında, henüz yirmi beş yaşındayken yaşamını müphem, ama bir o kadar da bilindik bir nedenle kaybeden (5 Mayıs sabahı sokakta ölü bulundu) şair Arkadaş Z. Özger, Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’nda, şiirleriyle bize ötekiliğin evrensel dilini inşa ediyor. Özger’in saydam dizelerinde, köhnemiş insanlığımızın temelleri açığa çıkıyor. Okumaya devam et

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası / 2. Basım!

İlk Basımı Nisan 2014’te yapılan, büyük ilgi gören,  “En Çok Satanlar” listelerinden uzun süre inmeyen ve kısa sürede tükenen Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası‘nın 2. basımını Haziran 2014’te yapmıştık. Gözden geçirilmiş, hard-cover (sert kapaklı) üretilen, tüm nüshaları numaralandırılmış bu özel basım kitabımıza gösterilen ilgi artarak sürüyor. Tüm okurlarımıza teşekkür ediyoruz.

Kitabın telif gelirlerini “Arkadaş Z. Özger Kitaplığı”nın kurulması için bağışlamıştık. Çalışmalarımızın sürdüğünü ve “Arkadaş Z. Özger Kitaplığı”nın açılışını önümüzdeki yıllarda yapacağımızı da buradan duyurmuş olalım.

Ve Yayınevi, koleksiyon değerinde kitaplar…

 

Okur Söyleşileri / Serkan Murat Kırıkcı ile söyleşi…

Okurlarımızla* yaptığımız söyleşileri “Okur Söyleşileri” başlığı altında web sayfamızda paylaşacağız. Bu söyleşilerin ilkini Serkan Murat Kırıkcı ile yaptık. İyi okumalar dileriz…

Serkan Murat Kırıkcı

Serkan Murat Kırıkcı

“Kitapçılarda şiir bölümünün, raflarının en atıl yerlerde olduğu ve önemsenmediği bir dönemde sadece kitapların çıkması bile önemli bir şeyken, yayınevinin yaptığı iş çok büyük… Hatta Don Kişot’luk… Beklentim öncelikle, aynı çizgi ve kalitenin sürmesi…”

 

Bize kendinizi tanıtır mısınız? Kitapların hayatınızda nasıl bir yeri var? Bu sıralar neler okuyorsunuz?

75’liyim… Kendi zevkini tatmin etmek üzere, hobilerini işe çevirerek yaşamaya çalışan biriyim. Grafikerlikle başlayarak gazetecilik, radyoculuk, film eleştirmenliği, editörlük yaptım, bir dönem fanzin çıkardım. Bu serüvenlerden sonra şu sıralar fotoğrafçılık yapıyorum. Bir de 2006’dan bu yana “Kayıp Paylaşımlar Koleksiyoncusu” adlı blogum var… Okumaya devam et

Kitaplarımız İmge Kitabevi’nin “En Çok Satanlar” Listesinde!

İmge-En Çok satanlar-İlk 10, 25.06.2014

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası ve Oza adlı kitaplarımız günlerdir İmge Kitabevi’nin “En çok satanlar” listesinde… Mutluyuz, gururluyuz! Bize bu gururu yaşatan tüm okurlarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz…

“En çok satanlar” listesi, İmge Kitabevi şubelerinin son 7 günlük satış verilerine göre her gün güncelleniyor.  Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası ve Oza adlı kitaplarımız günlerdir bu listede yer alıyor.

Ve Yayınevi, koleksiyon değerinde kitaplar…

                fotoğraf 3

“Bak yeryüzü ne kadar geniş”

İsmail Biçer’in Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası/Arkadaş Z. Özger kitabımızla ilgili tanıtım yazısı Aydınlık Kitap ekinde yayımlandı. Yayınevimizden çıkan kitaplar hakkında yazılmış ilk yazı olmasıyla bizim için ayrı bir önemi de olan yazı için İsmail Biçer’e teşekkür ediyoruz.

İsmail Biçer, Aydınlık Kitap eki, 16 Mayıs 2014, s. 21.

İsmail Biçer, Aydınlık Kitap eki, 16 Mayıs 2014, s. 21.

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası / Arkadaş Z. Özger (trailer)

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası/Arkadaş Z. Özger, şiir, Ve Yayınevi, Nisan 2014, 144 sayfa. Kitap tanıtım filmi. (trailer)