George Santayana’dan “Şiirin Öğeleri ve İşlevi” (Ahmet Ada)

Aydınlık Kitap, 12.12.2014, Sayı 146, s. 12

Aydınlık Kitap, 12.12.2014, Sayı 146, s. 12

Volkan Hacıoğlu’nun özenli çevirisiyle İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan George Santayana’nın “Şiirin Öğeleri ve İşlevi” başlıklı makalesi şiirin tarihsel gelişimi ve evreleri üzerinedir.

 

Önce George Santayana’yı tanıyalım: 11 Aralık 1883’de Madrid’de doğmuş, 26 Eylül 1952’de Roma’da ölmüş. İspanyol asıllı ABD’li filozof, şair ve yazar. Felsefeye ve edebiyat eleştirisine katkıları olan bir düşünür. Boston Latin Okulu ile Harvard Kolejini bitirmiş. Daha sonra Berlin Üniversitesi’nde iki yıl felsefe okumuş. Bir süre Harvard’da profesör olarak çalışmış, fakat akademik hayattan hoşlanmadığı için ayrılmış, 1924’de Roma’ya yerleşmiş.

George Santayana’nın öğrencileri arasında T. S. Eliot, Robert Frost, Gertrude Stein, Wallace Stevens gibi şair ve yazarlar bulunmaktadır. Santayana’nın bu kısa biyografisinden bir dünya vatandaşı, bir düşünür, edebiyata ve şiire poetik olarak katkıları olan biri olduğunu görürüz. Aforizmaları da olan Santayana’nın Auschwitz toplama kampında, plakete yazılmış şu sözler ona aittir: “Geçmişi hatırlamayanlar onu tekrar yaşamaya mahkûmdurlar”.

Kitabın çevirmeni Volkan Hacıoğlu şair, yazar. Çeşitli dergilerde şiirleri, şiir çevirileri 1997 yılından beri yayımlanan Hacıoğlu estetik dersleri vermektedir. İktisat doktorudur. Pek çok dünya şairinin şiirlerini Türkçeye kazandırdı. “Ahenk Kapısı” adlı şiir kitabıyla öne çıkan bir şair. Çevirileri ve şairler üzerine yazdığı inceleme yazılarıyla şiir kültürüne kavramsal düzeyde katkılarda bulunmaktadır. Birçok dergide editörlük de yapan Volkan Hacıoğlu Rosettta World Literatura edebiyat dergisinin genel yayın yönetmenidir.

Kenan Yücel editörlüğünde VeYayınevi’nin Cansın Bozoğlu’nun sade ama oldukça güzel kapak tasarımı ve Volkan Hacıoğlu’nun özenli çevirisiyle İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanan George Santayana’nın “Şiirin Öğeleri ve İşlevi” başlıklı makalesi şiirin tarihsel gelişimi ve evreleri üzerinedir.

