Panayırda “Opera Kahkahası” (Haydar Ergülen)

Haydar Ergülen Hürriyet Kitap Sanat‘ta  Özdemir İnce’nin yeni şiir kitabı Opera Kahkahası hakkında yazdı.

Çok anlamlı ve çok katmanlı

Özdemir İnce’nin yeni şiir kitabı Opera Kahkahası. Kahkaha gibi renkli. Opera gibi çoksesli, yüksek sesli. Opera kahkahası gibi yineleyici, iğneleyici ve bilici. Böyle çoğul ve çok ‘anlamlı’ bir kitap: Çok anlamlı ve çok katmanlı. Bir tavır olarak şiir. Bu muhalif olmayı aşan bir şeydir. Şiiri bir ‘doğrudan eylem’ olarak görmek ve göstermektir.

‘Opera Kahkahası’ ama mekân opera değil, bir panayır. Karnaval desem şenlik gibi anlaşılır. Galiba panayır kültürel olarak da daha ‘bize ait’ ve kaosu, karmaşayı daha iyi anlatıyor. Temaşa değil, karmaşa. Tıpkı opera kahkahası gibi sinir bozucu. “Opera kahkahası! Bassolar ve baritonlar atar kederli bir aryadan sonra, sopranoya ve koroya sırtını dönerek. Henüz tenor yoktur sahnede…” Okumaya devam et

Ahmet Ataş’tan “Diasporik Kuartet”…

Diasporik Kuartet

Diasporik Kuartet, göç şiirleri, Ahmet Ataş

 

Ahmet Ataş’tan Diasporik Kuartet

Göç ve göçmenlik

Diaspora, göç ve göçmenlik kavramlarıyla yakından ilgili bir kavram. Yurdundan kopmuş, uzak ülkelerde yaşayan toplulukları imliyor.

Uzun yıllardır İngiltere’de yaşayan şair Ahmet Ataş, diller, kültürler, anlar, mekânlar arasında durmaksızın salınmanın getirdiği dilsel ve imgesel bir gerilimin kendisini hemen duyumsattığı şiirleriyle göçmenlik olgusunu büyük bir başarıyla işliyor. Kimi şiirlerde ortaya çıkan İngilizce başlıklar, alıntılar, dizeler, yer adları, kurduğu diasporik dekorun asli renklerine dönüşürken, bazı anların, durumların çevrilemezliğinin de altını çiziyor sanki…

“Rochester Castle’dan
bir sokağın olağan görünüşüdür
bana bu hüzünlü vitray camlarda
senin dağınık bir gülün rengine eğilirkenki
özenli ellerini anımsatan.”

satin-al-buton

“Rüzgâr Atı”, Ersan Erçelik

Rüzgâr Atı

Rüzgâr Atı, Ersan Erçelik

Rüzgâr Atı

Ersan Erçelik’ten “Rüzgâr Atı”…

‘Rüzgâr atı’, şamanların zaman ve mekân içinde yolculuğa çıkmalarını, görünenlerin ardındaki gerçekleri görebilmelerini sağlayan bir enerjidir.

Ersan Erçelik, bu yeni kitabıyla okuru, şiirin rüzgâr atını sürerek farklı bir evrende yolculuğa davet ediyor.

“Börtü böceklerle, ah yaşlı Şaman
sürdük bir ömür o rüzgâr tayını
ucu bucağı yok kalbimizin, sanki yeryüzü
parmaklarımdan damlayan su, avuçlarımda eriyen zaman
kum yıllarında gördüğümüz bir seraptır yarın dedikleri
her şey bir rüya, uyanmayı hiç istemediğiniz
her şeyin içinde hiçbir şey gizli.”

satin-al-buton

“Ece Ayhan: Ters Bir Sofora!” / Ülkü Başsoy ile söyleşi

Ece Ayhan Sivil Girişimi, Ece Ayhan’la 1953 yılında öğrenim gördükleri Ankara Mülkiye’de tanışan ve arkadaşlıkları uzun yıllar devam eden Ülkü Başsoy ile Ece Ayhan Kültürevi’nde “Ece Ayhan: Ters Bir Sofora!” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi.

