“2016 yılının en önemli şiir olaylarından biri” (Orhan Kahyaoğlu)

Bir şiiri gecikmeli tanımak

Orhan Kahyaoğlu yazdı: “Halil İbrahim Bahar’ın, şiiri üzerine ömür boyu düşünen bir insan olduğu öne sürülebilir. Ama, bu kitap çıkana kadar, şiirleri konusunda yerleşik bir fikrimiz oluşamamıştı.”

Bize sorarsanız, 2016 yılının en önemli şiir olaylarından biri, Ve Yayınevi’nden geçen aylarda yayımlanan, Halil İbrahim Bahar’ın “seçilmiş şiirler”inden oluşan Çok İncelikler Vardı Dünyada adlı kitabıdır. Özellikle 1960- 80 yılları arasında yazılan Türkçe şiiri yakından izleyen her okur, kaçınılmaz olarak Bahar’ın şiiriyle karşılaşmıştır. İnanılmaz dikkat çeken bir şiirdir bu. Okumaya devam et

Tek ölçütümüz yazınsal değer

Kenan Yücel ile söyleşi, Dilek Atlı, Bursa Olay gazetesi.

Ve Yayınevi genel yayın yönetmeni Kenan Yücel ile yapılan söyleşi Bursa Olay gazetesinde yayımlandı:

“Nitelikli içerikleri estetik tasarımlarla sunan, koleksiyon değerinde kitaplar yayımlayan, butik bir yayınevi olmak hedefiyle çıktığımız yolda emin adımlarla ilerliyoruz.”

Söyleşen: Dilek Atlı

Ve Yayınevi ne zaman kuruldu? Edebiyat dünyamıza hangi kazanımları sağlamayı hedefliyor?

Ve Yayınevi, yaklaşık bir yıllık bir hazırlık süreci sonrasında, Nisan 2014’te ilk kitaplarını yayımladı.

“Yazın, sanat ve düşün dünyasının eşsiz değerlerini, özelliklerini artıran, zenginleştiren, özenli, nitelikli yayınlarıyla kültürel gelişime ve Türkiye’nin sosyo-kültürel yapısına yön verebilecek, geleceğe uzanan kaynak yayınlarıyla toplumun bilgi birikimine büyük oranda katkı sağlayan, seçkin bir yayınevi olmak hedefiyle yola çıkıyoruz.” demiştik yolun başında. Nitelikli içerikleri estetik tasarımlarla sunan, koleksiyon değerinde kitaplar yayımlayan, butik bir yayınevi olmak hedefiyle çıktığımız yolda emin adımlarla ilerliyoruz. Yayımladığımız kitapların edebiyat ortamında ve okurlar nezdinde gördüğü ilgi, doğru bir yolda olduğumuzu gösteriyor; bundan büyük sevinç duyuyorum.

Andrey Voznesenski’nin Oza‘sı ya da Kaan İnce’nin Gizdüşüm‘ü gibi uzun yıllar önce basımı yapılmış ve okurun ulaşma şansı olmayan kitapları da yeniden yayımlıyorsunuz? Hedef okurlar kimler?

Oza‘nın Ülker İnce tarafından yapılan çevirisine, yayına hazırladığımız bir kitapla ilgili arşiv taraması yaparken, Dost dergisinin eski sayılarından birinde rastladık, bu keşif heyecanlandırdı bizi, çünkü Oza‘nın Türkçeye ilk çevirisiydi ve kitaplaşmamıştı. Ülker İnce’yle görüştüğümde bir derginin solgun sayfalarında unutulup kalmış bir çevirisinin uzun yıllar sonra yeniden karşısına çıkmasının onu da heyecanlandırdığını fark ettim. Aradan çok uzun yıllar geçtiği için, Ülker İnce çeviriyi yeniden gözden geçirdi, Canan Güldal’ın desenleriyle birlikte, hard cover (sert kapaklı) olarak kitabı yayımladık. Bu nedenle, Oza‘nın bizdeki baskısını yeniden basım diye nitelemek yanlış olur. Oza, Ülker İnce’nin çevirisiyle ilk kez kitaplaşmış oldu Türkçede. Yakında ikinci baskısını yapacağız.

