Sanatçı/politikacı uçurumu kapanmaya mı başlıyor? (M. Bülent Kılıç)

Akın-Art-Şiir

(…) Evet, çok uzun bir dönem boyunca, sanatçı ile politikacı arasında bir uçurum oluştu ve derinleşti. Son yıllarda bu uçurumun sağ politikalar lehine kapanmaya başladığını, uçurumun kapanması sürecinde sol-liberal öznelerin özel, özgül ve görkemli bir misyon üstlendiğine tanık olduk. Ancak, sosyalizm özlemi içindeki kesimler açısından baktığımızda sanatçı ile politikacı arasındaki uçurumun kapandığının gerçek emarelerini görebilmekten uzağız. Bunun en önemli gerekçelerinden birinin, sosyalist solun, sanat pratiklerinin özgül bir politika pratiği yani bir “politik sanat” pratiği olduğunu kavrayamamış olmasıdır. Politik politikanın dilinin sanatsal dile olduğu gibi aktarılmasında bir beis görememesinin nedeni de budur; bu olmuştur. Bütünüyle sağın ve sol-liberal kesimlerin insafına bırakılan bu alan yalnızca sanat pratikleri açısından çürümenin, gerilemenin, gericileşmenin gerekçesi olmamış, AKP diktatoryasının oluşturulma sürecinde de gördüğümüz üzere sol açısından büyük bir zaafa neden olmuştur.

Sosyalizm için mücadele veren kesimler açından görev şudur: Sanat pratiği alanındaki özneleri sosyalizm lehine politize etmek. Ama sanatın özgül bir politika alanı olduğunu hatırlatarak ve politik politika alanıyla özdeştirilmemesini sağlayacak adımlar atarak… Görevin devamı da şudur: Devrimci kadroların siyasal bilinçlenmesine önem verdiği kadar, sosyalist kültüre uygun bir sanatsal bilinçlenmenin önünü açmak… Yani politik politika alanında devrimci, komünist bir duruşa sahip olan öznelerin sanat pratikleri alanında liberalizasyonunun, kirlenmesinin önüne geçmek… Yani sanatçı ve politikacı denen iki ayrı, bambaşka, ilgisiz öznenin oluşmasına engel olmak…

Bütün bu söylediklerimi bağlamak istediğim bir konu var; ancak şimdi söyleyebileceğim.

Akın Art, genç bir şair. Bir politik politika öznesi aynı zamanda. Yeni FKF’ye kuruluşundan beri emek veren gençlerden… Benim de Nâzım Hikmet Akademisi’ndeki öğrencilerimden biri…

Akın Art

Akın Art

Akın Art’ın ilk şiir kitabı geçtiğimiz aylarda Ve Yayınları’nca yayınlandı. Pek çoğu kısa, politik göndermeleri az, lirik, hatta bazen naif şiirlerden oluşan bir kitap bu.

Akın Art’la kişisel yakınlığımı bilenler nezdinde benim onun kitabıyla ilgili bir şeyler yazmamın yadırganma olasılığı olduğunu görebiliyorum ama Akın’ın kitabına dikkat çekmeyi bir görev, bir borç sayıyorum. Kişisel nedenlerle değil, nesnel nedenlerle…

Çünkü Akın da tıpkı 1965-67 döneminin genç FKF’lileri gibi, eşzamanlı olarak yoğun, bazen riskli bir politik politika faaliyetini sürdürmesine (tatlı bir rastlantıyla, yine FKF içinde ) karşın sanat pratiğinin özgül/özel bir politika alanı olduğunun ayırdında olarak şiir yazan biri. O da tıpkı devrimci “ataları” gibi, edebiyatla ilgili bir toplantıdan, bir dersten çıktıktan bir saat sonra politik bir eylemde boy gösteren biri. Son yazdığı şiirinin düzeltmelerini bitirir bitirmez koşturup bulvardaki siyasi dergi satışına katılan biri…

Buna karşın, yazdığı hiçbir şiir politik politikanın diliyle zedelenmemiş durumda. Karşımızda politik bir bildiriyi kaleme alan, sosyalist öznelerin siyasal özlemlerini “sömürerek” yürümeye çalışan bir şair yok. Tersine “unuttuğum çiçek adlarından bir demeti/ unutmadığım meydan adları gibi tutuyorum elimde” diyen bir naiflikle karşı karşıyayız Akın Art’ın şiirinde. Peki, politik politika denen alandan bütünüyle bihaber, politik politikanın gafili bir şiir mi duruyor karşımızda? Hayır!

Walter Benjamin Tarih Tezi’nde 1830 Devrimi sırasında isyancıların Paris’in birçok mahallesinde saat kulelerine ateş açtığından söz ediyor. ‘Zaman’ da bütün her şey gibi burjuvazinindir. Burjuvazi alaşağı edilecekse ‘zaman’ da imha edilmeli, ‘sıfırlanmalı’dır. Akın Art, belki de bu olaya bir göndermeyle “ateş ediyor isyancılar saat kulesine” diye bağladığı Saat Kulesi adlı şiirine şöyle başlıyor:

“Sesin. İki pencere. Sesin. Perdeleri sökülmüş. Sesin.
güneş almıyor, saçılmış yere gazeteler. Sesin. Apartman boşluğuna
bakıyor. Sesin. taşınırken unutulmuş.

Sesin, ne güzel yağmur kesileli”

Politik politika pratiğinin tam da göbeğinde yer alan ama şiirin özgül bir (politik) pratik olduğunu unutmayan bir şair olarak Akın Art’ın şiirinde ‘politik’ denebilecek başkaca öğeler de var. Yunanistan’daki direnişin bir sembolü haline gelmiş olan Antuan (Lukanikos) adlı köpek üzerine yazılmış “Köprünün Altında” şiiri de bunlardan biri ve şiir şu dizelerle son buluyor:

“kalabalık, mevsimi şaşırmış bir kırlangıç sürüsü
uçuşuyor sokakta

dört kırık zeytin dalı sarkıyor gövdesinden
uluyor öfkemiz pire’de
bir köprünün altında”

Kuşkusuz, başkaca pek çok şey söylenebilir Akın Art’ın şiirleri hakkında ama bu yazının muradı bu değil. Ben yalnızca Türkiye sosyalist solunun genç öznelerinden biri olan Akın Art’ın politik-sanatsal pratiğinin 1965-68 döneminin, politikacı-sanatçı kimliğini kendi kimliğinde özdeştirebilen insan tipinin çağdaş bir versiyonu olarak yeniden ve elbette daha gelişkin biçimde ortaya çıkıp çıkmadığıyla ilgileniyorum şu an. Yani, Akın Art örneğini Türkiye solu açısından sorunlu, marazlı bir yarılmanın son bulmakta olduğunun bir işareti olarak yorumlayabilir miyiz, ona bakıyorum.

 

Yazının tamamını okumak için: Sanatçı/politikacı uçurumu kapanmaya mı başlıyor? (M. Bülent Kılıç)

Bir yorum yazın