Ece Ayhan ile yıllar süren yazışmaları Anacağım, Merhaba! Ece Ayhan’dan Ülkü Başsoy’a Mektuplar, Kartlar adıyla Ve Yayınevi tarafından kitaplaştırılan Başsoy, bir Ece Ayhan simgesi olarak değerlendirdiği “Ters Sofora” ağacından yola çıkarak Ece Ayhan’ın izini sürdüğü söyleşi ilgiyle izlendi.

Ece-Ayhan-Ters-Bir-Sofora-1024x435

“Ece Ayhan: Ters Bir Sofora”

Ece Ayhan Sivil Girişimi’nin  “Ece Ayhan: Ters Bir Sofora” adını taşıyan Ülkü Başsoy ile söyleşi etkinliği 12 Ekim 2015 tarihinde Ece Ayhan Kültürevi’nde yapıldı. Kolaylaştırıcılığını gazeteci Ragıp Duran’ın yaptığı etkinlik 10 Ekim’de Ankara’da “Emek, Demokrasi ve Barış Mitingi”ne yapılan bombalı saldırı sonucu katledilen 100’ü aşkın barış gönüllüsünün anılmasıyla başladı. Okumaya devam et

Mevsimler ve Temmuzlar (Ahmet Ada)

 

Cumhuriyet Kitap, 3.9.2015, Sayı 1333

Cumhuriyet Kitap, 3.9.2015, Sayı 1333 

Akın Art’ın lirik dili şairane olana kapalı ve yalın. İmgenin olanaklarını bu ilk şiirlerinde kullanıyor. Bu da belli bir şiir birikimine dayandığını gösteriyor. Gündelik hayata gönderen diri bir şiiri var.

Mevsimler ve Temmuzlar genç bir şair olan Akın Art’ın ilk şiir kitabı. Öyle çok uzun ya da dolambaçlı bir yazınsal yaşamı yok: 29 Aralık 1989’da Antalya’da doğmuş. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İşletme, Nâzım Hikmet Akademisi’nde Edebiyat eğitimi görmüş. Biyografisinde,  Bilgi Üniversitesi Uluslararası Ekonomi Politik bölümünde yüksek lisans eğitimini sürdürdüğü belirtiliyor. Şiirlerini ve eleştiri yazılarını çeşitli dergi ve fanzinlerde yayımlamış Akın Art. Okumaya devam et

Kenan Yücel ile söyleşi (M.Bülent Kılıç)

Kenan Yücel ile söyleşen: M. Bülent Kılıç

Kenan Yücel, Kuzgun dergisi

Kenan Yücel, Kuzgun Dergisi, Sayı 4 (Fotoğraf: Cantekin Yılmaz)

Yayın yönetmenimiz Kenan Yücel ile yapılan söyleşinin tam metnini yayımlıyoruz.


M. Bülent Kılıç: Sevgili Kenan Yücel, Ve Yayınevi yeni bir yayınevi sayılır. Yolun başındasınız; henüz 13 kitap yayınlamış oldunuz. Bunların pek çoğu da şiir kitabı. Şiirin yerlerde süründüğü, şiir kitaplarının kitapçılarda en az itibar gördüğü bir dönemde şiir kitapları yayınlamaya karar vermek cesaret istiyor. Birçok yayınevinin bu işe yanaşmadığını, yanaşanların da “marka isim”leri tercih ettiğini biliyoruz. Müflis bir yayıncı mı olmak istiyorsun; iş bilmez biri misin,  yoksa kahraman mı olmaya çalışıyorsun?

Kenan Yücel: Yeni bir yayıneviyiz gerçekten de, nisan ayında ilk yılımızı dolduruyoruz, daha bir yaşında bile değiliz! Yayımladığımız kitapların sayısı ise on üçe ulaştı şimdiden, ne güzel.

Şiirle yola çıktık, iyi şiir kitaplarını yayımlamayı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Okumaya devam et

“Edebiyatta üretim ilişkilerini değiştirmek gerek”

Şair Akın Art ile ilk şiir kitabı Mevsimler ve Temmuzlar üzerine yapılan bir söyleşi Genç Gazete‘de yayımlandı.

