“Şiirin Öğeleri ve İşlevi” Kitabı Üzerinden Şiire Dair Kişisel Notlar (Ertuğrul Rast)

Mahalle Mektebi, Mayıs-Haziran 2015, Sayı: 23, s. 115-116

Mahalle Mektebi, Mayıs-Haziran 2015, Sayı: 23, s. 115-116

Kitap ve Yazarı Hakkında Kısa Bilgi

İspanyol filozof, şair ve yazar George Santayana yirminci yüzyılın ilk yarısında yaşamış en önemli düşünürlerden biri olarak anılmaktadır. Santayana’nın öğrencileri arasında T.S. Eliot, Robert Frost, Gertrude Stein, Wallace Stevens gibi şair ve yazarlar bulunmaktadır. “Şiirin Öğeleri ve İşlevi” makalesi 1900 yılında yayımlanan “Şiire ve Dine Dair Yorumlar” kitabının bir bölümüdür. Makale Volkan Hacıoğlu tarafından Türkçe’ye çevrilmiş ve kitap olarak VE Yayınları’ndan çıkmıştır.

1.

Santayana makalesine şiire tanım getirmenin çaresizliği üzerine düşüncesiyle giriş yapar. Şiire dair bir tanımın –yetersiz de olsa- “sayılar” ve “ölçü” üzerinden yapılabileceğini söyler. Çünkü “sayılar” şiire eş anlamlıdır ve “ölçü” güzelliği ve hakikati en iyi anlatan kelimedir. Çünkü Santayana’ya göre “İncil’i okurken anlarız ki Yaratıcı, Doğa’yı boşluktan ağırlıklarla, ölçülerle, sayılarla çıkarmıştır.” Zen Budizmi’nde de dünya “on bin nesne” olarak tanımlanıyor, sanıyorum bu da bize sayılar ve ölçü hakkında bir fikir verecektir. Aklımıza şu soru gelir: Evrenin kökeninde şiir mi bulunmaktadır? Jose Luis Borges yaşamın şiirden yapıldığı hususunda iddialıdır. Borges kahvenin tadını tanımlayamadığımız gibi şiirin de tanımının imkânsız olduğunu belirtir ve “bir şeyi tanımlayamıyorsak onu bilmediğimizi düşündüğümüzde çok sıradan bir hata yaptığımızı” ekler. Salah Birsel daha farklı bir açıyla şiirin ne olmadığının ortaya konulmasını, ancak böylelikle şiirin tanımına ulaşılabileceğini aktarır. Örnek verecek olursak, Küçük İskender’le yapılan bir söyleşide kendisine şiirin ne olmadığı sorulmuştu. Küçük İskender şiirin iktidar olmadığını söylemişti. Sonuç olarak, evet, belki şiiri net olarak tanımlayamıyoruz ama poetik düşünme açısından -ki bu az şey değildir- şiirin tanımına dair kafa yorulması gerekir, hem de her zaman.

2.

Santayana, Platon’un Devlet’inde şairleri kovmasını farklı bir açıdan yorumlar. Platon’un şairlere karşı olduğunu ama düzyazısında evreni şiirselleştirdiğini iddia eder. Bu iddiayı doğru kabul ettiğimizde Platon’un hiçbir şekilde şiirden kaçamadığını görürüz. Aklımıza yine “evrenin kökeninde şiir mi bulunmaktadır?” sorusu gelir. Evren şiirden başlamışsa şiire geri mi dönecektir?

3.

Santayana “onarıcılık”ı şiirin bir işlevi olarak görür. Onarıcılık, dünyanın parçalandığı bir zamanda, mesela günümüzde, şairin dünyayı ve zamanı eline alıp yenilemesi, doğanın temeline daha uygun bir biçimde yeniden üretmesidir. Bu aynı zamanda ölüyü diriltmek anlamına da gelir. Aynı doğrultuda Santayana şiirin bir din, şairin de bir peygamber olduğu fikrindedir. Bu fikrin, şiirin hakikatle ilişkisi bağlamında bir benzetme olarak okunmasını doğru buluyorum. Gerisini Santayana söylesin: “En büyük şiire karşı bir duyarsızlık, benzer şekilde en büyük dine karşı kalınan kayıtsızlıktan daha tuhaf değildir.”

