“bir gün elbette zeki müreni seviceksiniz” (Gökçen Ezber)

Radikal Kitap

Radikal Kitap, 22.08.2014

22.08.2014 tarihli Radikal Kitap’ta Gökçen Ezber’in Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası ve Arkadaş Z. Özger hakkındaki yazısı yayımlandı…

Öteki olmanın, ötekileştirilmiş insan yüreklerinin sesini arıyorsanız, onu Arkadaş Z. Özger’in dizelerindeki sözcüklerin tınısında duyabilirsiniz. Kategorize ederek, ayırarak ve ötekileştirerek ayakta durmaya çalışan köhne uygarlığımız, dünya görüşü, ırk, dil, din, cinsiyet ve daha birçok yapay kurgu üzerinden kıyıya itilmiş “öteki” insanlar yaratmaya devam ediyor. Erke hizmet etmeyen, tahakküme boyun eğmeyen her insana ya trajik yaşamlar biçiliyor, ya da yaşamları hepten ellerinden alınıyor. 1973 yılında, henüz yirmi beş yaşındayken yaşamını müphem, ama bir o kadar da bilindik bir nedenle kaybeden (5 Mayıs sabahı sokakta ölü bulundu) şair Arkadaş Z. Özger, Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’nda, şiirleriyle bize ötekiliğin evrensel dilini inşa ediyor. Özger’in saydam dizelerinde, köhnemiş insanlığımızın temelleri açığa çıkıyor.

1948 yılında Bursa’da, orta halli bir memur ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir Arkadaş Z. Özger. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yüksek Okulu’ndan mezun olduktan sonra TRT’de program yapımcısı olarak çalışmaya başlar. İlk şiiri 1967 yılında yayımlanan Özger, dönemin edebiyat ve kültür dergilerinde şiir ve yazılarıyla görünür. Sol hareketin içinde bir şairdir. Çevresindeki çoğunluktan daha farklı bir toplum ve dünya tahayyülü vardır. Özger aynı zamanda eşcinseldir. Cinselliğini şiirlerinde de ele alır. Dünya görüşü ve cinselliği, Özger’i iki kere öteki yapar. Hem yaşadığı toplumun geneli, hem de ideallerini paylaştığı sol hareketin temsilcileri onu kıyıya iter. Yalnızlık, cinsellik, anne ve babayla hesaplaşma, çocuk olmak ve çocuk kalmak, sevgisizlik, ölüm, yoksulluk ve açlık, Özger’in dizelerinde hüzünlü bir ironi örtüsü altında karşımıza çıkan temalardan bazıları.

Fotoğraf: Ahmet İnam arşivi (Temren, Sayı 5)

Özger’in şiirlerini okumaya başladığınızda, yüzünüze çarpan güçlü hüzün esintisinin içinde yalnızlığın, yoksulluğun ve ölümün tınısını duyuyorsunuz. “hergün gövdemde büyüyen hüznümle/ kimselerden habersiz eskiyen yüreğimin/ dinlemiyorlar/ dinlemiyorlar şarkısını oy” diye yakınmaya başlayan Özger, dizelerinde bekleyişi, acıyı, karanlığı, yoksulluğu, utangaçlığı, ara ara umudu anlatıyor bize. “kendime kendimden başka kendim yok” diyen Özger, yaşamını sonu gelmez bir körebe oyununa benzetir: “ve de hep ebe biz oluruz hep kör hep kör.” Bu karanlığın içinde beslenen yalnızlığı, onun için “yenilmeyen” bir “gladyatör” gibidir. Dünya ve toplum idealleri ile cinselliğidir Özger’i temelde yalnız kılan. Özger, kendini ne dava arkadaşlarına ne de çevresindeki diğer insanlara kabul ettirebilmiştir. Özger, yersiz ve yurtsuz bırakıldığını bilmekte ve derinden hissetmektedir: “vuramadım kendimi temelli yapılara.”

Özger’in birçok şiirinde yetersizlik temasının işlendiğini görürüz. Seçkiye adını veren “sakalsız”lık, Özger’i cinsiyetsizleştiren ve çocuk bırakan toplumsal erkin hadım ediminden başka birşey değildir. Özger, “iğdiş bedevi” şiirinde, aidiyet duygusunun her türlüsünden mahrum bırakılmışlığını ve ötekileştirilmişliğini çarpıcı imgelerle betimler. Sembolik hadım edilmişliğinin bilincinde, kendisini “erk” olarak görmeyen ve kabul etmeyen toplumla alay eder: “kırk karınızdan kırkıyla yatmak istiyorum bir gecede/ bana şeyinizi ödünç verir misiniz?” Şiirlerinde e.e. cummings’i hatırlatan bir biçimde büyük harf kullanmaması da, “erk”in sisteminin dışında olma durumunu yansıtır gibidir.