Akın Art

Akın Art

(Esra Mine Güngör, Onur Bayrakçeken, Eray Erkoca – Genç Gazete) Yeni Yazılar Genel Yayın Yönetmeni Akın Art ile Ve Yayınevi’nden çıkan ilk şiir kitabı Mevsimler ve Temmuzlar üzerine söyleştik. Akın Art ile Türkiye şiirinin güncel niteliği, sorunları ve eksiklikleri üzerine konuştuk.

Öncelikle bize biraz kendini tanıtır mısın? Daraltmak gerekirse özellikle, şiire nasıl başladın?

Açıkçası bu tip bir soruya nasıl cevap verilir bilmiyorum. Pek de hatırlamıyorum nasıl başladı. Hatırlayabilenlere de hayret ediyorum. Şöyle denilebilir herhalde, ortaokul-lise zamanlarından beri şiir okumak ve yazmak konusunda hevesliydim. Bir şeyler yazmaya çalışıyordum. Bunun üniversitede biraz daha ciddiye binmeye başladığını söyleyebilirim. Bunun nesnel sebepleri var: Üniversitenin ortamının rahatlığı ve yarattığı serbest zaman. Bunun yanında yanlış hatırlamıyorsam ben üniversite ikinci sınıftayken Nâzım Hikmet Akademisi vardı o zamanlar. Edebiyat bölümüne girmiştim. NHA’nın şiir atölyesinde Mustafa Köz’le birlikte üç sene çalıştık. Bu şiirlerin de tamamı olmamakla birlikte önemli bir kısmı o dönemde çıkan şiirler. Cevap olmuştur umarım. Okumaya devam et

Ezberlenip unutulmuş bir sıkıntıdan gelen Arkadaş’ın şiiri (Yavuz Özdem)

Arkadaş’ın Şiiri

Değerli şair Yavuz Özdem, Hürriyet Gösteri dergisinin Kasım-Aralık-Ocak 2015 tarihli 314. sayısında Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası ve Arkadaş’ın şiiri hakkında yazdı: “Ezberlenip unutulmuş bir sıkıntıdan gelen Arkadaş’ın şiiri”.

Arkadaş'ın şiiri, Arkadaş Zekâi Özger, Arkadaş Z. Özger'in şiiri, Yavuz Özdem'in Hürriyet Gösteri'de yayımlanan yazısı.

“Arkadaş Z. Özger’in şiirleri ‘Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’ adıyla kitaplaştırıldı (Ve Yayınevi, 2014). ‘Sakalsız bir oğlanın tragedyası’ kitap adı olarak, ‘hayat trajik bir homoseksüeldir’ diyen şairin, şiirini doğrudan ilgilendirir, ilgilendiriyor.”

Arkadaş Z. Özger’in şiirleri Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası adıyla kitaplaştırıldı. (Ve Yayınevi, 2014) ‘sakalsız bir oğlanın tragedyası’ kitap adı olarak, ‘hayat trajik bir homoseksüeldir’ diyen şairin, şiirini doğrudan ilgilendirir, ilgilendiriyor. Ancak, Arkadaş Z. Özger, şahsi ‘mağduriyet’ten yola çıkarak; bu minval üzere bir tepkinin, bir kendi ‘farklılığının’ tanınmasının şiirini yazmamış. Aksine kimlik-ötekileştirme ilişkisine, ezen-ezilen ilişkisi penceresinden bakıp meseleyi sınıfsal ezilmişliklerle iç içe görmüştür. Denebilir ki devrimciliği yatay düzlemde ele alıp 2000’ler dünyasının ancak yakalayabildiği çizgiyi, 1970’ler Türkiye’sinde yakalamıştır. Onun şiiri bence bu noktada önemli.

Arkadaş'ın şiiri, Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası, Arkadaş Z. Özger, Arkadaş Zekâi Özger