Gizdüşüm‘e gelince… Kaan İnce’nin şiir kitaplarının nerdeyse yirmi yıldır baskısı yapılmıyordu, birçok okur kitaplara ulaşamıyor, fotokopileriyle, internette bulabildiği şiirleriyle yetinmek durumunda kalıyordu. Kaan İnce’nin bütün şiirlerini Gizdüşüm (Gizdüşüm/Ka n/Birinci Defter) adıyla yayımladık. Nizamettin Uğur’la birlikte yayına hazırladığımız bu kitapta Kaan İnce’nin daha önce yayımlanmamış el yazısı şiirleri, fotoğraf albümü ve ayrıntılı bir kaynakça da yer alıyor.

Ve Yayınevi’nden çıkan yeni kitaplar hangileri?

Çağdaş Amerikan şiirinin en önemli ve en çok okunan şairlerinden Martin Espada’nın Şairin Paltosu adlı seçilmiş şiirleri ile Özdemir İnce’nin büyük Yunan şairi Yannis Ritsos’u anlatan yazıları ve ona adadığı şiirlerden oluşan Agios Ritsos‘u yayımlamıştık en son.

Yönetmen Özcan Alper’in başyapıtı kabul edilen Sonbahar filminin senaryosu kitaplaştırılarak Ve Yayınevi’nden çıktı. Sinema alanında kitap yayımlamaya devam edecek misiniz? Sırada hangileri var?

Özcan Alper önemsediğim bir yönetmen, ikinci uzun metrajlı filmi Gelecek Uzun Sürer‘in senaryosunu da yayına hazırlıyoruz. Sinema dizimiz için başka projelerimiz de var, yakında onları da hayata geçireceğiz.

Özellikle şiir türünden söz edecek olursak, kitap basımı tercihinizi neye göre yapıyorsunuz? Örneğin, yeni şairleri okurlarıyla tanıştıracak mısınız?

Tek bir ölçütümüz var, yazınsal değer. İyi ve has şiiri öne çıkarmaya devam edeceğiz. Elbette -değerli bulduğumuz- yeni şairlerin şiirlerini de okura ulaştırmayı sürdüreceğiz. Geçtiğimiz yıl genç şair Akın Art’ın ilk şiir kitabı Mevsimler ve Temmuzlar‘ı yayımlamıştık, kitap önemli bir ilgi görmüştü. Bunlar bizi gönendiren şeyler.

Roman ve öykü türlerinde hangi kitapları okuyabiliriz Ve Yayınevi’nden?

Roman türünde, Mehmet Sarsmaz’ın Kırmızı Dokuzlu‘sunu, Leyla Saral’ın Kısa Bir İç Çekişle‘sini, Ahmet Önel’in Oto/kopi‘sini yayımladık.

Büyük yazar Muzaffer Buyrukçu’yu, ölümünden uzun yıllar sonra, Hayallerin En Uzun ve En Hızlı Atları adlı yayımlanmamış bir öyküsüyle yeniden edebiyatın gündemine taşıdık. Oğuzhan Akay’ın Touchdown‘u, Deniz Günal’ın İstasyon Öyküleri, Adil İzci’nin Ada Sularında‘sı, yayımladığımız diğer öykü kitapları.

Hangi türdeki kitapları okurlara kazandırıyorsunuz?

Edebiyat ağırlıklı bir yayın çizgisi izliyoruz. Geniş bir yayın yelpazemiz var. Şiir, şiir sanatı, öykü, roman, anı, mektup, sinema dizilerinden iki buçuk yıllık süre içinde yirmi yedi kitap yayımladık.

Koleksiyon değerinde kitaplar yayımlamayı sürdüreceğiz…

Bursa Olay, 27.9.2016, s. 4

 

Ahmet Ataş’tan “Diasporik Kuartet”…

Diasporik Kuartet

Diasporik Kuartet, göç şiirleri, Ahmet Ataş

 

Ahmet Ataş’tan Diasporik Kuartet

Ahmet Ataş – Göç ve göçmenlik şiirleri

Diaspora, göç ve göçmenlik kavramlarıyla yakından ilgili bir kavram. Yurdundan kopmuş, uzak ülkelerde yaşayan toplulukları imliyor.

