Çam Sıkıntısı (C. Hakkı Zariç) | Cumhuriyet Kitap

C. Hakkı Zariç Arkadaşım Zekâi‘yi yazdı

hakkı zariç, cumhuriyet kitap, arkadaşım zekâi, Arkadaş Zekai Özger

C. Hakkı Zariç 9.11.2017 tarihli Cumhuriyet Kitap‘ta İsmet Tokgöz’ün Arkadaşım Zekâi adlı kitabı hakkında yazdı:

“Arkadaş Zekâi’nin mektuplarıyla birlikte el yazısı şiirlerine de tanık oluyoruz kitapta. Daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış fotoğraflar toplumsal hafızamıza yeni ayrıntılar ekliyor.

Arkadaşım Zekâi, İsmet Tokgöz, Arkadaş Zekâi Özger, Mektupları

Çam Sıkıntısı

Arkadaş Zekâi Özger, 3 Temmuz 1970 tarihinde, Bolu’dan yazdığı mektupta “çam sıkıntısı”ndan bahsediyor arkadaşı İsmet Tokgöz’e.  “-iyi mi, bir de çam sıkıntısı var şimdi bende. çam sıkıntısı: bituhaf bişey, anlatılmaz. önceki gün müydü, çok çıldırdı. (…) şimdi uslu gök. güneşe yol gösteriyor. ben çam kokuyorum. kokladığım çamı güneşe uzatıyorum.”

Gidecek bir yeri olmadığından gidebileceği son ya da ilk yere sığınmış şair Bolu’da. Evine gidemez; Bursa uzak bir olasılık. İstanbul oldum bittim bir rüya zaten. Parasızlık ve şiir yakasını bırakmamış hiç. “Kurdeşen” şiirinden yazmıştı geçmiş zamanın izini: “bitimi tahta bir köprüye ve dereboyuna varan bir sokakta” geçti çocukluğu Zekâi’nin. Ahrazları vardı, Cilimboz deresinin sesini dinleyerek dalmıştı annesinin koynunda uykuya.

Arkadaş Zekâi Özger, İsmet Tokgöz, Arkadaşım Zekâi

İsmet Tokgöz (Fotoğraf: Ömer Tuncer)

Bir şairin hayatına dair anılar ve zamanını bekleyen mektuplar

Birikmiş anıları saklısında bekleyen mektuplarla harmanlayıp, üniversite yıllarından arkadaşı Zekâi Özger için bir kitap hazırlamış İsmet Tokgöz. Arkadaşım Zekâi adını verdiği kitabın neredeyse iki yıl süren yazım aşamasında yayıneviyle birlikte çalışmış yazar. Çoklar Sokağında Bir Yalnız alt başlığındaki kitap Ve Yayınevi imzasıyla çıktı.

Bir şairin hayatına dair anılar ve zamanını bekleyen mektuplar gün yüzüne çıkıp bir kitapta yer aldığında, kişisel ayrıntılar da çalar kapımızı. Çocukluğu, gençliği, aşkları, okul sıraları ve şiir serüveni. Umut ve melankoli.

İlk şiirini liseden arkadaşı Ömer Zafer Göktürk ile birlikte, Aralık 1965’te çıkardığı Kent 16 adlı dergide yayımlar Zekâi Özger. Parasızlıktan dolayı tek sayı çıkabilen bu dergide “Niye Kapalı Kapılarınız- Bulamıyoruz” şiiri yayımlanmıştır. Dergicilik serüveni saklı sanki Arkadaş’ın, oyunculuk serüveni de öyle.

Omuzlanmış tabutların arkasından meydanda şiirlerin haykırıldığı yıllarda, kendini var etmeye çalışan bir şair Arkadaş. “Pencere” ya da “Sevdadır” hadi olmadı “Aşkla Sana” şiirlerinden birini mutlaka okumuş olmalısınız. Yer yer trajedi sarar okurken belleğinizi; ama birden ironiyle kendinize gelirsiniz ansızın. Kendine yetmeye çalışan Zekâi hayatın damarlarına akmayı dener yazdıklarında. Dalgaya alınır. Vazgeçer mi? Üstüne yürür Zeki Müren’i seven kimliği elinde.

Çoklar Sokağında Bir Yalnız

İki bölüme ayrılmış kitap. “Çoklar Sokağında Bir Yalnız” bölümünde İsmet Tokgöz yaşadıkları ve şiir serüveni üzerinden analiz etmiş Arkadaş’ı. Anılar ve tanıklıklar bir döneme ışık tutuyor. İkinci bölümün adı ise “Elyazması Nameler”. Arkadaş Zekâi Özger’in İsmet Tokgöz’e yazdığı mektuplar kuşe kâğıda basılı halde buluşuyor okuyucuyla. Asılları yer almakla birlikte dizilmiş halleri de var mektupların. Arkadaş’ın kaygılarına, yoksulluğuna, yalnızlığına ve ısrarına tanık oluyoruz okurken.

Bir de baş ağrıları tabii. 24 Ocak 1971 tarihinde Siyasal Bilgiler Fakültesi yurduna polis baskın yaptığında Arkadaş da gözaltına alınanlar arasındaydı. Kız kardeşi Şükran Tekin büyük uğraşlar sonucu abisini gözaltında gördüğünde “vücudunda, boynunda, siyahlaşmamış yer yoktu,” diye anlatacaktı. O günleri “Adak” adlı şiirinde beş bölümde yazdı, Arkadaş. Sonrası ölümü işte Arkadaş’ın.

Arkadaş Z. Özger, Arkadaş Zekâi Özger, Arkadaşım Zekâi, İsmet Tokgöz

Arkadaş Z. Özger

Arkadaş Zekâi Özger’in el yazısı mektupları, şiirleri

Arkadaş Zekâi’nin mektuplarıyla birlikte el yazısı şiirlerine de tanık oluyoruz kitapta. Daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış fotoğraflar toplumsal hafızamıza yeni ayrıntılar ekliyor.

Arkadaşımızı yazmış İsmet Tokgöz.

Arkadaşım Zekâi varlığını, farklılığını, dünyaya bakışını, yeni bir dünya düşlerini çoğaltmış Çoklar Sokağında Bir Yalnız gibi.

12 Haziran 1970 tarihli mektubunda aşağıdaki satırları yazmış arkadaşına Arkadaş:

“ama ankara’da özlediğim bişeyler kaldı yine de. Ben heryerde herkeste özlediğim bişeyler bırakırım.”

C. Hakkı Zariç, Cumhuriyet Kitap, 9.11.2017, s. 26

Arkadaşım Zekâi (Bahar Oskay) | Evrensel Kitap

Günlük Evrensel gazetesinin eki olarak yayımlanan Evrensel Kitap, Bahar Oskay’ın Arkadaşım Zekâi hakkındaki yazısını yayımladı (3.11.2017).