‘Sakalsız bir oğlanın tragedyası’ şiiri için en uygun nitem ‘yıkıcı’ olabilir

‘Sakalsız bir oğlanın tragedyası’, Arkadaş’ın hem yayımlanan ilk şiiri (Soyut, 1967); hem de ötekileştirilmeye başlandığı sıralarda, erkek egemen söyleme karşı çıkışının şiiridir. ‘sakal yok ya ucunda, ..bıyık dikerim size,  yanaklarım yul bryner şimşir tarak ister misiniz’ türünden alışılmamış bağdaştırma ve söyleyişlerin çoklukla yer almasından ötürü şakacı, ironik, güleç yüzlü şiir nitemleriyle karşılanmıştır; ama bence bu şiir, onun bir çeşit öfke kusma biçimidir. Zira kalıplaşmış, donmuş anlayışların temsil ettiği bilinçli-bilinçsiz her türlüsünden ‘iktidar destekleyici’ unsurları, ti’ye almak suretiyle (bu güz vermedi tarla seneye bıyık kerim/ ben ettim siz etmeyin sakal veririm size, ..bu bıyık hiç gitmemiş sesinizin rengine vb.) yıkmayı amaçlamış ve başarmıştır da. Bu bağlamda‘sakalsız bir oğlanın tragedyası’ şiiri için en uygun nitem ‘yıkıcı’ olabilir.

Zaten şiirlerinin büyük bölümünde 68 kuşağı ve bu kuşağın ruhunu özne olarak alan bir şairdir o. Özellikle biley (s. 35), tamirat (s. 36), aşkla sana (s. 102), adak (s. 69), sözcük (s. 77), sevdadır (s. 105) şiirleri bu bağlamda hemen anılabilir. Hatta bunlar o dönemde yazılan ‘sert’ şiirler arasında da kendilerine hemen yer bulabilecek şiirlerdir. Sözgelişi ‘tamirat’ta, düşük gelirli babasının hafta sonları yaptığı ayakkabı tamirciliğine gönderme yapıp ‘vur gülüm vur gülüm vur gülüm/ vur sen de burjuva ayakkabılarının altına’ der. (Yakın çevredeki bürokratların ayakkabılarıdır söz konusu olan.) adak’ta Ocak 1971 deki SBF yurduna binlerce polis tarafından yapılan baskın işlenmiştir, ‘sözcük’ şiiri Deniz Gezmiş için, ‘aşkla sana’ şiiri ise 1971’de Mahir Çayan’la birlikteyken düzenlenen bir operasyonda ölen Hüseyin Cevahir için yazılmıştır; ‘alnını/ dağ ateşiyle ısıtan/ yüzünü/ kanla yıkayan dostum’ dediği Hüseyin Cevahir, aynı zamanda arkadaşıdır.

‘Özge’ bir şiire imza atmıştır Arkadaş Zekâi Özger

Arkadaş’ın 68 ruhuna ilişkin şiirlerinin ‘70’lerde yazılan şiirlerden farklı-özgün olduğunun altını çizmeliyim. Evet onun şiirinde de döneme özgü ‘Proleter, militan, burjuva, sınıf, sınıf ateşi, örs, çekiç gibi kelime ve kavramlar karşılar bizi veyahut da ‘bir proleterin oğlu olduğuma inandıramıyorum kimseleri’ dizesi gibi çok tanıdık söyleyişler de yer almaktadır; ve fakat bunlarla yapılan bağdaştırmalar, oluşturulan bölümler vs. dönem şiirinin bir hayli dışındadır.

Sözgelişi örneklediğim ‘bir proleterin oğlu olduğuma inandıramıyorum kimseleri’ dizesi‘ne kadar üstelesem yanlış bir değişimi’ gibi vurucu ve özgün bir dizeyle ikilik oluşturmuştur. Keza militandır; ama ‘acemi ve hüzne yakın, yalnızlığa yakın bir militan’. Düzene karşı savaşçıdır; ama (kemirgen bir düzenin/ kopardığı yüreğim /bir soygun karasında) ak ölüm savaşçısı’dır. Görüldüğü üzere dönem şiirinin havasından suyundan etkilenmekle ve kimi müşterekleri barındırmakla birlikte; ‘özge’ bir şiire imza atmıştır Arkadaş.

Ayrıca ‘70’ler şiirinde pek rastlamadığımız sapmalar da yer almakta onun şiirlerinde. ‘cuma gecesi ertesi’, ‘güzleme’, güvercinleyim’, (hay’dan) haylamaz, ‘martılamak’, ‘biralanmış (bir berber), ..mutlulandı (karıncam) ve yine bu minval üzere alışılmamış bağdaştırma ve söyleyişlerle ‘kötü bir halk partisi kalıntısı’, ben eksik bir birikimin tortusuyum’, bir bulutla rahibeleşen güneş’, atlayıp karıncama biraz eski bir çölü’ vb. günümüze ‘70’ler şiirini taşımaktan ziyade, İkinci Yeni’den, 80 sonrası şiire eşikler, esintiler taşımakta.