Kitap iki bölümden oluşuyor: İlk bölüm “Katolik Ateist”: George Santayana” başlıklı Volkan Hacıoğlu’nun önsözü. İkinci bölüm kitaba da adını veren makale. Volkan Hacıoğlu önsözde Santayana’nın 20.yy’ın ilk yarısında estetik kuramına, spekülatif felsefeye ve edebiyat eleştirisine önemli katkılar yapan bir düşünür olduğunu belirtiyor. T.S.Eliot’ın ‘nesnel bağlılaşım’ kavramını Santayana’dan aldığını öğreniyoruz önsözden. Onun “Güzellik Duyusu” adlı estetiği ele alan yapıtının çağdaş estetiğin temelini oluşturduğunu, Danto’nun bu yapıtın 1988 baskısına yazdığı önsözde bunu vurguladığını aktarıyor Volkan Hacıoğlu. “Güzellik Duyusu”nun güzelliği yeryüzünde aradığını, güzelliğin de “algı”da var olabileceğini ileri sürdüğünü belirten Santayana’nın estetik kuramını özetliyor. Felsefe şiir ilişkisini iç içe geçmiş bir ilişki olarak gören Santayana bunu “Üç Felsefi Şair: Lucretius, Dante ve Goethe” (1910) adlı yapıtında ortaya koyduğunu belirtiyor. Volkan Hacıoğlu’dan Santayana’nın “Şiirin Öğeleri ve İşlevi” makalesinin “Şiire ve Dine Dair Yorumlar” adlı yapıtında bulunduğunu öğreniyoruz. Makalenin, metanoia (ruhsal dönüşüm) kavramı odağında şiirin toplumdaki ve insan ruhundaki etkisini tartıştığını yazıyor ve ekliyor: “Bu anlamda, insan imgeleminin tarih ve toplum içindeki lirik sesi, Santayana’nın hayatının odak noktalarından biri olmuştur” diyor. Şiirin ne olup olmadığı, tanımı gibi zorluklara, eğretileme gibi kavramlara, şiir ile din ilişkisine değindiğini vurguluyor: “Santayana’ya göre şiir ve din, insani değerlerin ifadesi bakımından köken olarak eşdeğerdir” diyor. Şiir, din ve büyü özdeşliği ilk toplumlarda daha çok görülmektedir. Çalışma ile ilişkisini “Marksizm ve Şiir”de George Thomson bir dizi yazıyla araştırmış, şiirin kökeni ve geçirdiği evreleri ele almış, açımlamıştı. Santayana ise ayin ve şiir arasındaki özdeşliğe dikkati çekiyor. Şairi oldukça yücelten bir düşünceye sahip. Santayana’ya göre, “büyük şiir kâhinlerin şiiridir”. Arthur Rimbaud ile kesişen görüşleri var. Şairi,  güzellikleri şiirde yeniden kuran bir mimar olarak gören Santayana, nasıl din ile şiir arasında bir özdeşlik olduğunu vurguluyorsa, mitoloji ile de bir özdeşlik olduğunu belirtiyor. Şairin mitolojiyi dönüştürmekle yükümlü olan biri olduğunu düşünüyor. Şiire yüklediği işlev, mitolojilerin tarihsel perspektifinden bakarak günümüzü yorumlamaktır. Volkan Hacıoğlu modern şiirin mitolojilerle ilişkisinden doğan bir başarısızlığın altını da çizmekten geri durmaz: “Fakat modern şiir, antik mitolojileri çağdaş mitolojilere ya da diğer bir deyişle antik çağ insanının muhayyilesini modern çağ insanının muhayyilesine dönüştürmekte başarısız oldu.” Goethe’yi farklı bir yere koyuyor. Mitolojilerin dönüştürülmesi konusunda şiire göre romanın daha başarılı olduğunu belirten çevirmen-yazar Hacıoğlu James Joyce’un Ulysses’i ile Brocht’un Vergiluis’un Ölümü’nü başarılı romanlar olarak anıyor. Hacıoğlu’nun modern şiirin insanı ıskaladığı görüşüne katılmamsa olanaksız. Şiirin geri plana itilmesinin nedenleri ise çok başkadır. Ayrıca, 20.yy modern şiirin insanı kucaklayan en parlak dönemi oldu.

Hacıoğlu’nun, günümüz Türkiye’sinde şiirin hangi ortamda üretildiğine dair saptamaları var: “Edebiyatın ve özellikle şiirin popülerleştirilmeye çalışıldığı, şiirle reklamın hiçbir zaman olmadığı kadar birbirine yaklaştığı, yeni ‘star’ çıkarır gibi neredeyse her ay ‘piyasa’ya egemen güçler tarafından yeni şairler sürüldüğü günümüzde gerçek şiirin izini sürmek eskisinden daha zor” diyor Hacıoğlu.

Santayana makalesinde, şiiri şiir kılan özelliklere, ses öğelerine, diller arası farklara değiniyor. Düzenli, düzensiz vurgulara, konuşmanın özlülüğüne ve ünsüz harflerle dolu oluşuna dikkati çekiyor. Dilin işlevselliğinden çok araçsallığı üzerinde duruyor: “Oysa araçsallık dilin vazgeçilmez ve değişmez bir öğesidir. Ahenk hissi, bundan dolayı, kendini daha çok, başka bir değişken niteliğe bağlar. Bu nitelik sesin tonu, ölçüsü ya da ritmidir” diyor. Ölçü ve uyaklı şiirler için söylüyor bunları. Şiirin tanımını yapmaktan da alıkoyamıyor kendini: “Şiir, anlamın yanı sıra aracın da hesaba katıldığı bir söz söyleme sanatıdır – şiir kendi dışında bir amacı, kendi dışında bir güzelliği olmayan sözdür” diyor. Her şiir tanımı eksiktir. Şiir, ses ve anlam olarak sözcüklerin örgütlenişi, bu öğeler ile başka öğelerinin eşgüdüm içinde olduğu bir yazınsal dizgedir, bir yapıdır. Bugün böyle bir tanım yapılabilir. Ve estetiksel bir yapı olduğu da vurgulanabilir. Öte yandan, insanı ve dünyayı çeşitli açılardan anlama ve anlamlandırma edimi olarak da okunabilir. Sadece düzyazı şiir için ayrı bir tanım gerekir. Klasik şiir için ayrı, modern şiir için ayrı tanımlar yapılabilir. İkisi arasındaki farkları ortaya koyarak tanımlanabilirler. Santayana klasik şiiri temel olarak yapıyor tanımlamayı: “Sözcüğün duyusal güzellikleri ile ölçülü söylenmeleri bir tür şiir için yeterlidir” diyor. Sözcüklerin belirli kullanımları ve belirli renklerinin olduğuna dikkati çekiyor. Sonra süslü ifadeler kullanan şairleri demircilere ve kuyumculara benzetiyor, büyük şairleri ise mimarlara ve yontuculara. Santayana,  gerçek şiirin süslü ifadeler olmadan yazılan şiir olduğu görüşünde. Benim, öteden beri, parlak sözler, cilalı ifadeler ve retorik olarak nitelediğim durumu, Santayana “süslü ifadeler” olarak niteliyor. Klasik şiiri konuşuyor: “Şiirin biçimsel özü için ölçünün yanı sıra biraz da süslü ifadelere gereksinim vardır” diyor (s. 25). Şiirsel dilin duyuları okşayarak yakalanan müzikalite ile de kurulabileceğini yazıyor, şiirde bir düşünce olmaksızın. Anlamı öteleyen şiirler de yirminci yüzyılda yazıldı. Şu tümceleri yol gösterici niteliktedir: “Üzerimize hücum eden nesnelerin labirentinde yolumuzu bulmak için duyusal yaşantımızı belirli ve düzenli bir dünyaya dönüştürmek için kendimizden parçalar ekleyerek tam bir ideale ulaşmalıyız.” (s. 25). Santayana 114 yıl önce yazmış bunları: “Akıl iyi amaçlar için kullanılan bir deliliktir. Uyanık yaşam denetim altına alınmış bir düştür ” (s. 27) gibi bilgelik ifade eden sözler Santayana’nın düşünür kimliğinin göstergeleridir.

