Erguvanından Batakhanesine İstanbul (M. Sadık Aslankara)

Adnan Veli Kanık ve “Erguvanından Batakhanesine İstanbul”

Adnan Veli, ayrıntılar üzerinden sekerek ilerlemesi gerektiğini iyi bildiğini yansıtıyor anlatısında. Böylece adımlarını ustalıkla atarken okurunu da peşinden sürükleyebiliyor. Kaldı ki herhangi roman evreninin gereksindiği yönünde, olup bitenleri siyasal, toplumsal, ekonomik ilişkileniş temelinde sınıfsal zemin üzerine oturtup üstelik polisiye örgüye dayalı dolantılar eşliğinde yapılandırarak zenginleştiriyor da anlatısını.

Her yıl bir biçimde İstanbul odaklı kitaplara da yer açıyorum Kitaplar Adası’nda. Tarihinden kültürüne, toplumsal yaşamından sanat etkinliklerine, bitki örtüsünden belgesellerine anılarına, romanlarından öykülerine, filmlerine, oyunlarına, bunların yansıdığı mekânlar olarak tiyatro, sinemalarıyla müzelerine sergi salonlarına, konserlere, nelere, nerelere uzanan nicesine yer açsam da sonu gelmiyor İstanbul kitaplarının.

Baharda, Boğaz’a vuran rengiyle İstanbul’un erguvanlarını kucaklıyoruz yine hep birlikte. Böylesi esrik duygularla yaşarken bir İstanbul kitabı daha okudum bu ara: İstanbul Batakhaneleri (Ve Yayınevi, 2018)…

Adnan Veli Kanık, İstanbul Batakhaneleri

Adnan Veli Kanık

Adnan Veli’nin (1916-1972), 1957’de Vatan gazetesinde “Batakhane İnsanları” başlığıyla seksen yedi gün boyunca tefrika hâlinde yayımladığı röportaj dizisi, üzerinden altmış yıl geçtikten sonra ilk kez kitaplaşıyor. Turgut Çeviker’in, yalnızca başlıkta “küçük bir değişiklik” yaptığı vurgusuyla derleyip hazırladığı İstanbul Batakhaneleri, Mümtaz Ankan’ın özgün çizimleri eşliğinde bizi, ancak zihinlerde yaşatılabilecek bir İstanbul belgeseli izlemeye davet edip dönem İstanbulu’na götürüyor görece.

Turgut Çeviker, Yayıma Hazırlayanın Notları’nda, şu değerlendirmesini paylaşıyor:

“Adnan Veli, mizah hikâyelerinde ve fantezi yazılarında toplumu dışarıdan gözleyen ve izlenimleriyle yazmaya koyulan bir yazardır (…) Bu, İstanbul Batakhaneleri için de geçerli bir olgudur; oradaki derin ve iğrenç çukura bir romancı gibi bakmış; kendini olayların parçası kıldığı için yaşananlar içselleşmiş ve sonuçta sıradışı iç dünya tahlillerine ulaşılmıştır. İstanbul Batakhaneleri, döneminde yayımlanmış yazın yapıtlarıyla karşılaştırılabilecek güçtedir.” (s. 10)

Bu yargısı boşuna değil Çeviker’in. Adnan Veli, İstanbul Batakhaneleri‘nde, bir gazetecilik örneği olsa da bu, gerçekten romancılara yakışacak tutumla kuruyor anlatısını. Diyeceğim, nesnel belgeye yaslanmakla birlikte bunu ilk ağızda roman evreni kurarak, sonra tanıklığını yaptığı olayları bu evrende işleyip tanıdığı insanları birer karaktere dönüştürerek benzeri romanlarda rastlanabilecek bir anlatı çıkarıyor ortaya.

Edebiyatımızın bir gelenekçisi bağlamında, yazarlığın zanaatla uzluk kolanında sürmesi gerektiğini iyi bilen, buna dönük her hüneri yazı masasıyla buluşturmayı başaran, kalemini bu doğrultuda bileyen ama “halk yığınlarına seslenmeyi hedefleyen bir edebiyat” yazarının verimi gözüyle bakmakta sakınca yok bu nedenle İstanbul Batakhaneleri‘ne.