Arkadaş’ın şiiri ‘şiirlerinin bir ana bağlama yaslanmasıyla’ İkinci Yeni’den ayrılır

Arkadaş Zekâi Özger için ‘İkinci Yeni etkisinde şiirler yazmıştır’ türünden tespitler de yapılmış zaten. Katılıyorum. ‘sakalsız bir oğlanın tragedyası’nın da aralarında olduğu kimi şiirler özellikle işaret edilebilir; ancak onlardan ayrıldığı çok önemli bir nokta var, vurgulanması gereken; o da şiirlerinin bir ana bağlama yaslanmasıdır. Bilindiği üzere İkinci Yeni’nin böyle bir derdi hiç mi hiç yoktur. Bu ana bağlam da onun ötekileştirilen kimliğine (kanayan sürekli yara) ilişkin olduğundan varlığını hep hissettirir, hissettiriyor.

Aşkı ‘kendi uçurumlarından’ yola çıkıp betimlediği ‘eksik bir gün için şiirler’inin (s. 65) son bölümünden bir örnek fikir verecektir bize: “aşk parmağımda yanlış bir uçurum / dokunurken bırakır ürkek bir martı gibi (çünkü deniz orada) / -ben alışkın değilim bir eli martılamaya (çünkü deniz orada/ çünkü deniz orada) (…) sevgi/ denizin başlangıcı’

Görüldüğü üzere dipten gelen bir dalga, bizi Arkadaş’ın kanayan yarasıyla buluşturmakta. O arada alegoriler, alışılmamış bağdaştırmalar, anıştırmalar vs. rastlantısal olandan uzak, hep bu bütüne ilişkindir. Sözgelişi: ‘hayat trajik bir homoseksüeldir’ (merhaba canım, s. 55) dediği şiirde- ki zeki müreni seviniz dediği şiirdir de aynı zamanda- ‘ah canım aristophanes/ barışı ve eşek arılarını unutmuyorum’ dizeleriyle bize Antik Yunan’daki adalet anlayışını anıştırır; ama asıl göndergesi o günkü mahkemelerde görev üstlenen jürilerin oluşum biçiminedir, zira jüri üyesi olmanın tek koşulu: ‘Yurttaş bir erkek’ olmaktır.  Kısacası uzak çağrışımlar bile bir ana bağlama yöneliktir onun şiirinde.  Denebilir ki M. Kundera’nın ‘iktidar sizi nereden yaralıyorsa orası kimliğiniz olur’ sözü Arkadaş’ın şiirlerinin orta yerine bağdaş kurup oturmuş, oturmakta.

Arkadaş’ın şiirinde noktalama imleri

Arkadaş’ın şiirini değerlendiren bir yazıda noktalama imlerinden ve onların şiirsel işlevlerinden de dem vurmak gerekir. Gerçi modern şiirin ‘noktalama’ ile aman aman işi olmaz, olmamıştır ve bu durum da işin doğasına uygundur; neticede ‘anlam’ı yazarın istediği sınırlar içinde tutan düzyazının tersine; anlam’la bir derdi olmayan; olduğunda ise, anlam’ın sınırlarını alabildiğine zorlayan şiir’den söz ediyoruz. Ancak Arkadaş’ın şiirlerinde kendini hissettirecek bir noktalama düzensizliği var; veyahut da düzenliliği: Kimi şiirlerde noktalama imlerinden hiçbiri yer almazken, kimilerinde sadece bölüm-bölümce sonlarında (.) nokta imini kullanmış. Kimi şiirlerde (.) nokta yerine (:) iki nokta, (,) virgül yerine (.) nokta kullanmış vs.