Uzun yıllardır İngiltere’de yaşayan şair Ahmet Ataş, diller, kültürler, anlar, mekânlar arasında durmaksızın salınmanın getirdiği dilsel ve imgesel bir gerilimin kendisini hemen duyumsattığı şiirleriyle göçmenlik olgusunu büyük bir başarıyla işliyor. Kimi şiirlerde ortaya çıkan İngilizce başlıklar, alıntılar, dizeler, yer adları, kurduğu diasporik dekorun asli renklerine dönüşürken, bazı anların, durumların çevrilemezliğinin de altını çiziyor sanki…

“Rochester Castle’dan
bir sokağın olağan görünüşüdür
bana bu hüzünlü vitray camlarda
senin dağınık bir gülün rengine eğilirkenki
özenli ellerini anımsatan.”

satin-al-buton

Oğuzhan Akay’dan “Touchdown” öyküleri!

Oğuzhan Akay, Touchdown.

Oğuzhan Akay, Touchdown Bar, Touchdown öyküleri,

Oğuzhan Akay öykülerinde okuyanı sarıp sarmalayan bir içtenlik var

Touchdown, Oğuzhan Akay’ın kendine has diliyle yazdığı öykülerden oluşan bir kitap. Kendini ve yaşamı deşeleyerek yazdığı öykülerde ele avuca sığmayan akıcı bir anlatımın getirdiği canlılık, yer yer patlayan ironiyle kendisini gösteren eğlenceli bir dil, zaman ve mekân içinde yolculuğa çıkaran bir kurgu, yürek atışlarınıza bürünen bir ritim, okuyanı hemen içine çeken, sarıp sarmalayan bir içtenlik var.

“İyi ki demokratik bi tutumum yok kendimi yönetirken. Böylesi daha dürüst. Kocaman bir şebekeyim. Öyle üç beş tane keleciden bahsetmiyorum, bin beş yüz taneyim en az. Gözlemciler, köleler, hakemler, anarşistler, korkaklar, aslanlar, polislerim, orospularım ve çocuklar. Şehir dolusu ben. Şehir dolusu hasta. İçimi kaşıyorum. Hep. Numara yaptığımı biliyorum. Bildiğimi zaten biliyorum diyorum bir tıslamayla. Karar veremiyorum aslında diye itiraf ettiğimi duyuyorum. Siyah, beyaza yol veriyor. Biraz trip. Alıyor ve gidiyor. Öldürüyor ama ölmüyor. Yönetiyor ama itaat etmiyor. İçimi deşiyorum. Hiç ümitlenme diyorum. Güzel kız buraya baksana. Korkma, seni sevmem.”

satin-al-buton

“zeki müreni seviniz” (Yekta Kopan)

“zeki müreni seviniz”

Zeki Müren hiç Arkadaş Z. Özger şiiri okumuş mudur diye düşünüyor insan? Ya da Arkadaş, hiç Pasolini filmi izlemiş midir? Pasolini bir Zeki Müren şarkısı dinlese ne düşünürdü?

Bir alıntı yaparak başlayayım dedim yazıya.

Ama alıntının nefesi yetmedi, o şiirin ruhunu kâğıda üflemeye.

Arkadaş Z. Özger, Zekâi Özger, Arkadaşım Zekâi, İsmet Tokgöz

Arkadaş Z. Özger

O şiir… Arkadaş Z. Özger’in 1970 yılının Haziran ayında, Dost dergisinin 68. sayısında yayımlanmış olan “Merhaba Canım” adlı şiiri.

Gelin hepsini okuyalım. Okumaya devam et

Mevsimler ve Temmuzlar (Ahmet Ada)

 

Cumhuriyet Kitap, 3.9.2015, Sayı 1333

Cumhuriyet Kitap, 3.9.2015, Sayı 1333 

Akın Art’ın lirik dili şairane olana kapalı ve yalın. İmgenin olanaklarını bu ilk şiirlerinde kullanıyor. Bu da belli bir şiir birikimine dayandığını gösteriyor. Gündelik hayata gönderen diri bir şiiri var.

Mevsimler ve Temmuzlar genç bir şair olan Akın Art’ın ilk şiir kitabı. Öyle çok uzun ya da dolambaçlı bir yazınsal yaşamı yok: 29 Aralık 1989’da Antalya’da doğmuş. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İşletme, Nâzım Hikmet Akademisi’nde Edebiyat eğitimi görmüş. Biyografisinde,  Bilgi Üniversitesi Uluslararası Ekonomi Politik bölümünde yüksek lisans eğitimini sürdürdüğü belirtiliyor. Şiirlerini ve eleştiri yazılarını çeşitli dergi ve fanzinlerde yayımlamış Akın Art. Okumaya devam et

Ahmet Ada söyleşisi (Aydınlık Kitap)

Ahmet Ada’dan yeni şiirler: Yağmur Başlamadan Eve Dönelim

“Tarih de, doğa da, nesneler de şiire dönüşüyor elimde”
“Ey dünya, tüm ışıklarını yak benim için.”