Öyküleri ve denemeleriyle tanıdığımız yazar İsmet Tokgöz’ün, üniversite yıllarından yakın arkadaşı Arkadaş Z. Özger’i anlattığı Arkadaşım Zekâi Ve Yayınevi tarafından yayımlandı. Çoklar Sokağında Bir Yalnız alt başlığını taşıyan kitapta Tokgöz, Arkadaş’ı aile sıcaklığı içinden, özlemlerinden, incinmişliklerinden aktarıyor bize. Sıcak, samimi bir dille kurulmuş…

İsmet Tokgöz

Arkadaşım Zekâi hakkındaki yazı… Evrensel Kitap

Öyküleri ve denemeleriyle tanıdığımız yazar İsmet Tokgöz‘ün, üniversite yıllarından yakın arkadaşı Arkadaş Z. Özger’i anlattığı Arkadaşım Zekâi Ve Yayınevi tarafından yayımlandı. Çoklar Sokağında Bir Yalnız alt başlığını taşıyan kitapta Tokgöz, Arkadaş’ı aile sıcaklığı içinden, özlemlerinden, incinmişliklerinden aktarıyor bize. Sıcak, samimi bir dille kurulmuş olan cümleler arasında gezinirken, kendimizi bir anda Arkadaş’la Ankara sokaklarında buluveriyoruz, sanki onun usul usul uzaklaşmasını gözleyen biziz, bakışlarımız onun sokağın köşesinden öylece dönüp kaybolmasını izliyor. Bazen de, Arkadaş ile karşılıklı otururken buluyoruz kendimizi. Kederini, acısını görüyoruz. Ancak dertleşmiyor bizimle; tek bir sözle kırgınlığını, incinmiş yanını gösteriyor. Bu ânın içerisinde, iki kişiye ait olan bu zamanın sonsuzluğunda buluyoruz kendimizi.

Arkadaşım Zekâi, Evrensel Kitap, İsmet Tokgöz, Arkadaş Zekâi Özger

Çoklar Sokağı’nın Yalnızı

Kitap iki bölümden oluşuyor, her iki bölüm de adını Arkadaş Z. Özger’in şiirlerinden almış: “Çoklar Sokağında Bir Yalnız” adlı ilk bölüm Tokgöz’ün yazılarından oluşurken, “Elyazması Nameler” adlı ikinci bölümde ise Arkadaş Z. Özger‘in Tokgöz’e yazdığı mektuplara yer veriliyor. Kuşe kâğıda renkli olarak basılan mektuplarla Arkadaş’ın iç dünyasına yolculuğa çıkıyoruz: “Elyazması nameler”i, yaşadığı sıkıntılardan, hastalığından, özlem ve isteklerinden izler taşıyor. Kitapta mektupların asıllarıyla birlikte dizilmiş hallerine de yer verilmiş, mektuplarda geçen yer, kişi ve yapıt adları dipnotlarda açıklanmış. Arkadaş Zekâi Özger’in her cümlesine sinmiş olan acısı, hüznü, yalnızlığı, tekliği, örselenmişliği, ‘aşağsanmışlığı’ şiirlerinde olduğu kadar, ilk kez gün ışığına çıkan el yazısı mektuplarında da hissediliyor.

Farklılığını bütün bedelleri göz önüne alarak yaşar ve kendisini dışlayan kalabalıklar içinde tekliğini sürdürür şair, 12 Haziran 1970 tarihli mektubunda, “ben en etkin ve en önemli boyutumu hiçbiyerde bulamıyorum. /senin ankara’da mıydı./ kalabalık­lar içinde tekliğimi sürdürüyorum. hep. herzaman heryerde yalnızız. kendimizi yaşıyoruz. kendi bir­başınalığımızı. /sıkıntının piçi miyim ben./” diye yazar. Boğuntusu, sıkıntısı sürmektedir.

Arkadaş Z. Özger, Zekâi Özger, Arkadaşım Zekâi, İsmet Tokgöz

Arkadaş Z. Özger

Yeni Bir Dünya Özlemi

Farklılığına tahammülü olmayan bu ortamdan kaçmanın, yeni dünyalara açılmanın düşlerini kurmaktadır şair. 13 Ağustos 1970 tarihli mektubunda İsmet Tokgöz’e şunları yazar: “ankara’dan kaçıcam /kaçsam kaç kişi ağlar geride./ yeni kentlere gidicem, yeni ülkelere belki. ­-yeni dünyalara yani.- başlangıç çok önemli. insanlarla ilişkilere baştan başlıycam, ilk baştan. bu ancak yeni bir kentte ya da yeni bir ülkede olucak. yani yeni doğmuş gibi; insana, dünyaya ilk açılışım olacak bu. anlatamıyorum… işte öyle bir şey.”

Kaçmak istediği Ankara’da, henüz yirmi beş yaşındayken ölür Arkadaş, farklılıklara tahammülü olmayan bir ülkede öldürülür. Yeni kentlere, yeni ülkelere gidemez ama ‘yeni bir dünya’ özlemini bırakır geride, bir de anlaşılmamışlığın hüznünü.

Kitap, Arkadaş’ın mektuplarının yanı sıra el yazısı birkaç şiiri ile daha önce yayımlanmamış fotoğraflarını da okuyucuyla buluşturuyor.

Arkadaş’ı el yazısı mektuplarıyla, şiirleriyle, anılarla, çözümlemelerle, daha önce hiç görülmemiş fotoğraflarıyla belleklerde yaşatan bu kitap, Arkadaş Z. Özger’in şiirlerini ayrı bir yere koyanlar için heyecan verici bir zenginlik sunuyor. Arkadaşım Zekâi, Arkadaş’ı sevenlere bir armağan niteliğinde…

 

Arkadaşım Zekâi – Çoklar sokağında bir yalnız, İsmet Tokgöz, anı/inceleme/mektup, Ekim 2017, 136 sayfa.

Bahar Oskay, Evrensel Kitap, 3.11.2017, s. 12

Arkadaş Zekâi Özger’in Dergisi: “KENT 16”

Kent 16

Metin Güven için…

“Zekâi kimin Arkadaş’ı idi?”

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası‘nı yayına hazırlarken Arkadaş Z. Özger’e ilişkin çok sayıda kaynağı taramış olmama rağmen “Kent 16″nın sözünün edildiği tek bir yazıya rastlamamıştım. Uzunca bir süredir “Arkadaş Z. Özger’e Armağan” adıyla yayın hazırlıklarını sürdürdüğüm kitap için Arkadaş’a dair ne varsa biriktiriyor, hakkında yazılan ne kadar yazı varsa arşivliyordum. Bu kitap projesini paylaştığım değerli ağabeyim Turgut Çeviker, kendi çalışmaları sırasında taradığı dergilerde Arkadaş’la ilgili bir yazıya rastlarsa benim için fotokopi edip biriktiriyordu, zaman zaman yanına uğrayıp alıyordum kendisinden. Yine bu ziyaretlerimden birinde, ekim sonlarıydı, Turgut Ağabey birkaç yazının fotokopilerini vermiş, ben de çantama atıp eve gelmiştim. Bu yazılardan biri Metin Güven’in Mayıs 2003 tarihli Hürriyet Gösteri dergisinde yer alan “Zekâi kimin Arkadaş’ı idi” başlıklı yazısıydı. Büyük bir merak duygusuyla yazıyı okumaya başladım:

“Nurullah Ataç’a ait güzel bir söz vardır ve doğrudur: ‘Dergiler edebiyatın laboratuarıdır.’ 1960 sonrası Bursa’sında siyasal ve kültürel ortam eskiye oranla çok daha zenginleşmiş ve en önemlisi daha demokratikleşmişti. Bu anlamda; Halkevi-Oda Tiyatrosu oyunlar oynamaya başlamış, Sinematek açılmış ve küçük küçük dergiler çıkmaya başlamıştı. KENT 16 böyle bir dergiydi işte. O yılların ünlü edebiyat öğretmeni Mehmet Gündüz Göktürk’ün; Kuruçeşme Mahallesi, Otel Sokak 2 numaralı evinde (şimdi aynı binada Kelepir var) evin bodrum katını büro haline getiren, büyük oğlu Ömer Zafer Göktürk ve Ömer’in Atatürk Lisesi’nden sınıf arkadaşı Zekâi Özger; bu dergiyi 1965 yılının nisan ayında çıkarmışlardı.

