“Türkiye’de kitap okuru değil yazar okuru var”

“Cumhuriyet Sokak”, 24.5.2015, s. 12

PARANIN YOLU EDEBİYATTAN GEÇMİYOR

Yayımlanan listelerdeki milyonluk rakamlar aldatmasın. Türkiye’de edebiyatçıların ezici çoğunluğunun kitaplarından kazandığı para, asgari ücret seviyesinde. En çok duyulan tavsiye, yazar olmak istiyorsanız ek iş yapmayı ya da cepten yemeyi göze alın.

Forbes Türkiye dergisinin mayıs sayısında, 2014 yılının en çok kazanan yazarlarının listesi yayımlandı. Buna göre 1 milyon lira telif geliri sınırını sadece dört yazar geçti. Listenin zirvesinde “Allah De ötesini Bırak” kitabının yazarı Uğur Koşar vardı. 1. 7 milyon lira telif geliri kazanan Koşar’ı Ayşe Kulin, Orhan Pamuk, İskender Pala ve Kahraman Tazeoğlu takip etti. Listedeki cirolar ve telif gelirleri dudak uçuklatan cinsten ama bu isimlerin çok ciddi azınlıkta kaldığı da bilinen bir gerçek. Türkiye’de edebiyat yayıncılığında telif oranları yazara ve yayınevine göre değişiklik gösteriyor. Kimi yayınevi yayımlayacağı kitap için yazara yüzde 6, kimi yüzde 12 telif ödüyor. Bunlar sektörün ortalama oranları. Yazarın geliri elbette kitabın ne kadar basıldığına da bağlı. Satışların azlığı bir yana, stopaj ve bilumum vergiler düşüldüğü zaman, eser sahibinin hesabında bir ayını bile idare edemeyecek bir miktar kalıyor. Elbette derdimiz yazarların ve kitapların “derinliğine” inmek, edebi niteliklerini ölçmek değil. Ama yazar kazancı-edebiyat ilişkisini yazarlardan ve sektörün diğer aktörlerinden dinlemek İstedik.

KELİMELERİN YANINDA RAKAMLARIN LAFI OLMAZ

Çok satan ve kazanan yazarlar listelerinin üst sıralarında görmeye alıştığımız Ayşe Kulin’den başlayalım. Kulin 25 yıl yayıncı kapılarını zorlayıp 50 yaşından sonra yazar olabildiğini, hayatı boyunca başka alanlarda para kazandığını söylüyor. Bugün de genç bir yazarın sadece kitap getirisiyle yaşayabileceğinden emin değil. Edebiyatın kimin yüzüne güleceğine dair bir kuralı olmadığını ama kesin olanın, bu işi yapan kişilerin para kazanma amaçlı kaleme sarılmamaları olduğunu söylüyor. “Grinin Elli Tonu” havasında bir kitap yazan yazar sanırım iyi kazanır ama buna edebiyat demek mümkün mü?” diye soran Kulin, son noktayı şöyle koyuyor: İyi edebiyat paraya odaklanarak yapılmaz.

Bu kelimeyi kullanmaktan çok hoşlanmasak da “yayın piyasası” diye bir şey var. Hakan Bıçakçı da yolun başındayken yazarlıktan hiçbir maddi beklentisi olmayacağına karar vererek, yazdıklarını piyasanın tuzaklarından uzak tutmayı amaçlamış: “Hiçbir zaman yazarlıktan para kazanmayacağımı biliyoruz. Yazmanın parasal bir karşılığı yok yani ufukta, benim için. Ama bunu dert etmiyorum. Kelimelerin yanında rakamların lafı olmaz. ”

20 İLE 21’İNCİ SIRA ARASINDAKİ UÇURUM

Selim İleri ile Enis Batur bir gün sohbet ederken birbirlerine şu soruyu sormuşlar: Oktay Rifat roman, şiir, öykü, oyun, hepsi beraber bugüne kadar global olarak toplam kaç adet satmıştır? Sonuçta bakmışlar baskılar ortalama 1000, en fazla 3 bin adet. Bütün eserlerini topladığımız vakit Türkçenin en büyük edebiyatçılardan biri Oktay Rifat’ın satışlarının 50 bini geçemediği ortada. Bu sonuç zaten bugünkü tabloyu anlatıyor.