Ahmet Ada

Söyleşi: Mitat ÇELİK  

MİTAT ÇELİK: Yeni kitabınız “Yağmur Başlamadan Eve Dönelim”de bozuk düzen yollarda yürüdüğünüz görülüyor. Ülkemizin sorunları işaretleyen şiirler mi bunlar? 

AHMET ADA: Toplumsal ilgileri olan ve olup bitene duyarlı şiirlerden oluşan bir kitap oldu bu. Tarihe şiirle not düşmüşüm. Örnekse “Kandiller” şiiri. Oral Çalışlar’ın bir yazısında okumuştum. 1915 Ermeni olayları. Diyarbakır’da, Dicle nehriyle Ermeni aileler sürgüne gönderilmiş. Her yıl Dicle üzerindeki köprüde o günleri anımsatan bir ritüel yapılıyor. Karpuzlar kesilip içine yanan kandiller oturtuluyor. Gece, kandiller yanan karpuzlar nehre bırakılıyor. Gidenler anılıyor. “Kandiller” bu bağlamda nesnel bağlılaşığı olan şiir. Halkın belleğinde yaşayan olaylar zinciri şiir diliyle yeniden kuruluyor. Sonra “Ahmet Erhan’a Anmalık” şiiri. Gezi şiirleri. Taksim’deydim. Tanık oldum isyana. Mersin şiirleri doğa tutkumdur.

Okumaya devam et

Unutulmuş bir şair: Halit Asım (Yücel Kayıran)

Halit Asım, Ömür, şiirler 1940

“Kuşlar, bu oda kasvetlidir,/ Konmayın penceresine sakın;/ Burda merak getirdi bir kadın// Kuşlar, insan firar edebilir,/ Yuvalarda cenubu arıyan bir çocukla;/ Ve kaçabilir bir dizi mavi boncukla.” Bu dizeler, Halit Asım’ın “Kuşlar” adlı şiirinden. Halit Asım, kendi tinsel dünyasının determinasyonuyla yazan bir şair; rastlantıyla devşirilmiş bir anlam dünyası yok.

Asım, “Kuşlar” şiirini Nurullah Ataç’a ithaf etmiş. Ataç, Varlık dergisinde çıkan bir yazıya atfen, Asım’dan söz ediyor, kitabı okuduğunda yazacağına ilişkin vaatte bulunuyor. Asım da, arkadaşı Niyazi Tunga’ya yazdığı bir mektupta, Ataç’ın vaadine atıfla “sevincim artacak ve kuvvet bulacağım” diyor. Nurullah Ataç yazsaydı, Halit Asım unutulmazdı. Yaşar Nabi Nayır’ın Varlık’ı, Halit Asım’ın unutulmasına engel olamamış. Yani Halit Asım, Türk şiiri ortamının hasıraltı ettiği bir şair.

Asım’ın, antolojilere alınmayışı veya unutuluşuyla ilgili en önemli soruyu Orhan Kahyaoğlu dile getirir: “1950 sonrası çıkan tüm antolojilerde Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu’nun şiirleri görülebiliyorsa, Halit Asım’ı haydi haydi görmek gerekirdi.” (Sombahar Dergisi, Mart-Nisan 1995)

Halit Asım’ın görülmemiş olmasının nedeni Ahmet Hâşim’le ilgili olabilir. 1930’lu yılların sonu ile 40’lı yılların başında, Ahmet Hâşim’e karşı bir olumsuz tavırdan söz edilebilir mi? Bir veri: Baki Süha Ediboğlu’nun 1944 yılında yayımlanan Türk Şiirinden Örnekler (1920-1944) antolojisi, Yahya Kemal Beyatlı ile başlar, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Bedri Rahmi Eyüpoğlu ve Garip şairleriyle son bulurken; bu antolojide, Ahmet Hâşim’e yer verilmemiştir. Göz ardı edilemez bir durum.