Santayana, şiirin işlevi ve aşamalarına klasik şiirin içinden bakmaktadır. Dolayısıyla verdiği örnekler Dante, Vergilius, Homeros üzerinden olmaktadır. Modern şiir ve onun getirdiği değerler bu makalenin konusu değildir. Şöyle diyor: “Hemen hemen her klasik şair topografik algıya sahiptir. İmgelemi yerli yerinde kullandığı adlarla, tarihe ve söylencelere göndermelerle dolup taşar” (s. 43). “Gelenek, arasında bir düşünce olmaksızın kendi kendine ortaya çıkmaz” görüşü de onun bilgece bir saptamasıdır.

Santayana, “Şiirin özü, ne olursa olsun duygudur” (s. 45) diyor. Daraltıcı tanımlar yapıyor. Şiirin özü, varlığın evren, dünya, insan ve doğa algılarının bilinçte, imgelemde yeniden üretilmesinden doğan duyarlıktır. Duygu da vardır ama duygu düzyazının malzemesidir. Tutku, arzu gibi duyguya ilişkin insani şeyler şiirin var oluşunu etkiler. Duygu, ne olursa olsun şiirin tek başına özü olamaz. Modern şiir bağlamında şiir oluş çok daha karmaşıktır. Modern şiirde nesnel bağlılaşım işler. Bilinçaltı, düş gücü, geçmiş algılar, duyular, yeni algılar, yaşantı, bilinç içeriği gibi insanı bütünleyen öğeler karmaşık biçimde devreye girer. Şair, bütün bunları bir yapı içinde ses ve anlam olarak örgütler. Şiirin özü, varlığın özüdür. Santayana da, “Ancak tutkuların gözü doğaları gereği kördür” (s. 45) diyor. Tutkuların kendisi yaratıcı yönde ana etken olamaz.

Santayana, “Şiir, mümkün bir yaşantının sınırlarını zorladığında çok şey başarmış sayılmaz; ama bir yaşantı olarak imkânsız gibi görülen bir şeyi, gerçek yaşantımızın anlamına katarak bize sunduğunda işlevini yerine getirmiş olur” (s. 53) diyor. Şiir, insanın bir eksiğini tamamladığında işlevini yerine getirmiş olur, diyebiliriz. Ve elbette görünmeyeni gösterme başarısı şiire aittir. Buradan şiir din ilişkisine geçerek, “Bu tür şiirin en üst düzeydeki örneği dindir” (s. 53) diyor. Doğrusu, Santayana’nın dini şiir olarak görmesi yadırgadığım bir görüşüdür. Kutsal kitapların metafizik bir dili olduğu bilinir. Ne ki, o metinleri şiirle bir ve aynı görmek olanaksızdır. Metinbilgisi açısından bu olanaksızdır. Şiir metin olarak biçimdir ve çeşitli öğeleriyle şiir olur. Sezgiler bağlamında dinle şiir arasında bir özdeşlik kurulabilirse de esas olarak dış dünyanın algıları, duyular, düşler, bilinçaltı, imgelemde uyanan bedenin ve dünyanın sesleri şiirin oluşumuna katılır. “Dini sezgiler poetiktir” diyor Santayana. Sadece dini sezgiler değil, doğanın gizemi de poetiktir, şiirsel sezgiler de. Metafizik alan da fiziksel alan gibi poetiktir. Sonuç olarak şiiri din olarak gören anlayış Santayana’nın poetik  bir savıdır ve şiirin evrimi göz önüne alındığında kabul edilemez. Şiir, yaşantı ve bilinç içeriği ile ilişkili, ses ve anlam olarak örgütlenmiş bir dizgedir.

Bir yorum yazın