Yazar ve eleştirmen Oylum Yılmaz, açıklanan çok kazananlar listelerinin hemen bir altıyla aralarında korkunç bir uçurum olduğunu söylüyor: “20’ncinin yıllık geliri 200 bin TL ise, 21’incininki 5-10 bin TL’lere kadar düşer. Türkiye’de edebiyat eseri 40 bin baskıya ulaşırsa çok satmış oluyor, bu da yazara en fazla 40-50 bin TL getiriyor. Her yıl buna ulaşamayacağınıza göre, iyi bir yazarın yıllık geliri ortalama 10-15 bin TL.” Yılmaz yazarlardaki çok okunma arzusuyla çok satma arzusunun aynı şey sanılmasından da şikayetçi. Kendisini de çok okunmak isteyen, hayatını da yazarak kazanmak için çabalayan bir edebiyatçı olarak tanımlıyor ama bir “market yazarı” olmak İstemediğini söylüyor. “Romanlardan gelen parayla geçinseydim Uçan Halıların Ayrodinamik Sorunları gibi manyak bir roman yazmaya cesaret edemezdim” diyor.

Tuna Kiremitçi ilk romanı çok satınca pek çok meslek büyüğünden aynı tarzda yazıp “küpünü doldurması” yönünde tavsiyeler aldığını ama edebiyattaki amacının para olmadığını anlatıyor: “İlk romanımı klonlayarak devam etseydim okur kitlesiyle bunca yıldır etkileşimde kalamazdım. Tabii zor yolu seçince reklam, köşe yazısı, dizi senaryosu gibi başka şeyler de yazman gerekiyor. Ama faturaların romana bağlı olmayınca bazı özgürlükler kazanıyorsun. ”

90’LARDAN SONRA YAZARAK GEÇİNENLER ARTTI

Peki bu listeler ne? Neyi ifade ediyor? Edebiyatla nasıl bir İlişkisi var? Ve bu durum hep böyle miydi? Atilla Birkiye 37 yıldır romanlar, şiirler yazıyor, piyasa şartlarına burun kıvırıyor ve durumu şöyle değerlendiriyor: “Listeler, edebiyatla değil, kapitalizmle ilgili. Kapitalizm romanı, sinema gibi para kazanılacak nesneye dönüştürdü. Edebiyat ürünü geniş kitleye yayılınca çoğunlukla niteliğini yitiriyor ya da ödün veriyor. Genellikle 90’lardan sonra kitaplarıyla geçinen yazarların sayısı arttı. Ama daha sonra da başka bir görüntü ortaya çıktı: Bu kez satmak için yazmak.”

Ayhan Bozkurt ise 1995’ten beri yazıyor. İlk zamanlar kitap sayısı az olduğu için aldığı teliflerle yaşaması imkânsız olduğundan ek işler yapıyormuş. Şimdilerde kitap sayısı arttığı İçin kazanabiliyor ama ek işlere de devam ediyor. Bozkurt çok kazanan yazarlardan yana şikayetçi değil: “Hatta daha da artsın. Bir yazar kazanacak ki üretmeye devam etsin. Aynı şekilde yazarların eserlerinden para kazanıyor olması yeni yazar adaylarını da üretim anlamında teşvik edecektir. ”

Hikmet Hükümenoğlu da ek işler yaparak yaşayan yazarlardan. Edebiyatta yazdıklarının değerinin satış rakamlarıyla ve parayla ölçülmesi çok sevimsiz olarak değerlendiren Hükümenoğlu “Benim durumum biraz farklı; eskiden para kazandıran bir sektörde çalışıyordum, o dönemde kazandıklarımı biriktirmemiş olsam şu anda sadece romanlarımla geçinemezdim. Hâlâ çeviri, öykü atölyesi gibi ek işler yapıyorum. Çoğumuzun derdi milyarder olmak değil, hayatımızı sadece yazarak kazanmak İstiyoruz” diyor.

Cumhuriyet Sokak, 24.5.2015, s. 13

Cumhuriyet Sokak, 24.5.2015, s. 13

BU PARA İÇİN BU KADAR EMEK HARCANIR MI?

Behçet Çelik de hayatını yazarlıktan değil mesleğinden kazanıyor. “Doğrusu, ben de isterim sadece yazarak geçinmeyi ama nasıl yapılacağını bilmiyorum” diyor. Üstelik yayımlanan kitaplarının sayısı artınca çevresindeki pek çok kişide bunun tersi bir algı oluştuğunu ama yazara ödenen telif ücretini duyunca o kadar para için bu kadar emek harcanmasını anlamadıklarını da ekliyor.