Sözgelişi, 130 dizelik ‘beyaz ölüm kuşları’ şiirinde sadece bir yerde (:) iki nokta kullanmış. Hiç işlevi olmayan kullanımlara da rastlamak mümkün: ‘ben sevgiye hasretim. sevgi uzakta’ (hüzün mevsimi, s. 23) (,) virgül yerine (.) nokta kullanmış; oysa burada hangisini kullanırsa kullansın (veya hiç bir im kullanmasa da) bir işlevsellik söz konusu olamıyor. Bana en ilginç geleni ise, 44 dizelik ‘tamirat’ şiirinin tamamında bir (.) nokta, bir de (,) virgül kullanmış. (.) Nokta, en sonda yer almış; eh bir parça anlaşılır buluyorsunuz; ama (,) virgül gerekmeyebilir; çünkü anlamı sınırlandıracak şekilde kullanılmış: ‘bir burjuva kuklasıyım, korkak/ ve acemi bir militanım’ yani ‘korkak’ nitemi, ‘militan’la sınırlı olsun istemiş, (,) virgülü kullanmasaydı hem ‘burjuva kuklası ve korkak’; hem de ‘korkak ve acemi militan’ı düşündürecekti biz okurlara; ancak istememiş.

Bu konuda ilkin çok savruk ve bütünlükten uzak bir görüntü vermekte; ama belli ki bilinçli bir seçim, bir amaç gütme söz konusu. Dikkate değer bir emek, bir gözetim diyebilirim. Sanki Arkadaş ‘Dünya’nın en düzenli olanı cosmos da zaten chaos’tan çıkar’ düsturuna ‘noktalama’ vesilesiyle de bir vurgu yapmak istemiş gibidir.

Arkadaş'ın şiiri, Arkadaş Z. Özger, Zekâi Özger, Arkadaşım Zekâi, İsmet Tokgöz

Arkadaş Z. Özger

Devrimcilik Arkadaş’ın şiirinin içinde

Sonuç olarak ‘devrimcilik’, noktalama dâhil, Arkadaş’ın şiirinin içinde diyebilirim. Çünkü Türkçe’de devrimcilik, ‘düşünsel bir yol’ anlamına gelir. Eski yaşama kurallarını ve anlayışlarını değiştirip yeni bir yaşama biçimini kurmayı düşünme yolu. Arkadaş’ta şairin hayatı şiire ‘işte buradan dâhil’. Ama hepsinden önemlisi Arkadaş, bir gün bütün acıların eskiyeceğine inanan bir yürek taşımış kısa ömrünün içinde. Dizelerden taşan ‘bir özge enerji’nin açıklaması da budur bence:

(BEN ARKADAŞ ZEKÂİ ÖZGER)

BEN ESKİDEN UZAKLAR(DIM), ELYAZMASI(YDIM) VE

KIRIK BİR SEVİNÇTİM. ACININ VE ONARMANIN

BEDENİMİ YUĞDUĞU AK PAK HARÇ KUYUSU(YDUM).

Yavuz Özdem, Hürriyet Gösteri, Kasım-Aralık-Ocak 2015, S. 314, s. 30-32

Şiir Şairini Yazar -Özge Dirik Anısına- (Umut Yalım)

"Nokta Durağı", Özge Dirik, Nisan 2014, Ve Yayınevi

“Nokta Durağı”, Özge Dirik, Nisan 2014, Ve Yayınevi

Eski ağır abileri överken Oktay Rifat (Bu yıl 100. Doğumyılı) “Kötü şairle, daha kötü şairler vardır” der ve ekler “Hep kötü bir şâir olmaya çalıştım.” Bu alçak gönüllülük, Oktay Rifat’ın büyük şair olduğunun en açık kanıtı olsa da bu söze katılamayacağım; çünkü en başından “şair”in var olduğuna inanmıyorum. Bu, yıllar içinde gelişen bir kanı.

Sanırım, Haziran 2003’tü. Rıfat Ilgaz Şiir Yarışması’nda Özendirme Ödülü almıştım. İşin aslı, ödülden çok, müntehir Özge Dirik’le (27.8.2004, ruhu şad olsun) tanışacağıma sevinmiştim. Çeşitli site ve dergilerden şiirlerini izlediğim biriydi. Ödüllere baktığımda onun adını gördüğümde heyecanlanmıştım. Okumaya devam et

“bir gün elbette zeki müreni seviceksiniz” (Gökçen Ezber)