Çocuk kalmak, büyümek, erkek olmak, erkekliğin hangi amaca hizmet ettiği, baba olma durumu birçok şiirinin belkemiğini oluşturur Özger’in. “Çocuk olucam. olucam/ nedenleri niçinleri sorucam” dizelerinde, normların, kuralların ve genel kabul edilmişliğin içine büyümeye karşı güçlü bir direniş görülür. “sevişmeyi kendime göre seçicem/ sevmeyi” dizesi, sevginin, sevmenin bile toplumsal erk tarafından biçimlendirildiğinin bilincinde olan bir şairin sesidir.

Toplumsal erk, “devlet baba”, Özger’i ötekileştirmekle kalmaz. Arketipik bir boyutta Özger’in ailesini de bir anlamda tüketir bu erk. Açlık ve yoksullukla sınanan baba, “kötü bir şefin yönetiminde” hayatını kaybeden ağabeyler ve ölümle özdeşleşmiş “acı küpü” bir anne. Bu karanlık kurgu içinde şair, kendisini “eksik bir birikimin tortusu” olarak görür. Özger’in şiirlerinde, Foucault’nun da altını çizdiği gibi, “devlet”in ve tüm güç sistemlerinin işlevselliklerini korumak için toplumda cinselliği sonuna kadar kullandığını görüyoruz. Erke hizmet etmeye zorlanan, acı ve kedere boğulan, ruhen ve bedenen öldürülen anne/kadın ve erkekliğinin ağırlığında yitip giden güçsüz bir baba…

Özger’in şiirinde, ironik bir toplumsal eleştirinin ötesinde, yalnızlığın, ötekileştirilmenin ve yoksulluğun sesini duyarız. Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası, büyümeyi reddeden, hep çocuk kalmış ve çocuk kalacak, gücüne anlam veremediği erkekliği sahiplenmeyen ve biraz da bu yüzden çocuk bırakılıp kenara itilmiş güçlü bir şairin sesi. Özger, kurduğu şiir dilinde, erke dayanan sistemlerin ötekileştirme dinamiklerini ve ötekileştirilmiş bireylerin iç hesaplaşmalarını ve duygularını zeki bir ironiyle açığa çıkarıyor.

Özger’in ötekiliğinin belki de en önemli nedeni cinselliğidir. Şiirlerinde eşcinselliğini görünür kılmaktan çekinmeyen Özger, bu sayede belki de Türk edebiyatında benzersiz bir açıksözlülükle ve saydamlıkla, eşcinsel olma durumunun derinlikli bir imgesel portresini de çizmiştir. 1970 yılından yayımlanan “merhaba canım” şiirinde, şair hayatı “trajik bir homoseksüel”e benzetir. Özger, “bütün sarhoşluklar”ı “freüdün alkolsüz sayıklamaları”na benzetirken, eşcinsel olma durumunu da aslında insan aklının normlara, dayatılmış kurallara meydan okuduğu sarhoşluk durumu ile özdeşleştiriyor. Kendisini ötekileştiren sistemin “güneşe ve penise tapan rüzgâr”la döndüğünü bilen Özger, şiirini hüzünlü bir umutla sonlandırıyor. “güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum/ düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve” derken, kendi erken ölümünün haberini verir gibi olan şair, “bir gün elbette/ zeki müreni seviceksiniz” dizeleriyle, cinsiyet üzerinden ötekileştirici edim içinde olan toplumun birgün eşcinselliği de kabul edeceğine dönük umudunu dile getirir.

Özger’in şiirinde, ironik bir toplumsal eleştirinin ötesinde, yalnızlığın, ötekileştirilmenin ve yoksulluğun sesini duyarız. ‘Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’, büyümeyi reddeden, hep çocuk kalmış ve çocuk kalacak, gücüne anlam veremediği erkekliği sahiplenmeyen ve biraz da bu yüzden çocuk bırakılıp kenara itilmiş güçlü bir şairin sesi. Özger, kurduğu şiir dilinde, erke dayanan sistemlerin ötekileştirme dinamiklerini ve ötekileştirilmiş bireylerin iç hesaplaşmalarını ve duygularını zeki bir ironiyle açığa çıkarıyor.

Gökçen Ezber, Radikal Kitap, 22.8.2014

Bir yorum yazın