Bu ilgiyi kurmakla, aslında gizli bir yargı da ileri sürmüş oluyorum: Halit Asım’ın, Ahmet Hâşim’in poetik çocuğu olduğunu. Dahası Halit Asım, Ömür’deki şiirlerinde Hâşim’le münakaşa ediyor gibidir de. “Fani” şiirini birlikte okuyalım: “Dinleyin ey fani yapraklarım,/ Billûr bakireler ağlamakta../ Güller mahzun ve şarkılar yarım,/ “İrem” Kokuları çok uzakta..// Sarhoşluklarımın yabancısı,/ Sen ey Meçhul belde, bekle biraz../ Uzaklaş aşkımın yalancısı,/ Aşina yüzlerdeki sürgün yaz..”

Bir başka neden ise, şiir dilinin sekülerleşmesiyle ilgili gibi geliyor bana. Garip şiiriyle birlikte,  Türk şiirinin dili sekülerleşmeye başlıyor. Garip şiiri, bu seküler kopuşun dönemeci. Garip şiirine ve onu takip edenlere yolun açılmasının nedenini burada aramak gerek. Şiir, seküler olmayan bir dil dağarıyla yazılmış ise, bu şiirler de, daha sonra, söz konusu kelimelerin değiştirilmesi yoluyla sekülerleştiriliyor. Rüştü Onur anıldığı için oradan devam ediyorum: Onur’un “Endişe” adlı bir şiir vardır; iki dörtlükten oluşur bu şiir. Bu şiirin, [Salah Birsel’in hazırladığı Rüştü Onur kitabında] ikinci dörtlüğünün ilk dizeleri şöyle: “Nedendir neden Tanrım/ İçimi kimselere açamıyorum.” Rüştü Onur’un ilk yazdığı haliyle, bu dizeler şöyledir: “Nedendir neden rabbim/ içimi dostlara açamıyorum.” Değiştirilen kelimelere dikkat çekerim. Şiirin dil dağarının sekülerleştirilmesi derken kastettiğim bu.

Şiirin hümanistleşmesi
Burada, ikinci bir tezi daha dile getirmiş oluyorum: Halit Asım’ın tinsel evreni, bu sekülerleşmenin hemen öncesinde yer alıyor. “Kuşlar” şiirinde, Asım’ın öznenin, kadının varlığıyla mutlu olan bir erkek özne olduğunun emareleri var. Bu özne aynı zamanda, tanrının emir ve buyruklarını bir üst-ego biçiminde içselleştirmiş bir özne. Şiirin sekülerleşmesiyle birlikte, şiirde konuşan özne de, cinsiyet bakımından belirsizleşir. Buna şiirin hümanistleşmesi de diyebiliriz.

Türk şiirinin, Cumhuriyet döneminden hemen önceki evresinde, Tevfik Fikret ile Ziya Gökalp’in şiirinde ortaya çıkan çok önemli bir tema, çok önemli bir problem vardır. Bu problem, inanç buhranını dile getiren bir temadır. Cumhuriyetle birlikte bu problem yerini sekülerleşmeye bırakıyor. Halit Asım, bu problemin son halkası gibi görünüyor. Ama Asım’ın şiirindeki bu problem, Fikret’teki veya Gökalp’teki türden değil. Sözünü ettiğim buhran, Fikret veya Gökalp’te teolojik düzeydedir. Teolojik düzey derken kastettiğim, inancın, ritüel kısmı değil, içsel ve zihinsel düzlemde yaşanış biçimidir. Her ikisi de sanki derin bir dostu kaybetmiş gibi konuşurlar.

Asım’da ise, bu buhran, bir inanç buhranı olarak değil ama ona bağlı bir sorun olarak, daha çok dinsel bir karmaşa/çatışma şeklinde açığa çıkmaktadır; ve teolojik değil, dünyevi olmakla ıralıdır. “Ömür” şiirini birlikte okuyalım: “Kanımda süzgün gözlü şeytanlar,/ Ve azat edilmiş avuçlarım./ Allahsız hatıralar ararım,/ Ki solgun dünyasında günahkâr.// Çırpınan uyku, Arzu uzaktır,/ Çocuk alnımda çizgi ve bere./ Yazık, Hülyası mahrem kalplere,/ Geceyi adamak kalacaktır.”