 

Derginin ilk sayısında, birçok yazı ve şiirin yanında ‘Arkadaş’ adlı ve Zekâi Özger imzalı bir de öykü vardı. Bu öykünün ortalarında bir yerlerinde; anlatıcı (muhtemelen bu; Zekâi’nin kendisiydi, zira Zekâi o zaman on yedi yaşındaydı ve kendi yaşamı dışında bir başka hayatı kurgulayacak bilgi ve birikime sahip değildi.) bir düş görüyordu ve düşünde Tanrıyla konuşuyordu. Ve Tanrı ona iki defa: ‘Sen benim arkadaşımsın… Sen benim arkadaşımsın…’ diyordu. KENT 16 şu anda kimsede yok. Yazı öncesi süreçte, Ömer Zafer’le üç defa telefonla konuştum. Yakınlarda Bursa’ya geldiğinde yüz yüze de konuşmuştuk zaten. Onda yok, Bursa Osmangazi Belediyesi’ne ait kütüphanede yok. Arşivci olduğuna inandığım o yılları yaşayan ve anımsayan insanlara sordum, onlar da kendilerinde olmadığını söylediler.”

Arkadaş’ın on yedi yaşının dergisi

Okuduklarım beni müthiş heyecanlandırmıştı. Arkadaş’ın on yedi yaşlarındayken çıkardığı, kimselerde bulunmayan bir dergiden, Arkadaş Z. Özger’in “Arkadaş” adını nasıl ve niçin aldığını açıklayabilecek Zekâi Özger imzalı ve ‘Arkadaş’ adlı bir öyküden söz ediliyordu yazıda… KENT 16‘yı mutlaka bulmalıydım, ama nasıl! Hemen telefona sarılıp Turgut Ağabeyi (Çeviker) aradım, Metin Güven’in yazısında sözü edilen KENT 16 dergisini bulabilir miyiz diye sordum. Milli Kütüphane’de olup olmadığına baktırabileceğini söyledi. Ben de o günlerde Halit Asım’ın “Ömür” kitabı için Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde çalışıyordum, ertesi günün sabahı soluğu kütüphanede aldım.

Kütüphanenin veri tabanını inceledim, kayıtlı dergiler arasında görünmüyordu. Kütüphane çalışanlarına 1965 yılında Bursa’da yayımlanmış KENT 16 dergisini aradığımı, kayıtlarında göremediğimi, başka kütüphanelerin veri tabanlarına erişme olanakları olup olmadığını sordum. Bilgisayarlarından baktılar, Milli Kütüphane’de 2 adet göründüğünü söylediler. İçlerinden biri “Milli Kütüphane’de varsa bizde de olması gerekir aslında, belki kayıt edilmemiş dergiler arasından çıkabilir, ben bir bakayım” diyerek arşiv bölümüne yöneldi.  Sanırım heyecanım onlara da geçmişti. Orada merakla bekliyordum. Aradan on dakika kadar geçmişti ki kütüphane çalışanı elinde sayfaları yıpranmış bir dergiyle çıkageldi: KENT 16‘ydı işte! Derginin Aralık 1965 tarihli ilk sayısıydı. O anki sevincimi, heyecanımı anlatamam. Yıllardır unutulmuş olan dergi yeniden gün yüzüne çıkmış oluyordu. (Tarih 30 Ekim 2014. Nereden mi biliyorum, o gün çektiğim fotoğrafların dijital tarihinden.)

Derginin sayfalarını büyük bir merakla çevirmeye başladım. Metin Güven’in yazısında sözü edilen öyküsünü bir an önce bulup okumak istiyordum Arkadaş’ın. Öykü yoktu ama başka bir sürpriz bekliyordu beni, Arkadaş’ın (aslında ‘Arkadaş’ adını almadan önceki Zekâi Özger’in) ilk yayımlanan şiiri: “Niye Kapalı Kapılarınız-Bulamıyoruz”. (Evet, bu büyük bir sürprizdi, bir tarih değişiyordu, çünkü bugüne dek Arkadaş Z. Özger’in yayımlanmış ilk şiirinin 1967 yılında Soyut‘ta yayımlanan “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” olduğu sanılıyordu.) Şiirin altında Zekâi Özger imzası vardı, gerçek adıyla yayımlanan ilk ve tek şiiriydi! (Bu şiir Arkadaş Z. Özger’in Haziran 1969’da Forum dergisinde “Mumsöndü” başlığıyla yayımladığı şiiridir, iki şiir arasında çok küçük farklılıklar vardır.)

Kent 16, Arkadaş Zekai Özger, Arkadaş Z. Özger, Bursa, şiir dergisi, KENT 16 DERGİSİ,

“Kent 16” dergisi, Aralık 1965, Sayı: 1

Arkadaş, arkadaşımızdır!

Derginin tüm sayfalarının fotoğraflarını çektim, ayrıca fotokopisini çektirip büyük bir mutlulukla kütüphaneden ayrıldım. Dönüş yolunda fotokopileri didik didik ettim. Metin Güven’in sözünü ettiği öykü KENT 16‘nın bu ilk sayısında yoktu. Güven derginin peşine düşmüş fakat bir türlü bulamamıştı, dolayısıyla Arkadaş’ın böyle bir öyküsü olduğunu başkalarının anlatımlarına dayanarak yazmıştı. Aktarılanlar doğru muydu yoksa aradan geçen uzun yılların Arkadaş’ın bazı gençlik arkadaşlarının zihinlerinde oynadığı bir oyunun sonucu muydu? Eminönü-Kadıköy vapurunda bunları düşünerek yol alıyordum.

Derginin bir fotokopisini Kadıköy’e geçtiğimde Turgut Ağabeye bıraktım. Derginin henüz ulaşamadığım bir sayısının daha olabileceği olasılığından söz ettim. Birkaç gün içinde Milli Kütüphane’de bulunan nüshalarına (2 adet) ulaştı Turgut Ağabey, ne yazık ki her iki nüsha da KENT 16‘nın ilk sayısına aitti. (Bu ilk sayının Milli Kütüphane’de bulunan nüshasının taranmış bir örneğini e-posta ekinde gönderdi bana.) Sonraki günlerde Turgut Ağabey ile Bursa Nilüfer Şiir Kütüphanesi’nden ve başka kaynaklardan izini sürdüysek de derginin başka bir sayısına ulaşamadık. Dergi tek sayı yayımlanmış bir dergi olarak mı kalmıştı, ikinci bir sayısı yayımlanmış mıydı, hâlâ bilinmezliğini koruyor. Yayımlanmış bir sayısı daha olsaydı ona dair bir bilgi kırıntısına mutlaka ulaşırdık diye düşünüyorum.