Adnan Veli, ayrıntılar üzerinden sekerek ilerlemesi gerektiğini iyi bildiğini yansıtıyor anlatısında. Böylece adımlarını ustalıkla atarken okurunu da peşinden sürükleyebiliyor. Kaldı ki herhangi roman evreninin gereksindiği yönünde, olup bitenleri siyasal, toplumsal, ekonomik ilişkileniş temelinde sınıfsal zemin üzerine oturtup üstelik polisiye örgüye dayalı dolantılar eşliğinde yapılandırarak zenginleştiriyor da anlatısını.

Yazdıklarının arka alanını göstermek çabasına girmeyişi, karmaşık ilişkileri ille anlatıvermek gibi bir tutumdan uzak duruşu, sıçramalı geçişleri anlatının değerini yükseltiyor, okurdaki merak duygusunu kışkırtıyor ayrıca.

Birbirinden bağımsız bölümlerle tefrika hâlinde yayımlanan röportajını bütünlüklü bir romana dönüştürebilmesi yazarın, gazeteciliğin ötesinde enikonu yazarlık uzluğuna yaslandığını da gösteriyor zaten. Bu arada tefrikanın getirdiği canlılıktan özellikle yararlanıp okurun buna eylemli biçimde katılımını sağlarken üzeri örtük de olsa, bunu kışkırtı öğesi biçiminde ustalıkla kullanıyor da.

Geçmişte Bilgi Yayınları Adnan Veli’nin bütün yapıtlarını yayımlamıştı. Şimdi Ve Yayınevi’nin sürdürmesini dileyelim bu tutumu. Adnan Veli de kimilerinin uğradığı unutulmuşluğa terk edilme karanlığından kurtulsun böylece.

Orhan Veli

Veli Kardeşlerin Derin Hüznü

Erguvanlar kenti İstanbul’un çehresine kazınmış hüzünlü iki kardeş onlar; Orhan Veli (1914-1950), Adnan Veli…

Şu erguvanlar, şu İstanbul, kim bilir neler gördü yaşadı yüzyıllar, bin yıllar içinde… Ama Veli Kardeşler bir hüzün ilmeği hâlinde öylece duruyor İstanbul’un boğazında. Şiirleri gezinirken Boğaz’ın sularında, anlatıları dolaşıyor kıyı bucak her yakasında kentin.

Romandan gelip geçen karakterlerin hüznü de bizim boğazımızı düğümlüyor okuma eyleminde. Düşmüş hayatlarıyla çözümsüzlüğün kıskacında debelenen, yaşamlarını ise peşlerine takılarak boğuldukları batağın kıvrımlarında sürdüren İstanbul’un “ötekileri” yani. Ölmek öldürmekle, sürünüp sönmekle koyun koyuna yaşamaları bir yana artık kendi kendileri bile olamayan bu insanların, “ufak tefek farklarla hepsinin birbirinin aynı olduğu” (s. 73) görülüyor bu batak dünyasında, özetle İstanbul, bu hayatları da barındırıyor. Adnan Veli, bunları anlatırken İstanbul’daki hayatın böylelikle birbirine nasıl ulandığını gösteriyor bize.

Kentin simgesi erguvan renklendirip örtse bile, şu kadar yıl sonra İstanbul’un bir başka yanına daha bakma fırsatı yakalıyoruz Adnan Veli’nin kaleminden. Bir İstanbul belgeseli havasında, “batakhane” gerçeğinin ayırdında olmayanların da kapısını çalabilecek güçte. Şair, yazar iki güzel kardeşin hüznünü de yansıtan, onların yaşamıyla da örtüşen bir İstanbul romanı olarak okunabilir o hâlde İstanbul Batakhaneleri. Unutulmaz Veli Kardeşler lirizmiyle kol kola…

M. Sadık Aslankara, Cumhuriyet Kitap, 19.4.2018, s. 26

Bir yorum yazın