Asım’ın şiirindeki anlatıcı-ben, persona, Allah’ın emir ve buyruklarına bağlılıkla, bedeninin determinizmine ait arzu arasındaki manevi gerilimde, günah içinde kalmış bir bendir. Bu şiirdeki ıstırap veya manevi acı, günah içinde oluşun sonucu olarak açığa çıkmaktadır. Günah içinde oluş, arzu içinde oluştur ve istenilen bir şeydir. Ve bu arzu, psikanalizin keşfettiği arzudur. Mektuplarından, Halit Asım’ın Freud’u okuduğunu biliyoruz. Psikanalizin arzusu, Türk şiirinde, ilk defa Halit Asım’ın şiirinde ortaya çıkıyor. “Gecelerin Gelmeyen Baharı” adlı şiirinin son iki dörtlüğünü şimdi okuyabiliriz: “Sensizim ey cömert dişilik,/ Dinmiyen bir ağrı yaşamak böyle./ Sütünü esirgeyen meme, söyle,/ Var mıdır “Öte”de yer bir kişilik?//  Kör ol aşkın velût göz bebekleri,/ Tıkıyor beni verdiğin her yudum.// Kafamdaki hudutsuz hain şehri,/ Bu derin uykusunda parçalasam diyorum.”

Türk şiirinde erotik olanın bir tarihinden söz edilebilir ise, bu tarih, Halit Asım’la başlar. “Dişilik” ve “meme” kelimelerinin, bu denli somutluk halinde kullanımının bir başka örneği yok. Ama bu somutluk bir gerçeklik olarak değil, bir tahayyül olarak var: “Niyetimiz yollarda hep günah izleri,/ Ölesiye yaşamak arzusu denizi…” (“Ölesiye”) Arzuyu yaşayamayış, temel dram olarak ortaya çıkar: “Kanımı içen ey taze kadın/ Tasam, çürük et kokusu tasam.” Bu nedenle “Kaçmak namütenahi bir güze..” ister. Sevet-i Fünün’un bu kelimesini iki defa kullanmış Asım. Tekrar “Kuşlar”a dönelim: “Ve hikâyesi erdi sona,/ Nefesi kesilen rüyamın./ Uçtu dalların sükûnuna,/ Kuşları çürümüş dünyamın.”

Ömür, 1940 yılında yayımlanır; Asım, bir yıl sonra, yirmi üç yaşında iken ölecektir.

Ve Yayınevi, Ömür’ün yeni bir baskısını yapmış durumda. Ama bu baskıda, sadece Ömür değil, denilebilir ki, Halit Asım’ın ‘terekesi’ ve ‘tarihi’ de yer alıyor. “İçindekiler” şöyle: 1- Ömür, 2- Kitap Dışı şiirler, 3- Düzyazı Şiirleri, 4- Mektupları, 5- Albüm, 6- Hakkında Yazılanlar, 7- Yayına Hazırlayanın Notları, 8- [Halit Asım] Kaynakça[sı]. Kitabı, Kenan Yücel yayına hazırlamış. Ömür’ün, bu titiz ve pırıl pırıl baskısı için, Kenan Yücel’i kutluyor ve kendi adıma teşekkür ediyorum.

Kaynak: Radikal Kitap, 6.3.2015

Ömür, Halit Asım, mektuplar, şiirler, 1940

satin-al-buton

Okur Söyleşileri / C. Hakkı Zariç ile söyleşi

Okurlarımızla* yaptığımız söyleşileri “Okur Söyleşileri” başlığı altında web sayfamızda paylaşmayı sürdürüyoruz. Söyleşimizin bugünkü konuğu C. Hakkı Zariç. İyi okumalar dileriz…

C. Hakkı Zariç (Foto: Reha Yünlüel)

Sizin duruşunuza sahip, duyarlığınızla özdeş birkaç yayınevi var ki desteklenmeniz gerektiği gün gibi ortada. Okura dayanmak durumundasınız. Okurun güven vermesi gerekiyor. İmge Kitabevi’nin “çok satanlar listesi”nde yayınevinizin kitaplarını görmek, şiirin çok satıldığına tanık olmak derin nefes almama neden oluyor…”

 

Bize kendinizi tanıtır mısınız? Kitapların hayatınızda nasıl bir yeri var? Bu sıralar neler okuyorsunuz?