Evet, dergiler önemlidir. Dergilerde yayımlanmış bir yazı sizi kimselerin anımsamadığı, yitik bir dergiye götürebilir… Bu buluntu vesilesiyle değerli şair Metin Güven’i de özlemle anıyorum.

Arkadaş Zekâi Özger’in dergisi KENT 16‘nın yeniden günışığına çıkışının öyküsüdür bu anlattıklarım. VE Arkadaş arkadaşımızdır!

Kenan Yücel

Dergiyi ISSUU’da yüksek çözünürlükte okumak için tıklayın: http://issuu.com/veyayinevi/docs/kent-16

Okur Söyleşileri / Ayça Şahin ile Söyleşi

Ayça Şahin

Bize kendinizi tanıtır mısınız? Kitapların hayatınızda nasıl bir yeri var? Bu sıralar neler okuyorsunuz?

Soyutlanmak ve nefes alabilmek için uğradığım mekanlardır kitaplar. Ama her zaman derin bir nefes almak mümkün olmuyor.

Yayınevimizden nasıl haberdar oldunuz? İlk izlenimleriniz nelerdi?

İnternet üzerinden bir kitap siparişinde bulundum. Daha önce haberdar değildim. Tanıştığıma memnun oldum.

İlk edindiğiniz kitabımız hangisiydi? Kitabı edinme hikâyenizi ve bu kitapla ilgili düşüncelerinizi kısaca bizimle paylaşabilir misiniz?

Arkadaş Z. Özger’ den Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası. Kitabı uzun zaman aradım, bir türlü bulamadım. Sonunda sizin de aracılığınızla zafere ulaştım! Kitabı elime aldığım günden beri hayatımın naif bir parçası haline geldi. Yani tüm o uğraşlara değdi.

Kitaplarımızın tasarımını (kapak, sayfa vs.) beğendiniz mi?

Kitabı daha önce görmemiştim. Bu kadar hoş bir tasarım da beklemiyordum açıkçası. Fiziksel özelliklerinden bayağı etkilendim yani.

Kitaplarımızın tümü numaralandırılıyor, Türkiye’de ilk defa uygulanan bir kayıt sistemiyle okurlarımıza kendilerindeki nüshayı Kitap Takip Sistemi‘mize kayıt ettirme, kitapla ilgili kişisel hikâyelerini paylaşma olanağı sunuluyor. Sistemi kullanmış biri olarak bu konudaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Bu sistemi kitabın arkasını incelediğimde öğrenmiş oldum, öncesinde duymamıştım. Garip ve nedensiz şekilde heyecanlandım. Aklımda hep “benden bir önceki ve bir sonraki nüsha kime ait, kitabın ilk ve son nüshalarını kim aldı acaba?” soruları döndü durdu. Ve o insanlarla tanışma isteği de cabası! Pek başarılı buldum

Bir okur olarak yayınevimiz hakkında neler söylemek istersiniz? Beklentileriniz nelerdir? Eleştiri ya da önerileriniz var mı?

Şu an için sadece elimdeki kitaptan yola çıkarak cevap vermek durumundayım. “Şiirlere İlişkin Notlar” kısmı sizin işinizse, takdir edilesi, pek yardımcı. Bu gibi kısımlar okuyucuya yol gösterici olacaktır. En azından bana yardımcı oldu.

Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Olağandışı samimiyetiniz daim olsun!

Çok teşekkürler…

“Arkadaş Z. Özger Anısına” İnsan Hakları Kongresi

Kongre

Birinci İnsan Hakları Öğrenci Kongresi afişi

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde şair Arkadaş Z. Özger anısına, 22-23 Mayıs 2015’te insan hakları öğrenci kongresi düzenleniyor. Bu yıl ilki düzenlenen kongrenin teması “Üniversite ve İnsan Hakları” olarak belirlendi. Üniversiteyi hep birlikte bir mücadele alanı olarak baştan inşa etmenin yollarını aramayı amaçlayan kongreyle ilgili, “Üniversite ve İnsan Hakları” başlığı altında toplanabilecek her konuda bildiri özetleri ile başvurular bekleniyor.

Kongrenin temel amacının, insan hakları alanında çalışan lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin içinde bulunduğu bir ağ oluşturmak ve bu ağ içerisinde öğrenci ve akademisyenlerin birbirlerinin çalışmalarından haberdar olmasını sağlamak olduğu belirtilen çağrı metninde, bu ağ sayesinde gelecek yıllarda öğrenci kongresinin yeni temalarla devam ettirilmesinin düşünüldüğü belirtiliyor.

Kongreye bildiri için son başvuru tarihi 1 Mart 2015.

500 sözcükten oluşan özetlerin başvuru formuyla beraber insanhaklarikongresi@gmail.com mail adresine yollanması gerekiyor. Kabul edilen bildiriler ise 1 Nisan 2015 tarihinde duyurulacak.

Kongreyle ilgili bilgi için: AÜ SBF 1. İnsan Hakları Öğrenci Kongresi

Ezberlenip unutulmuş bir sıkıntıdan gelen Arkadaş’ın şiiri (Yavuz Özdem)

Arkadaş’ın Şiiri

Değerli şair Yavuz Özdem, Hürriyet Gösteri dergisinin Kasım-Aralık-Ocak 2015 tarihli 314. sayısında Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası ve Arkadaş’ın şiiri hakkında yazdı: “Ezberlenip unutulmuş bir sıkıntıdan gelen Arkadaş’ın şiiri”.

Arkadaş'ın şiiri, Arkadaş Zekâi Özger, Arkadaş Z. Özger'in şiiri, Yavuz Özdem'in Hürriyet Gösteri'de yayımlanan yazısı.

“Arkadaş Z. Özger’in şiirleri ‘Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’ adıyla kitaplaştırıldı (Ve Yayınevi, 2014). ‘Sakalsız bir oğlanın tragedyası’ kitap adı olarak, ‘hayat trajik bir homoseksüeldir’ diyen şairin, şiirini doğrudan ilgilendirir, ilgilendiriyor.”

Arkadaş Z. Özger’in şiirleri Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası adıyla kitaplaştırıldı. (Ve Yayınevi, 2014) ‘sakalsız bir oğlanın tragedyası’ kitap adı olarak, ‘hayat trajik bir homoseksüeldir’ diyen şairin, şiirini doğrudan ilgilendirir, ilgilendiriyor. Ancak, Arkadaş Z. Özger, şahsi ‘mağduriyet’ten yola çıkarak; bu minval üzere bir tepkinin, bir kendi ‘farklılığının’ tanınmasının şiirini yazmamış. Aksine kimlik-ötekileştirme ilişkisine, ezen-ezilen ilişkisi penceresinden bakıp meseleyi sınıfsal ezilmişliklerle iç içe görmüştür. Denebilir ki devrimciliği yatay düzlemde ele alıp 2000’ler dünyasının ancak yakalayabildiği çizgiyi, 1970’ler Türkiye’sinde yakalamıştır. Onun şiiri bence bu noktada önemli.