Durumun vahametini özetlemeye devam edelim. Figen Şakacı da başka işlerle geçinen yazarlardan. “O listeler her yayımlandığında hamallıktan bulaşıkçılığa kadar yapmadığı iş kalmayan Orhan Kemal ya da canına tak ettiği halde memuriyeti bırakamayan Turgut Uyar gelir aklıma. Yazıyla ilişkiniz tutkusal düzeydeyse o listelere bakıp gülüp geçiyor, yazıyla aranıza kimseyi sokmamak için kapınızı sıkı sıkı kapalı tutuyorsunuz” diyor. Başka bir deyişle, direniyor. Tıpkı Esmahan Aykol gibi. Onun kitapları Türkiye’den çok yurtdışında satıyor. “Yurtdışından kazandığımla geçiniyorum ama tek mesele geçinmek de değil. Az okunmanın asıl tatsız yanı, insanlara dokunamamak. Okurumu görmüyorum, okurlarımla hiç karşılaşmıyorum” diyor ve Forbes‘un listesini Oylum Yılmaz’la benzer şekilde değerlendiriyor: “Türkiye’de geçinecek kadar ya da daha fazlasını kazanan 20 yazar var. Diğerleri ise iyi İhtimalle 2-3 baskı yapan, yani 5-10 bin lira kazanan yazarlar. Bu verinin bize söylediği şu: Türkiye’de kitap okuru değil, yazar okuru var. ”

TWITTER TAKİPÇİSİNE BAKARAK SATIŞ TAHMİNİ

Mehmet Anıl’a göre sorun nitelikli edebiyatın görece az satması da değil, neredeyse hiç satmaması… Haklı olarak, 80 milyonluk bir ülkede nitelikli edebiyatın en az yazarının temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar satması gerektiğini düşünüyor: “Bana gelince, az sayıda yazara nasip olan varlığım sayesinde telif ücretlerine muhtaç kalmadan nitelikli edebiyat çalışabiliyorum. 2001’de işi gücü ve cazip teklifleri bırakıp yazmaya başladım. Çok değerli bu fedakarlığı, çok satar kitap yazarak heba edemem” diyen Anıl, telif oranlarının yükselmesi gerektiğini düşünüyor. Ama asıl mesele şu ona göre: “Öncelikle cahilleşmeye doğru koşar adım giden memlekette insan kalitesinin yükselmesi lazım gelir ki ben bu konuda iyimser olamıyorum.”

Evet, durum ortada. Twitter takipçilerinin sayısı üzerinden kitabının kaç satacağını hesaplayan yazar ve yayıncılar da yok değil. Piyasa var, kurallar var ama edebiyatçıların derdi başka. Çok kazanan değil okunan olmak istiyor, edebiyatı ve okuru kazanmak istiyorlar. Listelerde olan da olmayan da sadece listelerde değil edebiyat tarihinde de kalıcı olmak İstiyorlar.

Can Öz (Can Yayınlan): Forbes araştırmasında ortaya çıkan rakamların hepsini doğrulayamam ama azı yok çoğu vardır diye tahmin ediyorum. Kimi yazarların listede beyan edilenden daha fazla kazandığını biliyorum. Ancak memleketimizde huydur, çok kazanana kötü bakılır, kendilerinden çok şey beklenir, sonra da beklentilerin karşılık bulmaması bahane edilerek sanatçı sert bir dille eleştirilir, zaman zaman aşağılanır. O nedenle en çok kazanan yazarlar üzerine düşünmekten bir hayır gelmeyeceğini düşünüyorum. Esas mesleğin durumuna bakacak olursak, yazık ki Türkiye’de eserlerinin geliriyle geçimini sağlayabilen yazar sayısı herhalde yüzde 1’in altında. O nedenle, bu rakamlara bakarak yazarların çok kazandığını düşünmek doğru olmaz, tam aksine, topluma sunduklarının değerinin karşılığı sistemin çarkları arasında eriyip gidiyor.

Nazlı Berivan Ak (April Yayıncılık): Yazarların haklarını korumada karşılıklı güven duygusu önemli, bu güven ortamını yaratmak en başta yayıncının görevi. Telifler arasındaki uçurumlar tüm dünyadaki yazarların sorunu, belki de bu yüzden self-publishing bu kadar gündemde ve tercih sebebi.

Nermin Mollaoğlu (Yazar Ajanı): Elmalarla armutların aynı şekilde değerlendirilmesi o ağaçlara su verenlere yapılan bir haksızlıktır. Hem elma ağaçlarını sulayanlara hem de armut ağaçlarını sulayanlara haksızlık…

 

Hazırlayan: Sibel Oral, Cumhuriyet Sokak, 24.5.2015, s. 13

 

Bir yorum yazın