Şiirsiz zamanlarda şiir (Sabri Kuşkonmaz)

“Geceyle Bir” bize bir güzel şiir kozmosu sunuyor. İncelikle, umutla ve güzellikle dolu bir özel şiir dünyası,  baştan sona aksamadan süren bir ses, ritim ve anlam uyumudur elimizdeki kitap…

Süreyya Aylin Antmen, yaşadığımız onca dil ve gürültü kirliliği arasında bir kristal ses, hakiki şiir kitabı Geceyle Bir ile ses veriyor. Kitap ile günceli böyle bir “kirlilik” üzerine kurulmuş bir cümleyle özetleyebiliriz. Bu kirlilik, açık bir ikiyüzlülük ve riyanın neden olduğu politik bir kirlilik.

Çokça yineleme pahasına bir kez daha yazmalı: Güncelin olanca kötü ve kötücül olmasına karşın, şiirde hâlâ umut var. Şiir hâlâ insanı anlatabiliyorsa, demek ki güncelin içinde insan da var! Bir şeyler hep yanlış giderken, avunumuz, sığınağımız olan şeylerden biri şiirler. İnsanlığımızı, insani duyguları, insani duyumsallığı anımsatan çabalar…

Yazının şiir dışı çerçevesi!

Gündelik politikadaki dil, bayır aşağı giden bir görünümde. Gürültü kirliliğinin politik çıkar için bile isteye yapıldığı bir sığlıktayız. Yöntem, gücünü göstermek, olası rakiplerini korkutmak için olanca gürültü koparmak olan, maymunların kullandığı yöntemi andırıyor. Ama bu sadece bir andırma. Çünkü bu yöntemin uygulanmasından sonra ortaya çıkan sonuçları “masum” maymun gösterilerinden çok  farklı ve çok fazla. Sürüde kendini kanıtlamak isteyen erkek maymun en fazla göğsünü yumruklayıp uluyarak, çevredeki kuru dalları parçalayarak korku veriyor. İnsanlar dünyasında, sosyal düzlemde yapılan ucuz politik manevralar, halklara, ülkelere ve insanlara kalıcı kötü etkiler bırakıyor. Onca kin ekmeler, onca ucuz tehditler insanların bilinç atına yerleşiyor.

Batı demokrasinin ikiyüzlülüğü ile Doğu faydacılığı amansız bir yarış içinde. Kimi zaman kullanıldığında fazlaca klişe sayılabilecek olan “ikiyüzlülük” nitelemesi bu zamanda en doğru yerine oturmakta. Örneğin, uygar Batı göçmen krizinde amansızca ve imansızca bütün tarihsel kazanım ve değerleri bir yana koyup, sorunu para ödeyerek satma yoluna gitti. Bu satış süreci ve sonrasında, başlangıç noktası olarak Fransız Devrimi’nden alırsak, yaklaşık, iki yüzyılı aşan olağanüstü bir insani kazanım kulesini yıkıverdiler… Satış işleminde en az iki taraf olmakla; yapılan bu insan paralığında temiz taraf da yoktur.

Bu tür sorunlarda, yanlışı tek tarafta aramak da ayrı bir yanlış. Her iki taraf da mutlak bir yanlışın içinde. Bir başla açıdan da, her iki tarafın da kendine göre haklı ve hatta “meşru” nedenleri var. Sonuçta, Mehmet Akif’ten mülhem, bir oy uğruna ne insani birikimler batırılıyor… Hem Batı hem bizim Doğu, kaba bir kriz politikası üzerinden bir seçim stratejisi güdüyor. Yeni dış düşman, mağduriyet, seçmeni avlamak… Kısa vadeli ve peşin yargılı politik kararların orta ve uzun vadede, zararları…

Şiirsiz zamanlarda şiir

Sığ hesapların yarattığı kaotik ortamda şiirin sesini duyabilmek ne zor. Bu yazıda bile şiirden söz etmek için kendimize fırsat vermiyoruz. Böyle ortamda belki günün sorunlarının, kavgalarının yanı sıra, genel bir kötüye gidişin, bozulmanın ötesine geçebilmek için şiirin steril sesini korumak anlamlı çaba oluyor. Sterillik, olumsuz değil, olumlu bir anlama ve içeriğe dönüyor burada.  Bir şiir savunusu ve mücadelesi söz konusu olduğunda, şiirin güncelin kirinden kendini koruması, bu anlamdaki bir sterillik ile olası.