Sakin bir mahallede yaşıyor, sakin bir sokakta çalışıyorum. Kendimi bildim bileli okuyor ve yazıyorum. Bir dönem devlete konuk olarak yaşadım. Okuyup yazmak için on yıla yakın zamanım oldu. Okumaya devam et

“bir gün elbette zeki müreni seviceksiniz” (Gökçen Ezber)

Radikal Kitap

Radikal Kitap, 22.08.2014

22.08.2014 tarihli Radikal Kitap’ta Gökçen Ezber’in Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası ve Arkadaş Z. Özger hakkındaki yazısı yayımlandı…

Öteki olmanın, ötekileştirilmiş insan yüreklerinin sesini arıyorsanız, onu Arkadaş Z. Özger’in dizelerindeki sözcüklerin tınısında duyabilirsiniz. Kategorize ederek, ayırarak ve ötekileştirerek ayakta durmaya çalışan köhne uygarlığımız, dünya görüşü, ırk, dil, din, cinsiyet ve daha birçok yapay kurgu üzerinden kıyıya itilmiş “öteki” insanlar yaratmaya devam ediyor. Erke hizmet etmeyen, tahakküme boyun eğmeyen her insana ya trajik yaşamlar biçiliyor, ya da yaşamları hepten ellerinden alınıyor. 1973 yılında, henüz yirmi beş yaşındayken yaşamını müphem, ama bir o kadar da bilindik bir nedenle kaybeden (5 Mayıs sabahı sokakta ölü bulundu) şair Arkadaş Z. Özger, Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’nda, şiirleriyle bize ötekiliğin evrensel dilini inşa ediyor. Özger’in saydam dizelerinde, köhnemiş insanlığımızın temelleri açığa çıkıyor. Okumaya devam et

Ve Yayınevi artık instagram’da ;)

INSTAGRAM copy

Ve Yayınevi artık instagram’da!

İnstagram’da şu iki etiketi kullanıyoruz: #veyayinevi #veyayınevi

Bizi instagram’da takip edin, kadraja Ve Yayınevi’mizi ve kitaplarımızı alın, koleksiyon değerinde kitapları ıskalamayın!

Paylaşalım ki güzellikler her yere ulaşsın…

 

“Kitap Estetik Bir Nesnedir”

Kitap Estetik Bir Nesnedir

BirGün gazetesi, 11.08.2014, s. 14

Genel Yayın Yönetmenliğini günümüz şiirinin özgün ve üretken isimlerinden Kenan Yücel’in üstlendiği Ve Yayınevi, şiir-edebiyat dünyasına taze bir soluk, farklı bir ses getirmiş bulunuyor. Ve Yayınevi, genç yaşta yaşamına son veren Özge Dirik’in tüm şiirlerini özenli bir çalışmayla derleyerek Nokta Durağı adıyla, Özdemir İnce’nin elli yıl önce yayımlanan ilk şiir kitabı Kargı‘yı, Elli Yıl Sonra ‘Kargı’ adıyla, yirmi beş yaşında bu dünyadan ayrılan Arkadaş Z. Özger’in şiirlerini Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası‘ adıyla okurla buluşturdu. Büyük ilgi uyandıracağına inandığımız bu önemli yapıtları Kenan Yücel’le konuştuk..

Söyleşen: İsmail Biçer

 

İsmail Biçer: Yayıneviniz hangi anlayıştan yola çıkarak hayat buldu; onu benzerlerinden farklı kılacak unsurlar neler olacaktır?

Kenan Yücel: Çok teşekkür ederim. Uzun zamandır düşündüğüm, üzerine kafa yorduğum bir projeydi. Nasıl yapıldığını yakından gördüğüm için nasıl yapılmaması gerektiğine ilişkin her şey kafamda netleşmeye başlamıştı. Uzun bir hazırlık süreci sonrasında taşlar yerli yerine oturdu. Bir görgü süreci diyebilirim buna. Yayıncılık üzerine okumalar, birçok yayıncıyla yapılan görüşmeler, tasarım üzerine kafa yormalar, ülkemizin yayıncılık geçmişinde yer alan iyi örneklerin etüt edilmesi önümüzü görmemizi sağladı. Memet Fuat’ın De Yayınevi, Ferit Edgü’nün Ada Yayınları özel bir ilgiyle incelediğimiz örnekler oldu. Kitabın estetik bir nesne olduğu genelde es geçilir. Ve Yayınevi olarak nitelikli içerikleri estetik bir tasarımla okura sunmak için yola çıktık, düşleri kanatlandıran kitaplar yayımlayacağız dedik. Butik bir yayınevi tasarladık. Yayımlanmayı bekleyen, üzerine eğilinmemiş, değer verdiğimiz bazı kitap projelerini öne aldık. Altının çizilmesi gereken, önemli olduğu halde dönemin hay huyu içinde gözden kaçırılmış kimi kitapları da… Okumaya devam et

“Ve” Şiirde Israr Ediyor!