Arkadaş'ın şiiri, Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası, Arkadaş Z. Özger, Arkadaş Zekâi Özger

‘Sakalsız bir oğlanın tragedyası’ şiiri için en uygun nitem ‘yıkıcı’ olabilir

‘Sakalsız bir oğlanın tragedyası’, Arkadaş’ın hem yayımlanan ilk şiiri (Soyut, 1967); hem de ötekileştirilmeye başlandığı sıralarda, erkek egemen söyleme karşı çıkışının şiiridir. ‘sakal yok ya ucunda, ..bıyık dikerim size,  yanaklarım yul bryner şimşir tarak ister misiniz’ türünden alışılmamış bağdaştırma ve söyleyişlerin çoklukla yer almasından ötürü şakacı, ironik, güleç yüzlü şiir nitemleriyle karşılanmıştır; ama bence bu şiir, onun bir çeşit öfke kusma biçimidir. Zira kalıplaşmış, donmuş anlayışların temsil ettiği bilinçli-bilinçsiz her türlüsünden ‘iktidar destekleyici’ unsurları, ti’ye almak suretiyle (bu güz vermedi tarla seneye bıyık kerim/ ben ettim siz etmeyin sakal veririm size, ..bu bıyık hiç gitmemiş sesinizin rengine vb.) yıkmayı amaçlamış ve başarmıştır da. Bu bağlamda‘sakalsız bir oğlanın tragedyası’ şiiri için en uygun nitem ‘yıkıcı’ olabilir.

Zaten şiirlerinin büyük bölümünde 68 kuşağı ve bu kuşağın ruhunu özne olarak alan bir şairdir o. Özellikle biley (s. 35), tamirat (s. 36), aşkla sana (s. 102), adak (s. 69), sözcük (s. 77), sevdadır (s. 105) şiirleri bu bağlamda hemen anılabilir. Hatta bunlar o dönemde yazılan ‘sert’ şiirler arasında da kendilerine hemen yer bulabilecek şiirlerdir. Sözgelişi ‘tamirat’ta, düşük gelirli babasının hafta sonları yaptığı ayakkabı tamirciliğine gönderme yapıp ‘vur gülüm vur gülüm vur gülüm/ vur sen de burjuva ayakkabılarının altına’ der. (Yakın çevredeki bürokratların ayakkabılarıdır söz konusu olan.) adak’ta Ocak 1971 deki SBF yurduna binlerce polis tarafından yapılan baskın işlenmiştir, ‘sözcük’ şiiri Deniz Gezmiş için, ‘aşkla sana’ şiiri ise 1971’de Mahir Çayan’la birlikteyken düzenlenen bir operasyonda ölen Hüseyin Cevahir için yazılmıştır; ‘alnını/ dağ ateşiyle ısıtan/ yüzünü/ kanla yıkayan dostum’ dediği Hüseyin Cevahir, aynı zamanda arkadaşıdır.

‘Özge’ bir şiire imza atmıştır Arkadaş Zekâi Özger

Arkadaş’ın 68 ruhuna ilişkin şiirlerinin ‘70’lerde yazılan şiirlerden farklı-özgün olduğunun altını çizmeliyim. Evet onun şiirinde de döneme özgü ‘Proleter, militan, burjuva, sınıf, sınıf ateşi, örs, çekiç gibi kelime ve kavramlar karşılar bizi veyahut da ‘bir proleterin oğlu olduğuma inandıramıyorum kimseleri’ dizesi gibi çok tanıdık söyleyişler de yer almaktadır; ve fakat bunlarla yapılan bağdaştırmalar, oluşturulan bölümler vs. dönem şiirinin bir hayli dışındadır.

Sözgelişi örneklediğim ‘bir proleterin oğlu olduğuma inandıramıyorum kimseleri’ dizesi‘ne kadar üstelesem yanlış bir değişimi’ gibi vurucu ve özgün bir dizeyle ikilik oluşturmuştur. Keza militandır; ama ‘acemi ve hüzne yakın, yalnızlığa yakın bir militan’. Düzene karşı savaşçıdır; ama (kemirgen bir düzenin/ kopardığı yüreğim /bir soygun karasında) ak ölüm savaşçısı’dır. Görüldüğü üzere dönem şiirinin havasından suyundan etkilenmekle ve kimi müşterekleri barındırmakla birlikte; ‘özge’ bir şiire imza atmıştır Arkadaş.

Ayrıca ‘70’ler şiirinde pek rastlamadığımız sapmalar da yer almakta onun şiirlerinde. ‘cuma gecesi ertesi’, ‘güzleme’, güvercinleyim’, (hay’dan) haylamaz, ‘martılamak’, ‘biralanmış (bir berber), ..mutlulandı (karıncam) ve yine bu minval üzere alışılmamış bağdaştırma ve söyleyişlerle ‘kötü bir halk partisi kalıntısı’, ben eksik bir birikimin tortusuyum’, bir bulutla rahibeleşen güneş’, atlayıp karıncama biraz eski bir çölü’ vb. günümüze ‘70’ler şiirini taşımaktan ziyade, İkinci Yeni’den, 80 sonrası şiire eşikler, esintiler taşımakta.

Arkadaş’ın şiiri ‘şiirlerinin bir ana bağlama yaslanmasıyla’ İkinci Yeni’den ayrılır

Arkadaş Zekâi Özger için ‘İkinci Yeni etkisinde şiirler yazmıştır’ türünden tespitler de yapılmış zaten. Katılıyorum. ‘sakalsız bir oğlanın tragedyası’nın da aralarında olduğu kimi şiirler özellikle işaret edilebilir; ancak onlardan ayrıldığı çok önemli bir nokta var, vurgulanması gereken; o da şiirlerinin bir ana bağlama yaslanmasıdır. Bilindiği üzere İkinci Yeni’nin böyle bir derdi hiç mi hiç yoktur. Bu ana bağlam da onun ötekileştirilen kimliğine (kanayan sürekli yara) ilişkin olduğundan varlığını hep hissettirir, hissettiriyor.

Aşkı ‘kendi uçurumlarından’ yola çıkıp betimlediği ‘eksik bir gün için şiirler’inin (s. 65) son bölümünden bir örnek fikir verecektir bize: “aşk parmağımda yanlış bir uçurum / dokunurken bırakır ürkek bir martı gibi (çünkü deniz orada) / -ben alışkın değilim bir eli martılamaya (çünkü deniz orada/ çünkü deniz orada) (…) sevgi/ denizin başlangıcı’

Görüldüğü üzere dipten gelen bir dalga, bizi Arkadaş’ın kanayan yarasıyla buluşturmakta. O arada alegoriler, alışılmamış bağdaştırmalar, anıştırmalar vs. rastlantısal olandan uzak, hep bu bütüne ilişkindir. Sözgelişi: ‘hayat trajik bir homoseksüeldir’ (merhaba canım, s. 55) dediği şiirde- ki zeki müreni seviniz dediği şiirdir de aynı zamanda- ‘ah canım aristophanes/ barışı ve eşek arılarını unutmuyorum’ dizeleriyle bize Antik Yunan’daki adalet anlayışını anıştırır; ama asıl göndergesi o günkü mahkemelerde görev üstlenen jürilerin oluşum biçiminedir, zira jüri üyesi olmanın tek koşulu: ‘Yurttaş bir erkek’ olmaktır.  Kısacası uzak çağrışımlar bile bir ana bağlama yöneliktir onun şiirinde.  Denebilir ki M. Kundera’nın ‘iktidar sizi nereden yaralıyorsa orası kimliğiniz olur’ sözü Arkadaş’ın şiirlerinin orta yerine bağdaş kurup oturmuş, oturmakta.