4.

Şiirin biçimsel özünün yanı sıra sanatlı ifadelere gereksinimi vardır Santayana’ya göre. Ülkemizde yazılan sanatsız, kuru, toplumcu şiirler akla gelir bu noktada. Kelimelerin sadece gerçek anlamını kullanan, gündelik hayatımızdan başka bir yere ulaşma imkânı olmayan, gündeliğin içine sıkışıp kalan bu şiirler gerçekçi, duruş sahibi şiirler olarak bize sunulmaktadır. Soru şudur: Gündelik hayatımızı aşamayan bir şiir bizi nasıl onaracaktır? Şiir bizi elimizden, gözümüzden kurtarandır. Santayana’nın deyimiyle “gözlerimizi karartan sıradanlık perdesi” şair tarafından kaldırılmalıdır. “Şiir mümkün bir yaşantının sınırlarını zorladığında çok şey başarmış sayılmaz.” Şiiri mümkün bir yaşantının içerisinde kalan bir şair “gerçekçi” olarak nitelendirilebilir. Fakat Büyük Şiir “gerçekliğin kavranması”dır. Şöyle de okuyabiliriz bunu: Büyük Şiir gerçekliği aşan şiirdir.

5.

Santayana’nın dünyasında şiir onarma işlevini gerçekleştirirken “lüzumsuz şeylerin itibarını iade eder.” Lüzumsuz şeyler, yani toplumlar ve kişiler nezdinde gereksiz görülen şeyler… Ece Ayhan toplumun öteki diyerek kendinden uzaklaştırdığı kesimi anlatan şiiriyle “öteki”nin itibarını iade etmiştir. Cahit Zarifoğlu ise “kapalı” olarak nitelenen imgeli şiirleriyle rasyonel aklı rahatsız eden, bu aklın gereksiz gördüğü nesneler dünyasına itibarını iade eden şairdir. Zarifoğlu tamamen simgelerle düşünmeye alışmış zihinlere “aşırı yüklü ve garip” yani “kapalı” görünen şiirler üretmiştir.

6.

Santayana’ya göre şiirin en asil işlevi “sözcüklerin ve imgelerin dizelere dökülmesi”dir. Yani şiirin, şiir olması… Şiir hayatın tekdüze sunumundan bizi kurtarmasıyla en asil işlevini yerine getirir. Bu ritim içeren bir işlevdir.

7.

Şiir Santayana’ya göre kendi dışında bir amacı, kendi dışında bir güzelliği olmayan sözdür. Düzyazı düşünceyi amaç edinirken, şiir dikkatleri kendi karmaşıklığı içinde toplar, kendi görkemi içinde dağıtır. Ülkemizde bir klişe olmuşçasına çok kullanılan “şiir, düşünceyle birlikte ilerler”e bir itiraz söz konusudur Santayana’da. Bugünkü deneysel şiirleri göz önüne aldığımızda şiirin düşünceye ihtiyacı yoktur denebilir. Hatta bu şiirleri göz önüne aldığımızda anlamın şiir için gereklilik olmadığı hususuna da ulaşabiliriz. Tüm şiirin olmasa da Büyük Şiir’in anlamlı olması gerekir, burada Salah Birsel’in uyarısına kulak verelim: “Doğrusu, şiirin hiçbir anlamı olmaması değil, şiirin bu anlamı bağırmaması gerekir.” Kupkuru bir anlama da elbette hayır!

8.

Santayana’nın şiirde önem verdiği bir husustur: “bütünlük”. Şair, dağınık nesneleri (nesne deyince Cahit Zarifoğlu geliyor aklıma) bir araya getirerek yoğunlaştıran kişidir. Bütünlük, benim de üzerinde ciddi ciddi düşündüğüm halen de düşünmeye devam ettiğim bir meseledir. “Bütünlük Meselesi” isimli şiirim tam da bunun eseridir.

 

Ertuğrul Rast

Mahalle Mektebi, Mayıs-Haziran 2015, Sayı: 23, s. 115-116

Şiirin Öğeleri ve İşlevi, George Santayana (Türkçesi: Volkan Hacıoğlu)

Bir yorum yazın