Radikal Kitap

Radikal Kitap, 22.08.2014

22.08.2014 tarihli Radikal Kitap’ta Gökçen Ezber’in Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası ve Arkadaş Z. Özger hakkındaki yazısı yayımlandı…

Öteki olmanın, ötekileştirilmiş insan yüreklerinin sesini arıyorsanız, onu Arkadaş Z. Özger’in dizelerindeki sözcüklerin tınısında duyabilirsiniz. Kategorize ederek, ayırarak ve ötekileştirerek ayakta durmaya çalışan köhne uygarlığımız, dünya görüşü, ırk, dil, din, cinsiyet ve daha birçok yapay kurgu üzerinden kıyıya itilmiş “öteki” insanlar yaratmaya devam ediyor. Erke hizmet etmeyen, tahakküme boyun eğmeyen her insana ya trajik yaşamlar biçiliyor, ya da yaşamları hepten ellerinden alınıyor. 1973 yılında, henüz yirmi beş yaşındayken yaşamını müphem, ama bir o kadar da bilindik bir nedenle kaybeden (5 Mayıs sabahı sokakta ölü bulundu) şair Arkadaş Z. Özger, Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’nda, şiirleriyle bize ötekiliğin evrensel dilini inşa ediyor. Özger’in saydam dizelerinde, köhnemiş insanlığımızın temelleri açığa çıkıyor. Okumaya devam et

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası / 2. Basım!

İlk Basımı Nisan 2014’te yapılan, büyük ilgi gören,  “En Çok Satanlar” listelerinden uzun süre inmeyen ve kısa sürede tükenen Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası‘nın 2. basımını Haziran 2014’te yapmıştık. Gözden geçirilmiş, hard-cover (sert kapaklı) üretilen, tüm nüshaları numaralandırılmış bu özel basım kitabımıza gösterilen ilgi artarak sürüyor. Tüm okurlarımıza teşekkür ediyoruz.

Kitabın telif gelirlerini “Arkadaş Z. Özger Kitaplığı”nın kurulması için bağışlamıştık. Çalışmalarımızın sürdüğünü ve “Arkadaş Z. Özger Kitaplığı”nın açılışını önümüzdeki yıllarda yapacağımızı da buradan duyurmuş olalım.

Ve Yayınevi, koleksiyon değerinde kitaplar…

 

“Ve” Şiirde Israr Ediyor!

 

Evrensel, 25.7.2014, s. 12

Zamanın şiirden yana çekimser olduğu günümüzde bahçemize yeni heceler ekerek sözcüklerin kitaplarda yeşerdiğini görmek umut verici. Şiir yayımlayan bağımsız yayınevleri kervanına katılan “Ve Yayınevi” birbirinden önemli kitaplarla içimizde biriken boşluğun sesini duydu. Yayınevinin editörü Kenan Yücel ile yaptığımız söyleşi, şiire dair umutlarımızı diri tutmamız ve ısrar etmemiz için nedenler sunuyor bize.

C. Hakkı Zariç: Kitapçılarda raf ömrü gittikçe azalan, hatta geldiği gibi iade edilen şiir kitaplarının durumu malum. Dağıtım şirketlerinin burun kıvırdığı, büyük yayınevlerinin yasak savmak için yılda bir iki şiir kitabı bastığı bu cangılda siz nereden cesaret alarak bu belleği değiştirmeye karar verdiniz? Her şeyin kendi ritminde kirlendiği bir dünyada iş mi bu sizin yaptığınız?

Kenan Yücel: Piyasanın genel görünümü ne yazık ki bu. Söz konusu olan şiir kitabıysa dağıtıma girmek, rafta durmak, dolayısıyla okura ulaşmak çok güç. Yola çıkarken “şiir kitabı basmayın, basacaksanız da ilk kitaplarınız şiir olmasın, dağıtamazsınız” diyen çok oldu. Serde Don Kişotluk var, burnumuzun dikine gitmeyi de seviyoruz. Türü ne olursa olsun, iyi kitabın, nitelikli kitabın, okurdan hak ettiği ilgiyi göreceğinden de kuşkumuz yok. Şiirle başladık yayıncılığa. Nitelikli içerikleri estetik tasarımlarla sunuyor olmanın özgüveniyle hareket ettik. Nereden mi cesaret aldık… İyi şiirin gücünden cesaret aldık. Nitelikli okurun sezgilerinden cesaret aldık. Birikimimizden cesaret aldık. Gördük ki, iyi şiir, iyi kitap, kendi yolunu açıyor, raflarda kendisine yer de açıyor, “şiir satmaz” önyargılarını dağıtarak ilerliyor, kısa sürede yeni baskılar da yapıyor, “en çok satanlar” listelerine de giriyor. Yapılan güzel işlerin karşılığını bulması hevesimizi artırıyor elbette. Şimdi daha da cesuruz… Okumaya devam et