Arkadaş’ın şiirinde noktalama imleri

Arkadaş’ın şiirini değerlendiren bir yazıda noktalama imlerinden ve onların şiirsel işlevlerinden de dem vurmak gerekir. Gerçi modern şiirin ‘noktalama’ ile aman aman işi olmaz, olmamıştır ve bu durum da işin doğasına uygundur; neticede ‘anlam’ı yazarın istediği sınırlar içinde tutan düzyazının tersine; anlam’la bir derdi olmayan; olduğunda ise, anlam’ın sınırlarını alabildiğine zorlayan şiir’den söz ediyoruz. Ancak Arkadaş’ın şiirlerinde kendini hissettirecek bir noktalama düzensizliği var; veyahut da düzenliliği: Kimi şiirlerde noktalama imlerinden hiçbiri yer almazken, kimilerinde sadece bölüm-bölümce sonlarında (.) nokta imini kullanmış. Kimi şiirlerde (.) nokta yerine (:) iki nokta, (,) virgül yerine (.) nokta kullanmış vs.

Sözgelişi, 130 dizelik ‘beyaz ölüm kuşları’ şiirinde sadece bir yerde (:) iki nokta kullanmış. Hiç işlevi olmayan kullanımlara da rastlamak mümkün: ‘ben sevgiye hasretim. sevgi uzakta’ (hüzün mevsimi, s. 23) (,) virgül yerine (.) nokta kullanmış; oysa burada hangisini kullanırsa kullansın (veya hiç bir im kullanmasa da) bir işlevsellik söz konusu olamıyor. Bana en ilginç geleni ise, 44 dizelik ‘tamirat’ şiirinin tamamında bir (.) nokta, bir de (,) virgül kullanmış. (.) Nokta, en sonda yer almış; eh bir parça anlaşılır buluyorsunuz; ama (,) virgül gerekmeyebilir; çünkü anlamı sınırlandıracak şekilde kullanılmış: ‘bir burjuva kuklasıyım, korkak/ ve acemi bir militanım’ yani ‘korkak’ nitemi, ‘militan’la sınırlı olsun istemiş, (,) virgülü kullanmasaydı hem ‘burjuva kuklası ve korkak’; hem de ‘korkak ve acemi militan’ı düşündürecekti biz okurlara; ancak istememiş.

Bu konuda ilkin çok savruk ve bütünlükten uzak bir görüntü vermekte; ama belli ki bilinçli bir seçim, bir amaç gütme söz konusu. Dikkate değer bir emek, bir gözetim diyebilirim. Sanki Arkadaş ‘Dünya’nın en düzenli olanı cosmos da zaten chaos’tan çıkar’ düsturuna ‘noktalama’ vesilesiyle de bir vurgu yapmak istemiş gibidir.

Arkadaş'ın şiiri, Arkadaş Z. Özger, Zekâi Özger, Arkadaşım Zekâi, İsmet Tokgöz

Arkadaş Z. Özger

Devrimcilik Arkadaş’ın şiirinin içinde

Sonuç olarak ‘devrimcilik’, noktalama dâhil, Arkadaş’ın şiirinin içinde diyebilirim. Çünkü Türkçe’de devrimcilik, ‘düşünsel bir yol’ anlamına gelir. Eski yaşama kurallarını ve anlayışlarını değiştirip yeni bir yaşama biçimini kurmayı düşünme yolu. Arkadaş’ta şairin hayatı şiire ‘işte buradan dâhil’. Ama hepsinden önemlisi Arkadaş, bir gün bütün acıların eskiyeceğine inanan bir yürek taşımış kısa ömrünün içinde. Dizelerden taşan ‘bir özge enerji’nin açıklaması da budur bence:

(BEN ARKADAŞ ZEKÂİ ÖZGER)

BEN ESKİDEN UZAKLAR(DIM), ELYAZMASI(YDIM) VE

KIRIK BİR SEVİNÇTİM. ACININ VE ONARMANIN

BEDENİMİ YUĞDUĞU AK PAK HARÇ KUYUSU(YDUM).

Yavuz Özdem, Hürriyet Gösteri, Kasım-Aralık-Ocak 2015, S. 314, s. 30-32

Arkadaş Z. Özger: Farklılığın Tragedyası (Emek Erez)

Arkadaş Z. Özger, Zekâi Özger, Arkadaşım Zekâi, İsmet Tokgöz

Arkadaş Z. Özger

“Türkiye şiirinin bu ‘farklı’ sesinin en büyük hayali şiirlerinin; Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası adı ile yayımlanmasıdır. Bu yıl içerisinde Ve Yayınevi, şairin vasiyeti niteliğindeki hayalini, onun istediği gibi Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası adı ile bastı.”

Ali Akay, “Queer Tahayyül” kitabının önsözünde bir “tuhaf” hikȃyeden bahseder. Anlatılan Adélaïde Herculine Barbin’in öyküsüdür. Ve şöyledir; Chesnet adlı psikiyatrın raporuna göre, St-Jean D’ Angely’de 8 Kasım 1838’de ayakkabıcılık mesleğinden bir baba ve B. adlı bir kadından doğan medeni hali “kız” olarak ilan edilen Adélaïde Herculine Barbin, bir manastırda yetiştirilmiş ve 22 yıl boyunca genç “kızların” kaldığı bir pansiyonda büyümüştür. Günün birinde sol kasığındaki ağrılardan şikȃyet edince, doktora götürülmüş ve orada cinsel organının incelenmesi sonucunda büyük bir sürprizle karşılaşılmıştır. Bir metre elli dokuz santimlik boyuyla Adélaïde esmerdir, yüzü erkek de kadın da olabilecek bir yapıdadır. Sesi kadın gibidir ama bazen de öksürünce değişmekte ve kalınlaşmaktadır. Yanaklarında hafif bir tüylenme belirmektedir. Göğsü erkek göğsüdür, yassıdır. Beli ve kalçaları erkek görünümündedir.

Psikiyatri raporlarına göre; medeni hukuka ait olarak ele alındığında, Adélaïde “korkunç bir hatanın” kurbanıdır ve bu yaşına kadar yanlış bir cinsiyetle yaşamıştır. Bu genç insan, mahkemenin yargısıyla yeni kimliğine girmek zorundadır. Sonuçta erkek ilan edilir, Adélaïde ve ismi Abel olarak değiştirilir. Bu durumun hata olarak kabul edilmesinin sebebi, öykünün de önemli olmasını sağlayan durumdur aslında, çünkü bunun hata olarak görülme sebebi kimlik üzerine oturtulmaya yeni başlanan bir ulus devlet politikasıdır. Foucault’nun arşiv çalışmalarından bilinen bu öykü bize birçok şey anlatır. Adélaïde medeni hukuka göre “hata” kurbanıdır. Kadın kimliğinde erkek olarak yaşamıştır ancak oysa o ikisi de değildir. O bir Hermafrodittir. Ancak medeni hukuk oluşturulmaya çalışılan ulus devlet politikaları ve genel ahlaksal kategoriler onu kendi dışında bir bedensel varlığa hapsetme çabasına girişmişlerdir. Çünkü öznelerin her anlamda kategorizasyonu, insan varlığının her anlamda kurgu ve inşası bu dönemin politikalarının ve bilimsel uygulamalarının en önemli özelliğidir. Oysa yine Foucault’nun belirttiği gibi; bedenimizi bırakamayız, başımızı alıp gitmek istesek gidemeyiz. Çünkü bedenimiz ütopyanın aksidir, vardır ve tıbbi uygulamaların, kategorize etmelerin ve genel ahlakın dayatmaları dışında onun her türlü yönelimi öznelerin kendi varlığı ile ilgilidir.