Bütün bu kötücül hallerin üstünde olup, buna karşın bu hallerin bir soyutlaması olan, ya da okumanın mümkün olduğu şiirler, insanın dilini iyiye de döndürebildiğini anımsatıyor bize. Şair “acıya merhamet edin yıldızlar” (s. 16) diyor. Güncel olandan, olumsuz anlamdaki reel politikten insani şiire bir geçit buluyoruz. Burada insani şiir derken aslında iyi / olumlu anlam yüklenebilecek pek çok niteleme sıralayabiliriz. Yani yükü ağırdır şiirin. Ağırlaştırılmış bir müebbettir zaten esasında şiirin çektiği ceza. Geceyle Bir, bütün yükü taşımakla birlikte bunu bize hissettirmeden yapıyor.

Bizi sağaltan şiirler de olmasa

Bizi sağaltan şiirler de olmasa, Leyla Erbil’in saptaması ile bu hasta toplumda ‘hepimiz hastayız’ tanısı bizi daha da dibe çekecek; “İnsan yaralıdır. Hasta ve deli dendiğinde içine “demon” olanı da alacaktı. O vakit artık sizin bu yeni insanla ne yapacağınıza sıra gelmiştir. Yeteneğinize göre, parçalanmayı, yabancılaşmayı (cinselliği de içine alarak) kapitalizmin nesnel gerçeğine dayanarak anlatabilmek; asıl temelde hepimizi güden ölüm korkusuyla cebelleşerek kendi dilini yaratabilmek…”

Bizi ürperten kabalıklar, şarlatanca politik kıvırmalar. Bu gösterinin seyircisi olmanın ötesine geçip, oyuna katılan milyonlarca “masum” insan, ekilen geleceksizlik tohumuna tarla olmaya soyunuyorlar.

İncelikli bir ses duygusu

Antmen kitabını oluşturan tüm şiirlerde, seçtiği yumuşak bir seslem ile incelikli bir ses duygusu yaratıyor. En sert içerikli şiirde bile bu saptama geçerli. Örneğin “Gül bedendedir” (s. 65) derken bile gülün dikenini değil, başka bir yumuşaklığı buluyorsunuz. Seçilen seslem, ses birimleri ile yaratılan bu yumuşaklık ve sükûnet iki emel örnekle açıklanabilir: Birincisi,  güncel için yaptığımız değerlendirmelerin olumsuzluğu açık. Bu olumsuz hallere karşı olası tepkilerimiz için dilimizi ve insanlığımızı yumuşatıyor. Dil bizi sakinliğe, makul olmaya ve ılımlı olmaya çağırıyor. “sınırları kan doldu sözün.” dizesi ile başlayan bölüm “öldürmeyecektin.” ile bitiyor (s. 61). Şiirin yargı dairesine aldığı özne biz olmasak da, dildeki saldırganlığı kabul etmeyen kullanım ve sözcük seçimi bizi de kendimize getirmeyi başarıyor. Yani, insan olarak, olası dışa dönük tepkilerimiz için bir “yumuşatıcı” işlev söz konusu.

Bir özel şiir dünyası

İkinci olarak, şairin kullandığı dil, kendimize yönelecek olumsuzluklar için de bir dalgakıran işlevine sahip. Dıştan içe, bize yönelik olanca söz / kirli politika / hücuma karşı da yine dile sığınıp, korunaklı bir sipere sahip oluyoruz. Çünkü “bir gün / elbet uyanacak taşlar” (s. 69) dendiğini okumak, üzerimize gelenlerin heybetini ufalayıveriyor.

Bu değerlendirmelerden anlaşılmasın ki, kitaptaki şiirler çok zorlu bir şiirsel çözümleme süreci gerektiriyor! Hiç öyle değil. Şiiri anlamak, çözmek için çok derin dehlizlere girmek gerekmiyor. Onca derinliği olmasına karşın.  Örneğin  “Binlerce damla akşamı” şiirinde olduğu gibi (s. 42) şiirin içine, derinliklerine girmek için zorlu bir okuma yokuşuna tırmanmaya gerek kalmıyor.

Kısacası Geceyle Bir bize bir güzel şiir kozmosu sunuyor. İncelikle, umutla ve güzellikle dolu bir özel şiir dünyası,  baştan sona aksamadan süren bir ses, ritim ve anlam uyumudur elimizdeki kitap…

Geceyle Bir, Süreyya Aylin Antmen, Ve Yayınevi, Ekim 2016

Sabri Kuşkonmaz, Kitap Eki, 15.3.2017

 

Bir yorum yazın