Andrey Voznesenski: “Oza” (Ahmet Ada)

Oza yazısı (Ahmet Ada) Aydınlık Kitap

“Aydınlık Kitap”, 11 Temmuz 2014, Sayı: 124, s. 13

 

Andrey Voznesenski : Oza / Ahmet Ada

                Andrey Voznesenski’nin ünlü Oza şiiri Özdemir İnce’nin önsözüyle, Ülker İnce’nin çevirisiyle yayımlandı. Yeni kurulan Ve Yayınevi bu uzun şiiri özel bir baskıyla, ciltli olarak okura sundu. (1) Çağdaş Rus Şiiri Antolojisi’nde (2) Ataol Behramoğlu Voznesenski döneminin şiirini şöyle dile getiriyor: “1950’lerden başlayarak 60’lı yıllar ve sonrasındaki dönemler Rus şiirine yeni bir canlılık, çeşitli yeni bir yöneliş ve arayışlar getirdi.” 1950-60’lı yıllar Rusyasında şiir stadyumlarda geniş halk kitleleri önünde okunan bir konumdaydı. Şiir kitapları binlerce basılıyor ve okunuyordu. Yevgeni Vinokurov, Yevgeni Yevtuşenko, Andrey Voznesenski, Bella Ahmadulina gibi şairler şiirin içerik ve biçiminde, dilinde kırılmalar yarattılar. Şiir dilindeki kırılmalar, Mayakovski’den başlayarak “özgür koşuk”un anlatım olanaklarını genişletti; anlam ve anlamlandırma çoğulluğu bu şairlerin çok geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Ayrıca, Rusçanın dizeme (ritme) zengin olanaklar sağlaması yeni kuşak şairlerinin seçkin örnekler vermesiyle neticelendi. Böylece Rus şiiri yeni bir evreye girdi. Rus insanının bireysel ve toplumsal hayatı bütün canlılığıyla şiire taşınabildi. Coşkulu edaları, dizem tutkuları Yevtuçenko ile Voznesenski’yi Mayakovski geleneğine bağladı. Okumaya devam et

‘Teknokriptler’ / Murat Üstübal

Murat Üstübal dil kazısını sürdürüyor. Sözcüğün tam anlamıyla sıkı, sımsıkı şiirlerle çıkıyor okurun karşısına. Şiirlerinde okurun yadırgadığı ne varsa, tümünün üstünde ısrarla durarak özgünlüğünü kuruyor şair. Sözcükleri yerinden oynatıyor, sözcükleri ve sözdizimini hücrelerine dek parçalayarak, parçaları yeniden kurgulayıp kodlayarak dilin, anlamın sınırlarını sürekli zorluyor.

Teknoloji ile insan arasındaki ilişkilenmeleri, insan zaafının teknoloji üzerindeki belirleyiciliğini, makinelerin, teknolojinin sosyal hayattaki rolü kadar sosyal hayatın ve ideolojilerin üzerimizdeki etkisini makineler üzerinden sorgulayan, yer yer Dada ve sanat kuramı eleştirisine girişen bir kitap, Teknokriptler.

Sıkı okur, bu kitap senin için!

Anlamın dehlizlerine inmeye hazır mısın? Bir şifre çözücüsü gibi, sabırla, merakla, heyecanla, tüm önyargılarından arınarak okumaya hazır mısın? Hazırsan, zorlu, ama bir o kadar da değerli bir yolculuk seni bekliyor…

satin-al-buton

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası / Arkadaş Z. Özger (trailer)

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası/Arkadaş Z. Özger, şiir, Ve Yayınevi, Nisan 2014, 144 sayfa. Kitap tanıtım filmi. (trailer)