Bütün bunlardan bahsetme sebebimiz ise yazının asıl konusu olan bir şair. Arkadaş Zekâi Özger olarak tanıdık onu, Arkadaş ismini kendisi almıştı belki de ömür boyu arkadaşımız kalacağını bilerek. 1948’de Bursa’da doğan şair, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun olarak TRT’de program yapımcısı olarak çalışır. Özger şiirlerinde ölüm ve cinsellik konularına ağırlık verir. Bu şiirlerinde, eşcinsel kimliğinin izlerini de yansıtır. Özger’in Ankara yılları, öğrenci hareketlerinin yoğun olarak yaşandığı günlerdir. 1970 öncesinde okulunun polislerce basıldığı bir gün, çıkan olaylarda başına ağır darbeler alır. Aradan yıllar geçtikten sonra 5 Mayıs 1973’te sokakta ölü bulunur. Beyin kanamasından öldüğü belirlenir. Arkadaşları, ölümünü okulun basılması sırasında başına aldığı ağır darbelere bağlarlar.

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası, Arkadaş Z. Özger, Arkadaş Zekâi Özger

Türkiye şiirinin bu “farklı” sesinin en büyük hayali şiirlerinin; “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” adı ile yayımlanmasıdır. Bu yıl içerisinde Ve Yayınevi, şairin vasiyeti niteliğindeki hayalini, onun istediği gibi “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” adı ile bastı.

Yazarların ya da şairlerin yazdıklarını onların yaşamsal edimlerinin dışında değerlendiremeyiz. Her yazar bir şekilde yaşamının, yönelimlerinin kendisine verdiği, sıkıntıyı, varoluş çabasını eserlerine yansıtır. Özger şiirlerine bu gözle baktığımızda onun eşcinsel kimliğinin ve o nedenle yaşadığı sorunların yansımasını hissederiz.

Yeliz Kızılarslan: “68’in yalnız oğlanı” olarak tanımlarken Özger’i “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” şiiri ile beraber “ifşa olan” eşcinselliğinin onu yalnızlaştırdığına değinir. Ve bu doğru bir tespittir. Bu gün hȃlȃ bazı sol partilerde dȃhil siyasi oluşumların bir “hastalık” kategorisine indirgediği ya da eşcinsellik ile ilgili “marjinallik” açıklamalarının yapıldığı düşünülürse, bu durum çok da sürpriz değildir. Bu anlamda Özger şiiri sadece edebȋ anlamda değil, siyasi anlamda da kategorize edilmenin, yalnızlaştırmanın izlerini taşır.

“Charles Chaplin bir savaşta yitirdim sakalımı, çıkmazlığın grev sesi umutlarımı vururken yendirdim bıyıklarımı, papağan kuşkulara biraz elma şekeriyle kazıdım sakalımı, lohusa şerbetiyle kazıdım sakalımı, yanaklarım paprika lahmacun ister misiniz? Al işte sana böyle yüze böyle güz demeyin, deseniz de sakal yok ya ucunda bu güz vermedi tarla seneye bıyık kerim, ben ettim siz etmeyin sakal veririm size iğne iplik elimde bıyık dikerim size yanaklarım taşlı tarla kurabiye yer misiniz?”

Özger, manifesto niteliğindeki şiirinin bu dizelerini, naif ve güleç bir yüzle kendisini “öteki” bir kimliğe hapseden arkadaşlarına yöneltir. “Sakal” ve “bıyık” kültürel erkekliğin en önemli simgelerindendir. Oysa o sakalsız bir oğlandır kendi deyimiyle ve ona yaşatılanın öyküsünü anlatır bir tragedya ile çünkü tragedya insanın kendi gerçekliğini ve anlamını en dolaysız şekilde sunabildiği bir tür olarak da adlandırılır birçok düşünür tarafından.

“Sayın bayan dursanıza gözünüze kuş kaçmış bu bıyık hiç gitmemiş sesinizin rengine sakalınız uzamış inmiş ta belinize atkuyruğu yapınız ya da örgüleyiniz kedinizin bıyığını usturayla kesiniz yanaklarım bileytaşı ispirto sever misiniz? Yoksul ve utangaç bir müşteriyim ben sizde güneş bulunur mu? Biraz kaktüs alıcam saksılarım yeşersin üç beş bulut verin de çok üşüdü güneşten şizofreni olucak çabuk olun lütfen dikenleri solucak yanaklarım gobi çölü soğuk su içer misiniz?”

Özger’in şiiri yalnızca kültürel erkeklik ile değil kadınlık ile de ilgilidir. Kurulmuş ya da oluşturulmuş cinsiyet rollerinin yüklediği her türlü sorumlulukla ironik bir şekilde, dalgacı bir üslupla, eğlenir şair. Çünkü bildiği bir şey vardır kadının ya da erkeğin nasıl olması gerektiğine birileri tarafından karar verilmiştir. Kadın çiçek yetiştirir erkek sakal-bıyık bırakır, kadın için ise tam tersidir onun bıyıksızlığı makbuldür. Biçimsel anlamlar yüklenmiştir hem kadına hem erkeğe ve bu anlamların dışında bir varlık gösterince de dışlanmıştır var olduğu her ortamdan hatta müdahale görmüştür kendi bedenine dair.

Hermafrodit Adélaïde’ın öyküsünde anlatılan gibidir durum, cinsel olarak iki kategori var edilmiştir kadınlık-erkeklik ve nasıl davranılması gerektiği de öğretilmiştir, üst kurumlar tarafından. Oysa “her sabah aynanın dayattığı o kaçınılmaz imgedir” bedenimiz ve her türlü farklılığımızla, o kurumsal dayatmaların genel ahlakın dışında bizim varlığımızdır. Farklılığın hep olumsuz anlamlar barındırdığı coğrafyamız içinde her gün bir trans cinayetine uyanıyorsak, Zekai Özger’e kulak verelim şimdi; “her gün gövdemde büyüyen hüznümle, kimselerden habersiz eskiyen yüreğimin dinlemiyorlar şarkısını” Sahi kendimiz gibi değil diye dışladığımız, yaşam hakkını elinden aldığımız, yüreklerden gelen o şarkıları ne zaman duyacağız?

Kaynaklar

Akay, A. (2013), Queer Tahayyül, s. 9-15, (Der. Sibel Yardımcı – Özlem Güçlü), İstanbul: Sel Yayıncılık.

Foucault, M. (1966), “Ütopik Beden”, Teorik Bakış, 3. Sayı, (Der, Sibel Yardımcı, Sanem Güvenç Salgırlı), (Çev. Sibel Yardımcı), İstanbul: Sel Yayıncılık.