 

Evrensel, 25.7.2014, s. 12

Zamanın şiirden yana çekimser olduğu günümüzde bahçemize yeni heceler ekerek sözcüklerin kitaplarda yeşerdiğini görmek umut verici. Şiir yayımlayan bağımsız yayınevleri kervanına katılan “Ve Yayınevi” birbirinden önemli kitaplarla içimizde biriken boşluğun sesini duydu. Yayınevinin editörü Kenan Yücel ile yaptığımız söyleşi, şiire dair umutlarımızı diri tutmamız ve ısrar etmemiz için nedenler sunuyor bize.

C. Hakkı Zariç: Kitapçılarda raf ömrü gittikçe azalan, hatta geldiği gibi iade edilen şiir kitaplarının durumu malum. Dağıtım şirketlerinin burun kıvırdığı, büyük yayınevlerinin yasak savmak için yılda bir iki şiir kitabı bastığı bu cangılda siz nereden cesaret alarak bu belleği değiştirmeye karar verdiniz? Her şeyin kendi ritminde kirlendiği bir dünyada iş mi bu sizin yaptığınız?

Kenan Yücel: Piyasanın genel görünümü ne yazık ki bu. Söz konusu olan şiir kitabıysa dağıtıma girmek, rafta durmak, dolayısıyla okura ulaşmak çok güç. Yola çıkarken “şiir kitabı basmayın, basacaksanız da ilk kitaplarınız şiir olmasın, dağıtamazsınız” diyen çok oldu. Serde Don Kişotluk var, burnumuzun dikine gitmeyi de seviyoruz. Türü ne olursa olsun, iyi kitabın, nitelikli kitabın, okurdan hak ettiği ilgiyi göreceğinden de kuşkumuz yok. Şiirle başladık yayıncılığa. Nitelikli içerikleri estetik tasarımlarla sunuyor olmanın özgüveniyle hareket ettik. Nereden mi cesaret aldık… İyi şiirin gücünden cesaret aldık. Nitelikli okurun sezgilerinden cesaret aldık. Birikimimizden cesaret aldık. Gördük ki, iyi şiir, iyi kitap, kendi yolunu açıyor, raflarda kendisine yer de açıyor, “şiir satmaz” önyargılarını dağıtarak ilerliyor, kısa sürede yeni baskılar da yapıyor, “en çok satanlar” listelerine de giriyor. Yapılan güzel işlerin karşılığını bulması hevesimizi artırıyor elbette. Şimdi daha da cesuruz… Okumaya devam et

Koleksiyon değerinde kitaplar…

Ve Yayınevi, koleksiyon değerinde kitaplar!

Koleksiyon değerinde kitaplar

Tümü numaralandırılmış, özel basım kitaplarımız D&R, İmge, Remzi, İnkılap dâhil tüm seçkin kitabevlerinde ve yurdun her tarafındaki satış noktalarımızda.

Web sayfamızdan geniş ödeme seçenekleriyle (Kredi Kartı, Banka Havalesi/EFT) kolaylıkla kitap alabilirsiniz.

Edindiğiniz kitaplarımızı Kitap Takip Sistemi‘mize kaydettirmeyi unutmayın 😉

Butik bir kitabevi olsa, kitaplarınızı oradan alsam diyenler varsa, olmaz olur mu, satış noktalarımızda nice iyi kitabevi sizleri bekliyor.

Kadıköy taraflarına yolunuz düşerse Akademi 1971 Kitabevi&Cafe‘den kitaplarımızı temin edebilirsiniz. Bu keyifli mekânda vakit geçirmenizi özellikle öneriyoruz… Kütüphanesini de mutlaka görmelisiniz.

Mephisto’ya, İmge Kitabevi’ne, 6.45 Moda Dükkân’a da uğrayabilirsiniz.

Ve Yayınevi’ne uğramak isterseniz, hafta içi her gün 11.00-18.00 saatleri arasında uğrayıp kitaplarımızdan edinebilirsiniz. Gelmeden önce, yayınevinde olup olmadığımızı öğrenmek için bizi telefonla arayabilirsiniz.

Facebook: facebook.com/VeYayinevi

Twitter     : twitter.com/VeYayinevi