Kızılarslan, Y. (2010), “Arkadaş Z. Özger Şiirinde Erkeklik ve Homofobi Eleştirisi”, Anti-Homofobi Kitabı, Ankara: Kaos GL Derneği.

Emek Erez, 05.12.2014, Edebiyathaber.net

Kaynak: www.edebiyathaber.net/arkadas-zekai-ozger-farkliligin-tragedyasi-emek-erez/

 

“Kent 16” dergisi

Kent 16, Arkadaş Zekai Özger, Arkadaş Z. Özger, Bursa, şiir dergisi, KENT 16 DERGİSİ,

“Kent 16”, Aralık 1965, Sayı:1

Aralık 1965’te Bursa’da yayımlanmış aylık dergi. Alt başlığı “Düşün ve Sanat dergisi” olan dergi yalnızca bir sayı yayımlanabilmiştir. Dergi, Zekâi Özger (şair Arkadaş Z. Özger) ile liseden arkadaşı Ömer Zafer Göktürk tarafından çıkarılmıştır, bu iki isim derginin künyesinde “kurucular” olarak belirtilmektedir. Sorumlu Yönetmen’i Mehmet Durul’dur. Sekiz sayfalık bu dergide Arkadaş Z. Özger’in yayımlanmış ilk şiiri olan “Niye Kapalı Kapılarınız – Bulamıyoruz” da yer almaktadır ve dergi bu açıdan edebiyat tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Uzunca bir süre varlığı unutulan dergiyi yeniden gündeme getiren Bursalı şair Metin Güven’dir, Hürriyet Gösteri dergisinin Mayıs 2003 tarihli sayısında Kent 16‘dan söz etmiş, dergiyi bütün aramalarına karşın bulamadığını belirtmiştir. Kent 16 dergisi Arkadaş Z. Özger’in şiiirlerini Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası adıyla yayına hazırlayan Kenan Yücel tarafından 2014 yılı sonlarında yeniden günışığına çıkarılmıştır.

Dergiyi yüksek çözünürlükte okumak için tıklayın: Kent 16

 

Adına Kavuşan Kitap (Necmiye Alpay)

Necmiye Alpay, Milliyet Kitap ekinin Ekim 2014 sayısında (20.10.2014) Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası hakkında yazdı: “Arkadaş Z. Özger’in tek kitabı nihayet kendi seçimi olan adla yayımlandı. Yeni düzenlemeyle şairin asıl şiirleri öne çıkarılmış oluyor.”

Değerli yazısı için Necmiye Alpay’a teşekkür ediyoruz.

Necmiye Alpay, Milliyet Kitap eki, Arkadaş Zekâi Özger, Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası, Sevdadır şiiri

Milliyet Kitap eki, 20.10.2014

Kitabın adına kavuşması devrimsel bir dönemeç oluşturabilir

Çok genç ölen o yakıcı, ölümsüz şairlerden, Arkadaş Z. Özger. Şiirleri ilk kez ölümünün birinci yılında, yani bundan tam 40 yıl önce Şiirler adıyla kitaplaşmış. O tek kitap daha sonra beş kez de Sevdadır adıyla basıldıktan sonra nihayet bu yıl şairin kendi seçimi olan adla yayımlandı: Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası. Okumaya devam et

“bir gün elbette zeki müreni seviceksiniz” (Gökçen Ezber)

Radikal Kitap

Radikal Kitap, 22.08.2014

22.08.2014 tarihli Radikal Kitap’ta Gökçen Ezber’in Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası ve Arkadaş Z. Özger hakkındaki yazısı yayımlandı…

Öteki olmanın, ötekileştirilmiş insan yüreklerinin sesini arıyorsanız, onu Arkadaş Z. Özger’in dizelerindeki sözcüklerin tınısında duyabilirsiniz. Kategorize ederek, ayırarak ve ötekileştirerek ayakta durmaya çalışan köhne uygarlığımız, dünya görüşü, ırk, dil, din, cinsiyet ve daha birçok yapay kurgu üzerinden kıyıya itilmiş “öteki” insanlar yaratmaya devam ediyor. Erke hizmet etmeyen, tahakküme boyun eğmeyen her insana ya trajik yaşamlar biçiliyor, ya da yaşamları hepten ellerinden alınıyor. 1973 yılında, henüz yirmi beş yaşındayken yaşamını müphem, ama bir o kadar da bilindik bir nedenle kaybeden (5 Mayıs sabahı sokakta ölü bulundu) şair Arkadaş Z. Özger, Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’nda, şiirleriyle bize ötekiliğin evrensel dilini inşa ediyor. Özger’in saydam dizelerinde, köhnemiş insanlığımızın temelleri açığa çıkıyor. Okumaya devam et

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası / 2. Basım!

İlk Basımı Nisan 2014’te yapılan, büyük ilgi gören,  “En Çok Satanlar” listelerinden uzun süre inmeyen ve kısa sürede tükenen Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası‘nın 2. basımını Haziran 2014’te yapmıştık. Gözden geçirilmiş, hard-cover (sert kapaklı) üretilen, tüm nüshaları numaralandırılmış bu özel basım kitabımıza gösterilen ilgi artarak sürüyor. Tüm okurlarımıza teşekkür ediyoruz.

Kitabın telif gelirlerini “Arkadaş Z. Özger Kitaplığı”nın kurulması için bağışlamıştık. Çalışmalarımızın sürdüğünü ve “Arkadaş Z. Özger Kitaplığı”nın açılışını önümüzdeki yıllarda yapacağımızı da buradan duyurmuş olalım.

Ve Yayınevi, koleksiyon değerinde kitaplar…

 

Kitaplarımız İmge Kitabevi’nin “En Çok Satanlar” Listesinde!

İmge-En Çok satanlar-İlk 10, 25.06.2014

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası ve Oza adlı kitaplarımız günlerdir İmge Kitabevi’nin “En çok satanlar” listesinde… Mutluyuz, gururluyuz! Bize bu gururu yaşatan tüm okurlarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz…

“En çok satanlar” listesi, İmge Kitabevi şubelerinin son 7 günlük satış verilerine göre her gün güncelleniyor.  Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası ve Oza adlı kitaplarımız günlerdir bu listede yer alıyor.

Ve Yayınevi, koleksiyon değerinde kitaplar…

                fotoğraf 3

“Bak yeryüzü ne kadar geniş”

İsmail Biçer’in Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası/Arkadaş Z. Özger kitabımızla ilgili tanıtım yazısı Aydınlık Kitap ekinde yayımlandı. Yayınevimizden çıkan kitaplar hakkında yazılmış ilk yazı olmasıyla bizim için ayrı bir önemi de olan yazı için İsmail Biçer’e teşekkür ediyoruz.

İsmail Biçer, Aydınlık Kitap eki, 16 Mayıs 2014, s. 21.

İsmail Biçer, Aydınlık Kitap eki, 16 Mayıs 2014, s. 21.

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası / Arkadaş Z. Özger (trailer)

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası/Arkadaş Z. Özger, şiir, Ve Yayınevi, Nisan 2014, 144 sayfa. Kitap tanıtım filmi. (trailer)